Prof. Dr. Mehmet DEMİRCİ

Prof. Dr. Mehmet DEMİRCİ

[email protected]

El elden üstündür

04 Nisan 2021 - 12:18

İsmail Hakkı Bursevi, çok sayıda eser yazmış, alim bir gönül adamı, bir mutsavvıf, bir müfessir, bir şairdir. Bugün Bulgaristan sınırları içinde kalmış olan eski Edirne vilayetimizin Aydos kasabasında doğdu. 1653-1725 seneleri arasında yaşadı. Otuz yıldan fazla Bursa’da bulunduğu için “Bursevi” diye meşhur oldu. İlk gençlik yıllarında Edirne’de devrinin medrese bilgilerini öğrendi. Tahsilini ilerletmek üzere İstanbul’a geldi. Osman Fazlı adındaki Celveti şeyhinin öğrencileri arasında yer aldı. Bu arada İslam Hhukuku demek olan Fıkıh ve edebiyat bilgilerini ilerletti.

Bursevi’nin Ruhu’l-Beyan adlı tasavvufi tefsiri meşhurdur. Bu eser in Türkçe çevirisi 23 cilt halinde Erkam yayınları arasında çıkmıştır. Bu tefsirde Türk edebiyatından, özellikle de Fars edebiyatının meşhur simaları olan Hafız, Sa’di’den ve Hz. Mevlana’dan pek çok nakıller yapar.

Fetih suresinin onuncu ayeti şöyle başlar: “Muhakkak ki sana biat edenler Allah’a biat etmiş olurlar. Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir.” Bursevi bu ayetin tefsiri sırasında uzun uzun açıklamalar yapar. Bu arada Şirazlı Sa’di’den aşağıdaki hikayeyi nakleder:

USTANIN SON OYUNU
“Birisi pehlivanlıkta birinciliği elde etmişti. Bu ilimde üç yüz altmış önemli oyun bilir, her gün bu oyunlardan birisiyle güreşirdi. Bu pehlivan gönlünde sevgi beslediği talebelerinden birisine üç yüz elli dokuz oyun öğretti. Sadece bir oyunu öğretmeden onu gönderdi. Bu genç kuvvette ve güreş sanatında çok ilerledi. Güreş meydanlarında onu kimse yenemiyordu. Çok meşhur oldu. Güreşini devrin hükümdarı da seyrediyor onu takdir ediyordu. Bir gün padişahın huzurunda iddialı bir söz söyledi: “Ustamın, büyük olması ve üzerimdeki hakkı hasebiyle bana üstünlüğü vardır. Yoksa kuvvette ondan aşağı değilim ve güreş sanatında onunla müsaviyim, hatta onu yenebilirim.”

Benlik kokan bu söz padişahın hoşuna gitmedi ve ustasıyla güreşmesini emretti. Geniş bir alan hazırladılar, devlet erkanı, saltanat büyükleri ve o bölgenin meşhur pehlivanları toplandılar. Genç güreşçi meydana sarhoş bir fil gibi geldi. Öyle bir hışımla geldi ki önünde eğer demir bir dağ olsaydı onu da yerinden sökerdi. Usta bu gencin kendisinden daha kuvvetli olduğunu biliyordu. Fakat onun da bir planı vardı. Öğrencisinden saklayıp, ona öğretmediği oyun ile onu kavrayarak yukarı kaldırdı ve baş aşağı yere vurdu. Oradaki insanlar sevinçten ayağa fırladı. Padişah emretti, ustaya hil’at (değerli elbise) giydirdiler ve emsalsiz bahşişler verdiler. Genç güreşçiyi ise azarlayıp kınadılar: “Seni yetiştiren ustana karşı gelerek onu yenmeye kalkıştın, ama başaramadın” dediler. Genç: “Padişahım, ustam beni kuvvet zoruyla yenmedi, bugün beni bana öğretmediği bir oyun ile yendi.” dedi. Usta ise “o oyunu işte bugün için sakladım” dedi.”

Bu hikayeye şu not eklenmiş: “Müridler (öğrenciler) çocuklar gibi zayıftırlar, şeyhler (ustalar) ise sağlam duvar gibidirler. Bundan anlaşılan odur ki; bir öğrenci hocası varken onun derecesine ulaşamaz. Hocanın her yönden üstünlüğü söz konusudur.”


Prof. Dr. Mehmet DEMİRCİ
http://www.mehmetdemirci.org/

Bu yazı 1512 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum