Prof. Dr. Mehmet DEMİRCİ

Prof. Dr. Mehmet DEMİRCİ

[email protected]

Gerçekle sahte farkı

16 Mayıs 2021 - 15:57

Her değerli şeyin sahtesi ve taklitleri vardır. Tasavvuf alanında da gerçek temsilciler yanında, kasıtlı veya kasıtsız şekilde ehil olmayan, hatta sahtecilik yapan şeyh ve dervişler baştan beri var olmuştur. Ramazan boyunca üzerinde durduğumuz Tamamü’l-Feyz kitabından bu konuda örnekler sunmak istiyorum.

İsmail Hakkı Bursevi gerçek bir şeyhte bulunması gereken özellikleri anlatır. Her şeyden önce bu kimsenin olgun ve kendi nefsini kontrol altına almış olması, insanlardan ve müritlerden hiçbir beklenti içinde bulunmaması gerekir. Bütün söz, iş ve davranışlarında dinin gereklerine uyması ve Peygamber Efendimizin yolunu takip etmesi icap eder.

ÇAKMA ŞEYHLER
Başka bir ifadesi şöyle: “Bu zamanda işi düzgün, kamil ve insanları olgunlaştıracak alime rastlamak ne kadar zordur. Su var sandığın yer serap çıkıyor. Mamur zannettiğin yer harap çıkıyor.” Bu sözleri 1690 yıllarında söylediğini hatırlayalım.

Tarikat şeyhliği sıradan bir iş değildir. Bu göreve gelecek kimsenin uzun bir eğitim (seyrü süluk) sürecinden geçmesi ve doğru rehberlik yeteneğine sahip olması gerekir.

Bursevi’ye kulak verelim: “Şu zamanda kendisi müritlik yapmamış biri kalkıp mürşitlik (şeyhlik) iddiasında bulunuyor.
Hatta cahilliğine bakmadan şöhret uğruna müritlerini artırma hırsıyla hareket ediyor.” Bursevi, babadan oğula geçen şeyhliğe dikkati çeker, böylece işin çocuk oyuncağına ve maskaralığa döndüğünü belirterek ekler: “Ne zaman onlardan biri vefat etse, ister büyük ister küçük oğlunu şeyhliğe getirirler. Bu, gerçekten yaygın bir musibettir. Böyle bir tarikat çoktan iflas etmiş sayılır.”

ÖĞRENMEDEN ÖĞRETİLMEZ
Bursevi’nin hocası Osman Fazlı’nın şikayet ettiği konulardan biri de bazı şeyhlerin müritlerini yeterince olgunlaştırmadan halife tayin etmeleridir. Ona göre zamane dervişleri, zorluğundan dolayı mürşit kapısında 40 yıl sebat etmezler ve azla yetinirler.

Böyle bir halife ancak ihlasla çalışır ve sebat ederse başarılı olabilir.

Hatırlanacağı üzere Osman Fazlı, Bursevi’yi halife olarak Üsküp’e göndermişti sonraki yıllarda bir ziyaretinde aralarında şu konuşma geçer; Osman Fazlı Üsküp’te Hak sohbeti yapacak kimse buldun mu?” diye sorar. Cevap “hayır”dır. Bunun üzerine şöyle der: “Nefsinle meşgul ol. Başkalarından halini gizle. İnsanların elini öptüğü, dünya kendilerine açılan, bu yüzden daha önce bulundukları hali unutup aşağıların aşağılarına itilen halifelerden olma.” Böylece popüler ve şöhret sahibi şeyhleri eleştirdiği görülür.

Tasavvuf eğitiminde genellikle rüyalar önem taşır. Bursevi ise, şeyhi Osman Fazlı’nın rüyalara pek az itibar ettiğini söyler, şöyle dermiş: “Ben güzel rüyalar görmem.

Aksine benden bir kötü davranış ve ayıp görünürse Allah onu gözüme sokar. İşte benim rüyam budur.” Bursevi şöyle devam eder: “Nice keşif ehli vardır ki, kendi ayıbından haberi yoktur. Ne yazık ki insanlar böylelerine ilgi gösterir.”

NOT: Ramazan boyunca alıntılar yaptığımız İsmail Hakkı Bursevi’nin Tammaü’l- Feyz adlı eserinin metnini ve çevirisini kaliteli bir baskıyla neşreden Kültür Bakanlığı Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı‘na bir kere daha teşekkür ederim.

Prof. Dr. Mehmet DEMİRCİ
http://www.mehmetdemirci.org/

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum