Prof. Dr. Mehmet DEMİRCİ

Prof. Dr. Mehmet DEMİRCİ


Ayasofya’nın devasa levhaları

22 Haziran 2020 - 22:57

Ayasofya’nın devasa levhaları

Bin 500 senelik bir mabet olan Ayasofya, İstanbul’un fethiyle camiye çevrildi. Zaman içinde minareler ve başka bölümler eklendi. Mimar Sinan’ın yaptığı payandalar ile binanın çökmesi önlendi. Ana gövde ile uyumlu şekilde Hünkar Mahfili, kütüphane, padişah türbeleri, imaret, sebiller ve şadırvan inşa edilerek burası bir Türk-İslam abidesi haline geldi. Tam 3 sene önce bu köşede çıkan bir yazımı tekrar sunuyorum:

Ayasofya Camii 24 Kasım 1934’te müzeye çevrildi. Bu sırada hat sanatımızın en önemli şaheserlerinden olan levhalar yerlerinden indirildi. Bu 8 adet levhada “Allah”, “Muhammed”, “Ebubekir”, “Ömer”, “Osman”, “Ali”, “Hasan” ve “Hüseyin” isimleri yazılıdır. Dünyanın en büyük hat örnekleri olan levhalar celi sülüs hatla yazıldı.

1849’da Ayasofya’nın tamiri sırasında yerlerine kondu.

KADERLERİNE TERK EDİLDİ

7.5 metre çapındaki bu levhalara hatlar, Kazasker Mustafa İzzet Efendi tarafından önce kalemle yazılabilecek küçüklükte yazıldı. Daha sonra kareleme metoduyla istenilen büyüklüklere getirildi. Mesela Allah lafzındaki “Elif Harfi” 5 metre 60 santime çıkarılıp parça parça kalıplar halinde altınla yazıldı. Kazasker’in öğrencileri yazı kalıplarının hazırlanması ve branda üzerine yazımı safhalarında yardımcı oldu. Ihlamur ağacından yapılan bu levhaların parçalarının birleştirilmesi Ayasofya Camii içerisinde yapıldı. Ayasofya müzeye çevrilince bu levhalar başka yere taşınmak istendiyse de büyüklükleri sebebiyle hiçbir kapıdan sığmadı. Çaresiz, Hünkar Mahfili tarafındaki köşeye yığılıp kaderlerine terk edildi.

Üst üste konan ve bu yüzden rutubet ve havasızlıktan çürümeye yüz tutan yazılar hamiyetli kimselerin içini sızlatıyordu.

ÜZÜNTÜ BİTİYOR

Konunun devamını İbnülemin Mahmud Kemal İnal’ın, “Son Hattatlar” adlı eserinden sadeleştirerek takip edelim: “Allah ismi, Hz. Peygamber’in ismi, dört halifenin Hz. Hasan ve Hüseyin’in isimlerini taşıyan bu değerli levhalar, birtakım kıymet bilmez şahıslar tarafından indirilip bir kenara konulmuş, bazıları yer yer zedelenmişti.

Bu durum beni ve diğer imanlı kimseleri üzdüğünden levhaların tekrar yerlerine asılması için uğraştıksa da başaramadık.

Nihayet Ayasofya Müzesi Müdürü Muzaffer Ramazan Bey’i teşvik ettimse de: “Para yok, olsa asarım” demişti. Öteden beri benimle birlikte bu işe zihin yoran Ekrem Hakkı Ayverdi ve Nazif Çelebi Beyler gerekli parayı sırf Allah rızası için verdiler.

Ekrem Hakkı Bey’in nezaretinde levhalar tamir edildi, yine onun tarafından 28 Ocak 1949’da yerlerine asıldı. Ekrem Bey gelip beni götürdü. Levhaları eski yerlerinde görünce ağlamaya başladım. Allah’a şükürle vasıta olanlara teşekkür ettim.” E. H. Ayverdi (1899-1984) tarihimize ve kültürümüze aşık değerli bir mimar-mühendistir.

Pek çok Osmanlı eserini restore etti.

O devasa levhaların, iskeleler kurulup çok yükseğe çıkarılarak yerlerine sabitlenmesi ciddi bir mühendislik işidir. Bilgi, beceri, cesaret ve iman ister. Bunlar Ekrem Beyde vardı. Levhaların asılacağı gece kazanlar kurdurmuş, yemekler pişirtmiş ve işçilere ikram ettirmişti. Böylece bir gecede, sabaha kadar çalışarak levhalar yerlerine asılmıştı.

Prof. Dr. Mehmet DEMİRCİ

Kaynak: http://www.mehmetdemirci.org/

 

Bu yazı 815 defa okunmuştur.