Prof. Dr. Kürşad ZORLU

Prof. Dr. Kürşad ZORLU


Teknoloji milliyetçiliğinin yükselişi...

04 Eylül 2020 - 15:14 - Güncelleme: 04 Eylül 2020 - 15:20

Dün Google tarafından yapılan açıklamada Türkiye’deki reklamlardan ilave %5’lik bir ödemenin faturalara yansıtılacağı duyuruldu. Bu aslında Türkiye’nin Mart sonunda yayınlanan tebliğ ile dijital ortamdaki hizmetlere %7.5’lik vergi uygulamasının bir sonucu denilebilir. Google’ın sahibi olduğu Alphabet adlı çatı şirket Youtube’nin de sahibi. Şirket 2019’da yıllık gelirlerinin %17 artarak 46 milyar dolar olduğunu duyurmuştu.

Bir süredir dikkatimi çeken konu ise Google, Apple, Facebook ve Amazon ve diğer Silikon Vadisi şirketlerinin Pentagonla ve ABD Savunma stratejileriyle giderek artan birliktelik eğilimleri…

Zira bu şirketlerin tepe yöneticileri geçtiğimiz ay ABD Kongresinde bir tür hesap verdiler denilebilir. Cumhuriyetçi kongre üyesi Ken Buck bugün Türkiye’de ek vergiler koyan Google yöneticisi Sundar Pichai’yi savunma bakanlığı ile işbirliği yapmamakla suçladı. Üstelik demokratlar ve cumhuriyetçilerin soruları farklı olsa da benzer kaygıları ortaya koymaları milyarlarca insanı buluşturan sosyal ağların bir milli güvenlik meselesi olarak algılanmasını beraberinde getiriyor. Ve bir başka ilginç durum Şirketin eski CEO'su EricSchmid’in şuan Silikon Vadisi’den ABD savunma sanayine yenilikleri getirmekle görevli kişi olması…Microsoft ise Pentagon ile 10 milyar dolarlık bir teknoloji anlaşması yaptı.

Meseleyi bu noktaya taşıyan ana etken Çin’in 2012’den bu yana Silikon vadisi şirketlerine (özellikle sosyal medya) karşı karartma politikası…Aradan 10 yıl geçmeden Çin bu şirketlerin gelirlerine olumsuz etki etmekle kalmayıp kendi sosyal medya ağlarını inşa etmeyi başardı. Çin teknoloji şirketi Tencent Facebook'u geçerek dünyanın en değerli sosyal medya şirketi oldu. TikTok, Facebook'un bir yan kuruluşu olan Instagramı geride bıraktı.

Gelinen noktada ABD bu şirketlere karşı büyük bir kampanya başlattı. Trump TikTok’un bağlı olduğu şirketin satılmaması durumunda ABD’de tamamen yasaklanacağını açıkladı. Teknoloji yazarı JS Tan’ın makalesinde bu durum şu şekilde izah ediliyor: “Silikon Vadisi'nin neoliberal düzeni sona erdi ve ardından teknoloji milliyetçiliği çağı doğdu.” Artık internet ağı milli sınırlar arasında daha fazla bölünecek ve teknoloji endüstrisi daha askeri bir kimlik kazanacak.

Türkiye’de biz bu konuyu kutuplaşma siyaseti ile irdelesek de karşımızda ciddi bir dönüşüm rüzgarı var. Bu dev sosyal medya ağlarının giderek Pentagonla eklektik hale gelmesi en başta Türkiye açısından yeni çözüm önerilerinin geliştirilmesini gerekli kılıyor.

Peki Kreş ve Anaokulları ne olacak?

Bugünlerde ilk ve ortaöğretim ile üniversitelerin yüz yüze eğitim konusunda ne karar alacakları farklı açılardan masaya yatırılıyor. Devlet okulları için Milli Eğitim Bakanlığının nihai kararı bekleniyor. Üniversiteler ise inisiyatif kendilerine bırakıldığı için değişen kararlar alabiliyor. Ama dikkatimi çeken şey anne-babalar için bir o kadar önemli KREŞ ve ANAOKULLARININ ne olması gerektiği yeterince konuşulmuyor.

Oysa okul öncesi eğitim yavrularımızın eğitim sistemindeki başarısını belirleyecek yegane temel…Bu kolon ne kadar sağlam olursa ilköğretim ve sonrasındaki diğer dönemler buradan yükseliyor. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk salgınla mücadelede bence bu konuda da birimleri harekete geçirmeli.

Kreş ve anaokulları hem büyük bir kitleyi ilgilendiriyor hem de sektörel olarak ciddi bir kaygı alanında faaliyet yürütüyorlar. Bu kurumlardaki eğitimin yüzyüze yapılmaktan başka şansları yok. Bir yönüyle o yaştaki çocuklar için sosyalleşme düzenekleri...Salgınla mücadele sürecinde kimi tedbirler geliştirilse de sektörün bu kısmı yeterince dikkate alınmamış denilebilir. Örneğin hangi kreş hangi objektif ölçütlere göre güvenli? Yanda bir başka açıdan özel okullara getirilen %8’den %1’e vergi indirimi bu okullara da uygulanacak mı?

Dün bu konuda görüştüğümüz bazı okul yöneticileri artık maddi ve manevi olarak çok yıprandıklarını, böyle giderse kapıya kilit vurma ihtimallerinden bahsettiler. Çevrede bu şekilde pek çok kurum varmış. Tabii söz konusu eğitim olunca bu tür endişeler en başta çocuklar açısından üzüntü verici.

Muhakkak ki ülkenin genel durumu ve hepimizin yaşadığı sorunlar bu kurumları da etkiliyor. Şimdi önemli olan buna bir çözüm bulabilmek.

Yani çocuğu olan her ailenin ortak sorunu denilebilir.

Türkiye’de 0-36 aylık çocuklara hizmet veren kurumlara kreş, 36-72 aylık çocuklar için yapanlara gündüz bakım evi, 36-66 ay arasındaki çocukların eğitimi için açılan okullara ise anaokulu deniliyor. Özellikle küçük yaşta çocukları olan ailelerin hele bir de anne-baba çalışıyorsa temel kaygılarından birisi okul öncesi eğitimin belirli bir güven içerisinde yürütülebilmesi.

Bilindiği gibi kreş ve anaokulları, 01 Haziran 2020 tarihlerinden itibaren eğitim faaliyetlerine devam edecek şekilde faal (açık) durumdadırlar. Salgınla mücadele sürecinde bu süreden itibaren okullar tarafından tedbirler alınsa bile velilerde hala büyük bir korku var. Bu korku giderilmediği sürece çocukların okul öncesi eğitime devam etmesi zor görünüyor. Bunun en büyük kanıtı özel kreş ve anaokullarının devlet eliyle açılmasına rağmen velilerin çocuklarını okula göndermek istememeleri. Maalesef bu korkular zamanla bir önyargıya dönüşmüş.

Bu algı alınacak önlemlerle birlikte ancak yetkili kurum, kuruluş ve bilim insanları tarafından değiştirilerek giderilebilir. Örneğin Milli Eğitim Bakanlığı ve TSE arasında imzalanan protokol kapsamında “Okulum Temiz” belgesi alınması bunlardan biri…Birtakım kriterler geliştirilip bunlar iyi denetlenerek salgına gerçekten hazırlıklı okullar yukarıdaki endişeden bir nebze uzaklaştırılabilir.

Bu yazı 472 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum