Prof. Dr. Kürşad ZORLU

Prof. Dr. Kürşad ZORLU

[email protected]

Tarımda nasıl bir güvenlik sorunuyla yüzleşiyoruz?

30 Ocak 2021 - 23:58

Türkiye’de uzun yıllardır potansiyelinin gerisinde kalan tarım sektörü, giderek artan ithalat (hammadde) ve azalan verimlilik düzeyi ile ülke ekonomisinde ciddi bir eksiklik haline gelmektedir. Güncel bir tartışma olarak et, süt, meyve ve sebzede yaşanan anormal fiyat artışları alım gücündeki gerileme kadar bu sektörün yaşadığı sorunların bir izdüşümüdür.

İçerdeki sorunlar kadar dışarda da salgını gerekçe göstererek çeşitli ürünlerin ihracatına kısıtlama getirilmesi Türkiye gibi ülkelerde gıda fiyatlarına olumsuz etki etmektedir. Dolayısıyla gıda ürünleri ülkeler arasında bir stratejik silah haline gelmektedir.

Tarımın desteklenmesi ve hak ettiği konuma getirilmesi özellikle günümüz koşullarında Türkiye için bir anlamda güvenlik meselesidir. Atatürk'ün 1926'daki şu sözleri güncelliğini korumaktadır: "...memleketimizin bir tarım ülkesi olduğu ve geniş bir alana yayılmış bulunduğu göz önüne alınırsa bizim başlıca kuvvet ve servet dayanağımızın toprak olduğu ortaya çıkar.’’

Tarım sektörü nüfusun yeterli şekilde beslenmesi, istihdamın artırılması ve sanayileşme boyutuyla da bir ülke ihracatının itici gücü olabilmektedir.

Son yıllarda destekleme alımları, doğrudan gelir destekleri, kimi girdi destekleri ve kredilerle tarıma yön verilmeye çalışılsa da korona sonrasında meydana gelen sarsıntıdan bu sektör de etkilenmiştir. Öyle ki asgari ücretin bir tür ortalama ücrete dönüştüğü Türkiye’de bugün yem, gübre, akaryakıt ve diğer girdi maliyetlerindeki artış üretici/çiftçiyi zorlarken alım gücü düşen vatandaşın karşısına yüksek gıda fiyatları çıkmaktadır.

Girdi maliyetlerindeki artış TÜİK rakamlarında da fark edilmektedir. Buna göre tarımsal girdi fiyatları, Kasım'da aylık bazda % 3,23 artarken, yıllık bazda %15,35 yükselmiş. En çok da yem fiyatları ve bakım/makine maliyetleri...

Uzmanlar böyle giderse tarım sektöründe belirli ürünler ve bölgeler dışında ekili arazi oranlarında gerileme yaşanabileceği endişesindeler. Nitekim TÜİK verilerine göre 1990-2017 döneminde Türkiye'nin nüfusunda yaklaşık %43,1 artış olurken, kişi başına düşen tarım alanlarında %38'lik bir daralma gerçekleşmiş.

Ayrıca 2002 yılında gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) içinde tarımın payı %10.27 iken, 2010 yılında %9, 2018 yılında %5.76'ya gerilemiş. Toplam istihdam içerisindeki tarımsal istihdamın payı da azalış göstermektedir.

Tarımdaki bir diğer problem ekilebilir alanlardaki küçülmenin yanı sıra teknoloji eksikliği, kuraklık tehlikesi, sulama kapasitesi, suyun doğru kullanılmaması, baraj ve göletlerin daha da artırılması şeklinde sıralanabilir. Sürdürülebilir bir tarım politikası için teknolojiyi iyi kullanmak gerekiyor. Örneğin fındıkta dünya birincisiyiz ancak bu ürünü katma değeri yüksek ihraç ürünleri haline getirmekte geri durumdayız.

İnanın Türkiye yapması gerekenleri yaptığı taktirde, coğrafyası ve insan kaynağı ile sadece kendi kendine yeter bir ülke olmanın ötesinde önemli bir ihracat imkanına kavuşacaktır. Böyle bir dönemde "Sorun yok!" yaklaşımına yönelmek, sanırım ancak sorunları ağırlaştırabilir.

Bu yazı 640 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum