Prof. Dr. Kürşad ZORLU

Prof. Dr. Kürşad ZORLU


Karabağ'daki işgal artık son bulmalıdır!

30 Eylül 2020 - 18:59

Ermenistan dün sabaha karşı işgal altındaki Karabağ bölgesinde sivillerin bulunduğu alanlarda saldırılar düzenledi. Ardından tüm cephe hattında Azerbaycan’ın karşı operasyonları başladı. Sıkıyönetim ve bazı illerle savaş hali ilan edildi. Aslında bu durum çok da sürpriz olmadı. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev bir süredir Ermenistan’ın yeni bir saldırı hazırlığında olduğunu vurguluyordu. BM’deki konuşmasında kimi ülkelerin Ermenistan’a silah vererek barış ve istikrarı baltaladığını söyledi. Cephe savaşına adım adım yaklaşılıyordu.

Dün yeniden gündeme oturan Karabağ sorunu Dağlık Karabağ ile onun çevresindeki 7 rayona (idari bölge) ilişkin bir sorundur. Yaklaşık 4.400 kilometrekare büyüklüğündeki Dağlık Karabağ dışındaki birimlerde sivil yerleşim çok sınırlıdır. Geçtiğimiz Mart ayında Dağlık Karabağ’da sözde cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılmış ve yemin töreni sırasında parlamento merkezinin tarihi Şuşa şehrine taşınması konuşulmuştu. Bu açık bir hukuksuzluktu. Azerbaycan’ın uzun yıllar boyu ekonomik, sosyal, kültürel merkezi olan Şuşa şehrini hedef almaları bir provokasyondu.

Her ne kadar hiçbir uluslararası kuruluş seçimleri tanımamış olsa da böyle bir adımın atılabilmiş olması dahi sorunun nereye doğru gideceğini o günden işaret eder gibiydi.

Bu süreçte kırılma noktalarından biri yine Ermenistan’ın Temmuz ayında Karabağ’ın yaklaşık 100 km kuzeyinde bulunan Tovuz bölgesine saldırı gerçekleştirmeleridir. Tıpkı yıllar önce Nahçivan ile Azerbaycan’ı ayıran Zengezur koridoru gibi hedef aldıkları Tovuz da bir geçiş koridorudur. Tovuz aynı zamanda Türkiye-Azerbaycan arasında hayata geçen enerji/ulaştırma projelerinin kilit noktası, Türk Dünyası jeopolitiği bakımından da önemli bir yerdedir.

 

Tovuz saldırısı bir yönüyle jeo-stratejik etki alanının ileriye taşınması bir yönüyle de Karabağ için yeni bir cephe hattı oluşturmanın çabasıydı. Dolayısıyla Azerbaycan Karabağ’daki karşı operasyonları ve ilerleyişi ile Tovuz’daki bu yönelime de cevap vermiş oldu. Ve akşam saatlerinde Azerbaycan kuvvetlerinin işgal atındaki rayonlarda bazı köyleri ele geçirdiğini biliyoruz. Ermenistan'ın ağır kayıpları oldu.

Şüphesiz Ermenistan’ın bu aklı tek başına ortaya koyduğunu söylemek mümkün değil. Arkasında Rusya ve Fransa’nın desteği, İran’ın güçlü motivasyonu bulunmaktadır. Bu vaziyet her koşulda Azerbaycan’ın yanında olduğunu açıklayan ve bunu da son dönemde dünyaya gösteren Türkiye’yi yakından ilgilendirmektedir. Çünkü hedefte sadece Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü değil Türkiye’nin de enerji mücadelesi ve bölgedeki konumu vardır. Bu bakımdan Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü ve istikrarı adeta Türkiye şahdamarı haline gelmiştir.

Pek muhtemel ki yarına kadar Rusya başta olmak üzere ABD ve AB cephesi çatışmaların durması için peş peşe adımlar atacaklar. Barış, müzakere çağrıları yapacaklar. Rusya bir süre sessiz kalıp, Paşinyan yönetimine de belirli bir mesaj vererek çıkarlarına en uygun noktada Azerbaycan’ın ilerleyişini durdurmak isteyecektir. Fransa ise yaklaşan AB zirvesi öncesi Türkiye’nin elini zayıflatmak istemektedir. Çatışmalar dursa bile orta vadede tamamen sona erdirmek mümkün gözükmemektedir.

Gelinen aşamada Azerbaycan açısından sabırlar taşmıştır. AGİT Minsk Grubu ve BM’nin net kararları olmasına rağmen 30 yıla yakın bir zamandır Ermenistan’ın işgalci/saldırgan tutumu değişmemiştir. Her saldırı sonrası müzakere adı altında yeni bir fiili durum yaratmak peşine düşmüşlerdir. Bu tablo karşısında Azerbaycan’ın uluslararası kararlara ve toprak bütünlüğü ilkesine uygun şekilde işgal edilmiş topraklarını geri almasının bir hak ve zorunluluk haline geldiği ifade edilebilir. Öyle ki bu gerçekleşebilirse oluşacak yeni durum üzerinden bölgenin barış istikametinde daha hızlı ve samimi adımlar atması gerçekçi bir yol olarak gözükmektedir.

Bu yazı 1183 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum