Prof. Dr. Kürşad ZORLU

Prof. Dr. Kürşad ZORLU

[email protected]

Atatürkçülük ve Turancılık nerede buluşur?

02 Ocak 2022 - 22:10

Atatürk’ün düşüncelerine, söylevlerine, yaşam felsefesine ilişkin bir çerçeve çizmek gerektiğinde onun 3 temel özelliği öne çıkar.

Gelişerek yenileşme, gerçekçi makuliyet ve ölçülü kat’ilik.

Atatürk devrim ve inkılaplarının temel pusulası buradadır…

Bu yönüyle bakıldığında Milliyetçi ve Türkçü Atatürk, elbette Halkçı ve Cumhuriyetçi idi. Laiklik ise din olgusunun vicdanlarda yer bulabilmesine ıtlak olunurdu. İlaveten devletçi yönüyle milli hazineyi yükseltmiş ve tedrici bir demokrasi yolculuğunu esas almıştır.

Atatürk’ün düşünce ve güncesi siyasal, sosyal ve kültürel yönleriyle bir bütündür. İçerisinden birini ya da bir kısmını öne çıkararak diğerini karartmak Atatürkçülük yaklaşımının da nüfuz kaybetmesine temel olmaktadır.

Öyle ki halkçılığının temel dayanaklarını anlamadan milliyetçiliğinin yönelimi anlaşılamaz. Ya da milliyetçilik eksenindeki stratejisini idrak etmeden laiklik ve cumhuriyetçilik gerekçesi günümüz ihtiyaçlarına uyarlanamaz.

Maalesef Atatürkçülüğün bu dokusu göz ardı edildiğinden zaman ve mekan içerisinde milletin kabul çizgisinde de sapmalar yaşanmasına sebep olunmaktadır.

Oysa bu sarsılmaz bütünlük içerisinde irdelendiğinde Atatürkçülük bir ideoloji olmaktan öte bir değerler manzumesi ve güne uyarlanarak sürdürülecek bir yönetsel çözümler reçetesidir.

İbrahim Kafesoğlu’nun Atatürkçülük nezdinde ortaya koyduğu şu kriter hatırlanmaya değerdir: “Bir iddiacı eğer Türk kültürü düşmanlığı yapıyorsa, halk kitlelerini tahrike kalkıyorsa, din ve mezhep istismarcılığına yelteniyorsa, totaliterliğe özeniyorsa, deviricilikte ısrar ediyorsa Atatürkçü değildir.”

Takdir edersiniz ki burada her birisine ayrıca temas etmeye imkan yoktur. Ancak uzun yıllardır Türkiye’nin gündeminde tutmaya çalıştığım Türk Dünyası idealinin Atatürkçülüğün yaşam çizgisinde bir vazgeçilmez olduğunu bir kez daha vurgulamak isterim.

Ve Atatürk’ün Türk Dünyası düşüncesinde de başta bahsettiğim 3 temel özellik eksik olmamıştır.

Birincisi zaman ve koşullar oluştuğunda her Türk topluluğunun kendi milli alanında bağımsızlığa yürüyeceğini ve Türkiye Cumhuriyetinin de hukuk ve diplomasi ölçeğinde buna destek olacağını işaret etmiştir. İkincisi sürece etki edecek diğer ülkelerle makul ilişkiler sürdürmenin vazgeçilmezliğidir. Üçüncüsü ise her alanda işbirliğini esas alabilecek bir gayretler bütünlüğe ulaşılmasıdır.

Bakınız 1920 yılında milli mücadelenin en kritik günlerinde Atatürk bir yandan da Suriye ve Irak’ın İngiliz ve Fransızların lehinde teşebbüslerden uzak durmasını sağlamaya çalışmaktadır. Hatta Talat Paşa ile mektuplaşmasında konfederasyon ihtimali bir düşünülmektedir. O günlerde, 4 Mart 1920’de Sivas Vilayetine gönderilen bir telgrafta Atatürk Kuvayi Milliye taraftarlarınca gazetelerde ortaya konulan kimi fikirlerin bazı hatalar taşıdığını ve mücadeleye zarar verebileceğini ifade etmektedir. Şöyle demektedir: “Suriye ve Arabistan, Irak, Kafkasya, Azerbaycan ve Gürcistan meseleleri hakkında bunları hiçbiriyle gücendirmeyecek ve onların bağımsızlığına taraf olduğumuzu gösterecek lisan kullanılmalıdır. Yayınlarda Turanizm ve Panislamizm propagandasından sakınarak, Asya’daki hareketlerin Müslüman milletlerce kendi bağımsızlıklarına nail olmak davasından ibaret olduğu vurgulanmalıdır.”

Yine bir diğer yaklaşımı şu şekildedir:

"...Kendi soydaşlarının hürriyet ve bağımsızlıklarına kayıtsız davranmamız elbette uygun görülemez. Fakat milliyet dâvası şuursuz ve ölçüsüz bir dâva şeklinde mütalâa ve müdafaa edilmemelidir. (...) Hareketlerin imkân sınırları ve sıraları mutlaka hesaba katılmalıdır. Türkiye dışında kalmış olan Türkler, ilkin kültür meseleleriyle ilgilenmelidirler. Nitekim biz Türklük dâvasını böyle bir müsbet ölçüde ele almış bulunuyoruz. Büyük Türk tarihine, Türk dilinin kaynaklarına, zengin lehçelerine, eski Türk eserlerine önem veriyoruz. Baykal ötesindeki Yakut Türklerinin dil ve kültürlerini bile ihmal etmiyoruz."

Muhakkak ki o günün şartlarında istenen bu stratejik duruş günümüzde yeni bir eklemlemeyi de gerekli kılmaktadır.

Henüz ciddi eksiklikler de olsa Türk Devletleri Teşkilatı kurulmuş ve bu teşkilat sadece kendi arasındaki ortak çıkarlar için değil aynı zamanda bölge ve hatta dünya barış ve huzuru için tesis edilmiştir. Ve hiçbir ülkenin diğerine üstünlüğü olmadığı gibi demokrasi, adalet, özgürlük, barış, kadın hakları, ileri teknoloji gibi kavramlar yeni yüzyılın Türk Birliği idealinde öne çıkmak mecburiyetindedir.

İşte Atatürkçülük başka yönleriyle birlikte bu yolda da ilerlemek ve Türk Dünyasının her alanda işbirliği diyebileceğimiz çağdaş Turancılığa da kafa yormaktır.

Türk kültüründe ve Türk mitolojisinde hayvansal semboller taşıdıkları anlamın dışında önemli bir ortaklaştırıcı olmuştur.

Geçmişten günümüze Kurt, Kartal, At gibi semboller farklı coğrafyalarda siyasal, sosyal, kültürel içeriklere sahiptir. Bu tür sembolleri kullanırken Türk Dünyasındaki ilgili ülkenin algılama biçimini de dikkate almak gereklidir. Bu şekilde kendi bakış açılarımız nihai noktada buluşacaktır.

Bu sembollerden biri de kaplandır. Daha önce bu konuyu gündeme getirmiştim.

Kaplan, Türk kültüründe kudret, cesaret ve yiğitliğin sembolü olarak da gösterilmektedir. Hatta mitolojik olarak Şamanlarda, dua sırasında doğan, güvercin, kaplan ve pars gibi bir başka canlıya dönüşüldüğüne inanılırdı.
Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım-Jomart Tokaev bu sembolü giderek öne çıkarıyor.

Yeni yıla girerken yaptığı hakla sesleniş konuşmasında şöyle dedi:

"Kazak geleneksel takvimine göre 2022 yılı Pars yılıdır. Halkımız, yüksek dağlarda ikamet eden vahşi hayvanı kutsal saymıştır. Hoca Ahmed Yesevi'nin türbesi ve Bağımsızlık Anıtı'ndaki pars görüntüsü de bunun bir yansımasıdır.  Bugün kanatlı pars, yeni Kazakistan'ın sembolü haline geldi. Turan kaplanını çoğaltma planını hayata geçiriyoruz. Bu aynı zamanda gelecek yıl için de önemli bir sorumluluk olacaktır.”

Bu arada pars yılında savaşların, etkili anlaşmazlıkların ve afetlerin artacağı yönünde bir inanış olduğunu da ekleyelim. 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum