Prof. Dr. Kürşad ZORLU

Prof. Dr. Kürşad ZORLU


Ermenistan'ın ateşkes için yeni oyun senaryoları...

06 Ekim 2020 - 20:04

Ermenistan’ın 27 Eylül tarihinde sivillere yönelik saldırıları ile başlayan çatışmalar gelinen aşamada tüm cephe hattına yayılmış durumda.

Dün öğle saatlerinde işgal edilmiş 7 ilden Cebrayil tamamen Azerbaycan’ın kontrolüne girdi. Yaklaşık 35 km kuzeydeki Füzuli ise her an işgalden kurtarılabilir... Ağdere ve Kelbecer’in de kuzey istikametinde ilerleyiş sürüyor. Buralarla birlikte Laçin koridorunun kontrol altına alınması Dağlık Karabağ’ın merkezi Hankendi’ye ulaşmak demek. Zaten şimdiden orada yaşayan siviller Ermenistan’a geçmeye başladılar. Kimi görüntülerde sivillerin çıkışının önlenmeye çalışıldığı gözlendi. Aynı şekilde cephe hattında çekilen Ermeni askerler için “vur emri” verildiği iddia edildi.

Şüphesiz hiç kolay bir süreç değil. Arazinin zorluğu bir tarafa sivil alanları iyi irdeleyerek hareket etmek gerekiyor.

Yine de gelinen aşamada moral üstünlüğü Azerbaycan’ın lehine geçiyor. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in dün yaptığı halka seslenişlerde bu açıkça hissediliyordu. Sözde Cumhurbaşkanı Harutyunyan’a “İndi kaçıp sıçan gibi gizlenir. Çıksın ortalığa!” dedi.

Ancak Ermenistan için bir çıkış yolu olarak kullanılmak istenecek şu hususlara dikkat çekmek lazım.

Birincisi Ermenistan’ın işgal edilmiş alanların dışındaki Azerbaycan topraklarına saldırarak çatışmaları Karabağ dışına taşımak istemesi. Nitekim dün akşam saatlerine gelindiğinde Gence, Absheron bölgesi ve Mingaçevir’e orta menzilli füzeler atıldı. Özellikle burası su deposu ve elektrik santrali barındırıyor.

Böylelikle bazı ülke ve kuruluşları müdahale etmeye, çatışmanın içine çekmeye çalışıyor Ermenistan...

Bunların başında Rusya ve onun öncülüğünde kurulan Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ) var. Diğer üyeleri Belarus, Tacikistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Ermenistan.

Rusya, Ermenistan’ın sınırlarını kontrol ediyor. Burada üsleri var. Ancak Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki sınırları kontrol edemediği görülüyor. Karabağ bu noktada onlar için bir araç özelliği taşıyor.

KGAÖ ise 1992 yılında temelleri atılan 2002’de örgütlenen ve tamamen askeri işbirliğine dayalı bir kuruluş. Azerbaycan, Gürcistan ve Özbekistan 1999’dan sonra buradan tamamen çekildiler. 2004 yılında alınan kararla KGAÖ üyesi ülkeler diğer BDT ülkelerine göre Rusya’dan daha ucuz silah temin etme hakkına kavuştular.

Geçmişte bunu kullanma konusunda başarısız olunsa da içerisinde “Kolektif Acil Müdahale Kuvvetleri” adında bir askeri birim var. 20 bine yakın bir askeri gücü olduğundan bahsediliyor. En büyük çıkmazları bölgesel sorunlarda oy birliği ile karar alamayışları.

KGAÖ anlaşmasının birinci maddesine göre, imzacı taraflar kendi aralarında ve diğer devletlerle olan anlaşmazlıkları barışçıl yollarla çözecekler ifadesi yer alıyor. Üye devletler, herhangi bir üyeye karşı olan askerî birliklere giremiyor. Üye devletlerden birine yapılan saldırı tümüne yapılmış saldırı olarak değerlendiriliyor.

Her şeye rağmen buradan acil müdahale kararı çıkması epey düşük bir ihtimal.

Bu noktada ikinci husus daha da önemli hale geliyor. Sürecin başından bu yana Başbakan Paşinyan iki tez üzerine propagandasını kurdu. Birincisi “Çatışmayı ilk başlatan hatta saldıran Azerbaycan’dır”. Diğeri “Türkiye sahada bizzat çatışmaların içerisinde yer alarak destek veriyor.” Son olarak Suriye’den bazı grupların getirildiği iddiası ise bu iki tezin etkisini artırmaya yönelik bir kara propagandaydı.

Şimdi de sivilleri öne sürerek yeni bir yalanı dünyaya sunmak niyetinde oldukları söylenebilir. Bu kez “siviller öldürülüyor” söylemi ile BM ve AGİT Minsk Grubu Eşbaşkanlarını ateşkes için yönlendirmek isteyeceklerdir.

İşin özeti: Kararlı ama çok dikkatli ve rehavete imkan tanımayan bir ilerleyiş vazgeçilmez olmalı...

Bu yazı 845 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum