Prof. Dr. Hakkı UYAR

Prof. Dr. Hakkı UYAR

[email protected]

30 Ağustos: Tam Bağımsızlığın ve Cumhuriyetin Temeli

30 Ağustos 2021 - 15:21

Türklerin kurduğu en büyük imparatorluk olan Osmanlı Devleti, uzun yıllar Batı karşısında başarı gösterse de son yüzyıllarında Batı karşısında gerileme sorununa çözüm bulamadı. Bu askeri alanın yanı sıra teknoloji, bilim, ekonomi gibi alanları da kapsayacak boyutta idi. Sonuçta 1683’te Viyana önlerine giden imparatorluk 1921’de Sakarya nehrine kadar geçilmek zorunda kaldı. Avrupa’nın ortasından Anadolu’nun ortasına kadar süren bu çekiliş 238 yıl boyunca sürdü. Hazin bir şekilde sona erecekken, ordusu dağıtılmış, silahlarına el konulmuş, ülkesi işgal edilmişken Atatürk’ün önderliğinde gerçekleştirilen Türk Kurtuluş Savaşı ile tam bağımsızlık elde edildi ve yeni bir Türk devleti kuruldu.

Mondros’la eli kolu bağlanan Türk milletinin asker-bürokratların, aydınların öncülüğünde gerçekleştirdiği örgütlenme, bir direniş tam bağımsızlık savaşının kazanılmasını sağladığı gibi ulusal egemenlik savaşının da başarıyla sonuçlanmasını sağladı. Ancak bu hiç de kolay olmadı. Askeri boyutuyla bakarsak Kurtuluş Savaşı’nın Batı cephesinde şu aşamalardan geçtiğini söylenebilir:
Oyalama Evresi (Kuvayı Milliye Evresi): 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’in Yunanistan tarafından işgali ile başlayan bu dönem, 6 Ocak 1921 tarihinde başlayan Birinci İnönü Savaşı’na kadar devam eder. Düşmanın yıpratılmaya, yavaşlatılmaya ve düzenli ordunun kurulması için zaman kazanılmaya çalışılan dönemdir.

Savunma Evresi: Birinci İnönü Savaşı’nın başladığı 6 Ocak 1921 tarihinde başlar ve Sakarya Savaşı’nın kazanıldığı 13 Eylül 1921 tarihinde biter.
n  Birinci İnönü Savaşı
n  İkinci İnönü Savaşı
n  Eskişehir-Kütahya Savaşları
n  Sakarya Savaşı

Karşı Saldırı/Taarruz Evresi: Sakarya Savaşı’nın kazanılması ile birlikte savunma evresi sona erdi ve karşı saldırı evresi başladı; bu evre, tüm ülkenin kurtuluşunu sembolize eden İzmir’in kurtarılması ile birlikte sona erdi.

Türk milletinin yüz yıllardan beri sürmekte olan geri çekilme ve savunma evresinin sona ermesi aslında Sakarya Savaşı’nın bitimiyle sona erer. Saldırı üstünlüğü Türklere geçer. Ancak Tekalifi Milliye Emirleri ile milletin elinde bulunan bütün kaynakların tüketilmiş olması ve ordunun saldırıya hazır hale getirilme ihtiyacı, yaklaşık bir yıllık hazırlık evresini zorunlu kıldı.

26 Ağustos 1922 tarihinde başlayan Büyük Taarruz, 18 Eylül 1922’de Anadolu’yu son Yunan askerinin terk edişine kadar sürdü. Bu süreçte Büyük Taarruz’un ardından iki önemli dönüm noktası vardır. Birincisi 30 Ağustos’taki Dumlupınar/Başkomutanlık Meydan Savaşı’dır. İkincisi ise İzmir’in kurtuluşudur. Bu savaşın ne büyük zorluklarla yapıldığı ve zamanın ruhunu anlayabilmek için sanırım Malazgirt’e gitmek kadar Kocatepe’ye, Dumlupınar’a da gitmek gerekmektedir. Bunu iktidar cephesinden beklemek gerektiği gibi muhalefet cephesinden de beklemek gerekir. Unutmamak gerekir ki tarihsel süreklilik söz konusudur. Malazgirt de bizimdir, Büyük Taarruz da bizimdir. Biri diğerinin rakibi değildir. Malazgirt’i anlamlı kılan Büyük Taarruz’dur. Malazgirt Anadolu’nun vatan OLMASINI, Büyük Taarruz ise vatan KALMASINI sağlamıştır. Tıpkı 29 Mayıs 1453 kadar, 6 Ekim 1923’ün anlamlı olması gibi… Yine hatırlatmak gerekir ki Kurtuluş Savaşı neticesi ile Osmanlı’ya başkentlik yapmış Bursa, Edirne ve İstanbul kurtulabilmiştir.

30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Savaşı’nın kazanılması tam bağımsızlığımızın, Mudanya’nın ve Lozan’ın temellerini atmıştır. Ancak 30 Ağustos, emperyalist işgali sona erdirmenin yanı sıra çağdaş Türkiye’nin, Cumhuriyetin kuruluşunun temellerini de atmıştır.

Lozan görüşmeleri devam ederken Batı Anadolu seyahati sırasında Alaşehir’de halka hitap eden Mustafa Kemal Paşa, “Eğer milletimiz kendi egemenliğini kayıtsız şartsız elinde tutan bir hükümet kurmamış olsaydı, bugün elde ettiğimiz zaferlere hiç bir zaman ulaşamazdık ve memleketimizde şimdiye kadar Sevr antlaşması uygulanacak, bütün millet yabancıların kölesi olacaktı.
Arkadaşlar! Artık bu felaketli günler geri gelmeyecektir. Bütün düşmanlarımız, bütün dünya anlamıştır ki, egemenliğini pek kıskanç bir şekilde savunan ve koruyan milletimiz memlekete ayak basacak düşmanları kovacak ve mahvedecektir. Memleketimizin kalkınması ve milletimizin mutlu olması, her bireyin büyük fedakârlığı ve ulusal egemenliği korumasıyla mümkün olacaktır. Amacımız dışarıda bağımsızlık, içeride kayıtsız şartsız egemenliği korumaktan ibarettir.

Ulusal egemenliğimizin en ufak bir parçasına bile zarar vermek isteyeceklerin kafasını parçalayacağınızdan eminim.

Arkadaşlar! Bundan sonra çok önemli zaferlere kavuşacağız. Fakat bu zafer süngü zaferleri değil, ekonomi, bilim ve kültür zaferleri olacaktır. Ordumuzun şimdiye kadar elde ettiği zaferler memleketinizi gerçek kurtuluşa ulaştırmış sayılamaz. Bu zaferler ancak gelecekteki zaferimiz için değerli bir zemin hazırlamıştır. Askeri başarılarımızla böbürlenmeyelim. Yeni bilim ve ekonomi zaferlerine hazırlanalım”.

Sonuç olarak Kurtuluş Savaşı bize tam bağımsızlığın yanı sıra ulusal egemenliği ve çağdaşlığı getirmiştir. Ulusal egemenlik ve çağdaşlık olmadan tam bağımsızlığı da sürdürebilmek mümkün değildir.

30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun!

Bu yazı 152 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum