Prof. Dr. Mehmet DEMİRCİ

Prof. Dr. Mehmet DEMİRCİ


Televizyonlarda tarikat tartışmaları

11 Ekim 2020 - 19:32

Televizyonlarda tarikat tartışmaları


Çocuk tacizi ve istismarından bir sahte şeyhin tutuklanması sebebiyle tarikat meselesi medyanın gündemine girdi. Bu konuda bazı televizyon kanalları saatler süren tartışma programları yaptılar. Katılımcıların çoğu ilgili programın sabit, değişmeyen kişileri idi.

Herkesin her konuyu bilmesi mümkün değildir. Bilhassa tasavvuf ve tarikat gibi özel alanlarda konuşacak uzman kişilere ihtiyaç vardır. İstanbul ve yakın çevresindeki İlahiyat Fakültelerinde onlarca tasavvuf akademisyeni bulunmaktadır. Bu konuyu gündeme alan Tv kanalları, bunlardan birini programa çağırmayı nedense akıl etmedi. Sonunda meselenin özüne inemeyen laf kalabalığı ile vakit dolduruldu.

TASAVVUFUN DOĞUŞU
Tarikat bir tasavvuf kurumudur. Tasavvuf ise dinin şekilden ibaret bırakılmayıp içten yaşanması, ahlak ve sevgi yönünü öne çıkarıp gönül zenginliği kazanma gayretidir. Hz. Peygamber zamanında tasavvuf ve tarikat yoktu, doğrudur. Ama din ilimlerinden olan fıkıh, kelam ve mezhepler de yoktu. Bu gibi kurumlar bir ihtiyaç karşılığı olarak sonraki asırlarda oluştu.

Tasavvuf önce züht hareketi olarak doğdu. İnsanların ve yönetimlerin fazla dünyevileşmesine ve madde peşinde koşmalarına tepki olarak ortaya çıktı. Dayandığı temeller Peygamber Efendimizin yaşayışında, hadislerde ve Kur’an’da mevcuttur. Maddeperestlik karşıtı, kalb-i selim ve sevgi dindarlığıyla ilgili ayet ve hadisler çoktur. Zahitlik zamanla tasavvuf adını aldı. 12. Yüzyıldan itibaren tarikatler kuruldu.

TÜRKLERDE TASAVVUF
Türklerin İslamı kabulünde tasavvuf anlayışının rolü büyüktür. Yılmaz Öztuna’ım belirttiği gibi “Tasavvuf Türk düşünce tarihinin en büyük akımıdır.” Tekkeler başta musiki olmak üzere çeşitli güzel sanatlara kucak açmıştır. Anadolu ve Balkanlarda dini ve sosyal hayatta tasavvufun etkisi fazladır.
Osmanlının duraklama ve gerileme sürecinden tarikatler de payını aldı. Bir kısmı zaman içinde yozlaştı, tasavvufun özü olan iyi, kaliteli, olgun insan yetiştirme hizmetini layıkıyla yerine getiremez oldu. Buna bir çözüm olmak üzere Tanzimatla birlikte Meclis-i Meşayıh kuruldu. Aradan 75 sene geçtikten sonra, 1925’te tekke ve tarikatler kapatıldı, şiddetli baskı uygulandı.

Demokrasiyle birlikte daha hür bir ortama geçince bu kurumlar su yüzüne çıkmaya başladı. Ama yasaklı devirde usul ve erkan bakımından kayıplar olmuştu. Sonunda kanunen yasak fakat fiilen mevcut olan bir karmaşa yaşandı pek çok sahte şeyh ortaya çıktı.

ÇÖZÜM
Şunu iyi bilmeliyiz, herkesin bir tarikate mensup olması gerekmez. Ama bazı kimseler yaradılışı gereği mistik yapılıdır. Onlara bu yönlerini tatmin edecek sağlıklı imkan sunulabilmelidir. Tıp eğitimi olmayan bir yerde insanlar koca karı ilaçlarına ve istismarcı şifacılara yönelecektir.
Bugünkü şekliyle tarikatleri Diyanet denetleyemez, onun böyle bir görevi yoktur. Ayrıca denetlemek için bir kurumun varlığının kabulü gerekir. Onun için 1925’te getirilen yasaklar kalkmalıdır.

Şu çözüm uygundur: Tarikatler için tamamen bağımsız mesela RTÜK gibi bir kurul oluşturulmalı. Diyanet buraya bir temsilci verebilir, ama onu yönetme yetkisi olmamalı. Aksi halde Yunus Emre’nin “Cennet cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç huri” şiirini, Ebussud Efendi’nin küfürle itham eden fetvasının yeni örnekleri ortaya çıkabilir.

Prof. Dr. Mehmet DEMİRCİ
 

Kaynak: http://www.mehmetdemirci.org/
 

Bu yazı 1764 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum