Önder GÜZELARSLAN

Önder GÜZELARSLAN

[email protected]

VERMEYİNCE MA'BUD NEYLESİN SULTAN MAHMUT

26 Kasım 2020 - 15:26

VERMEYİNCE MA’BUD NEYLESİN SULTAN MAHMUT

Birçoğumuzun da bildiği Sultan Mahmut döneminde yaşanan meşhur bir hikâye var. Bu hikâyeyi günümüzde yaşadıklarımız ile bir değerlendirmeye çalışalım. Önce hikâye bir hatırlayalım.
Sultan Mahmut, bir gün veziri ile birlikte tebdili kıyafet yaparak şehri dolaşırlar. Halkın ahvalini, vaziyetini ve sultandan beklentilerine yakinen şahit olmak ister. Epeyce dolaştıktan sonra bir yorgunluk kahvesi içmek için bir kahvehaneye girerler. Sessiz bir şekilde bir köşeye otururlar ve kendilerine hizmet edecek kahveciyi beklerler. Bu arada kahve de bulunanlar ihtiyar bir adama seslenerek “Tıkandı Baba” bana bir çay, bir diğeri bana şeker, bir başkası ise su ister. Bu durum Sultan Mahmut’un dikkatini çeker. İhtiyar kendilerine doğru yaklaştığında bey amca sana neden “Tıkandı Baba” diye sesleniyorlar, diye sorar. İhtiyar sormayın evladım ben bir rüya gördüm ve gördüğüm bu rüyayı da insanlara anlattım. Rüyamı insanlara anlatmaz olaydım. O gün bugündür bana “Tıkandı Baba” diye sesleniyorlar. Adım böyle kaldı. Padişah Sultan Mahmut iyice meraklanır. Bize iki kahve getiriver sonra da şu rüyayı bize de bize anlat bakalım der. İhtiyar elinde iki kahve ile gelir tebdili kıyafet içinde olduğundan tanımadığı padişah Sultan Mahmut’un yanına oturur ve rüyasını anlatmaya başlar.
Herkesin gürül gürül akan birer çeşmesi vardı. Benimde çeşmem var ancak herkesin gibi gürül gürül akmıyor, şarıl şarıl akıyordu. Gürül gürül aksın diye elime aldığım bir sopa ile çeşmenin ağzının karıştırmaya başladım ancak sopa kırıldı çeşmenin ağzı kapandı ve çeşmeden su damlaya damlaya akmaya başladı. Bunu görenler kendisine tıkandı baba, tıkandı diye söylenmeye başladılar. Ertesi günü bu rüyamı insanlara anlatınca adım “Tıkandı Baba” kaldı.
Padişah Sultan Mahmut hayretler içinde kalır. Olayda çok garibine gider. Böyle bir durum olabilir mi? acaba diyerek kendince bir  deneme yapmak ister. Eline bir kağıt alır ve üzerine bir adres yazarak ihtiyara şöyle der :
“Gelecek sene ramazan ayında bu adresin olduğu yerden her gün bir tepsi baklava al” der. İhtiyar sevinir ve ramazan ayının gelmesini bekler. Ramazan ayı gelip çattığında kendisine verilen adrese gider elindeki kağıdı uzatır. Bunun üzerine kendisine bir tepsi bakla verilir. Bir tepsi baklava ile evine doğru yönelen ihtiyarın aklına bir fikir gelir. Ben bunu eve götürüp ne yapacağım bunu satayım para kazanayım der. Yolda giderken baklava, baklava diye bağırmaya başlar. Bunu duyan Yahudi komşusu 1 mecidiyeye bir tepsi baklavayı alır. Yahudi akşam evine geldiğinde baklavayı yerken her bir dilimin altından bir altın çıktığını görür. Doğruca komşusunun yanına gider, Ona şöyle der. Bu baklavayı nereden aldın, her akşam 1 mecidiyeye bu baklavayı alabilirim der. 30 gün boyunca ihtiyar, her bir dilim baklavanın altında bir altın olan bir tepsi baklavayı Yahudi komşusuna satar. Bayram günü Sultan Mahmut ihtiyarı huzuruna çağırır durumunu sorar. İhtiyar olan biteni kendisine anlatır. Sultan Mahmut adeta şok geçirircesine hayret içinde kalır. Ancak ihtiyara bir şans daha vermek ister. Etrafındakilere ferman buyurarak:
“Bu ihtiyarı hazine dairesine sokun eline de bir kürek verin ve kendisinden başka hiç kimse içeri girmesin. Küreği daldırsın kürekte ne kadar altın çıkarsa ihtiyara verilsin” der. İhtiyar heyecan içinde küreği ters tutar ve hazineye daldırdığında sadece bir altın küreğe gelir. Olay karşısında iyice şaşkına dönen Sultan Mahmut ihtiyara son bir şans daha vermek ister.
Etrafında bulunanlara bu ihtiyarı Üsküdar’a götürün orada hazineye ait dükkanların olduğu yerde eline bir taş alsın. Bulunduğu yerden taşı fırlattığı yere kadar ki alanda bulunan bütün dükkanlar kendisine verilsin diye ferman buyurur.
İhtiyarı alıp Üsküdar’a getirirler. İhtiyar bu seferde etrafındakilerden etkilenerek taşıyamayacağı büyüklükte bir taşı alır ve tam fırlatacağı sırada taş kafasına düşer ve ihtiyar oracıkta ölür. Olayı Sultan Mahmut’a gelip anlattıklarında Sultan Mahmut bugünde kulaklarımızda küpe olan şu meşhur sözü söyler:
“Vermeyince Ma’bud neylesin Sultan Mahmut”  
Şimdi gelelim günümüze mutlak surette rızık verici Allah’tır ama az ama çok. Ancak Rabbimiz bu rızkı bizlere bir vesile ile ya da birlerinin aracılığıyla gönderir. Ancak günümüzde öyle bir noktaya geldik ki, bir başkasına yaşam hakkı tanımamacasına vampir gibi herkesin hakkını sömürmeye çalışıyoruz. Sadece kendimizi düşünüyoruz. Yöneticilerimiz bile bu duruma çanak tutar hale geldi. İnsanlara adil bir gelir dağılımı sağlamak yerine sadece belirli bir zümreyi zengin etmek adına, onlara her türlü desteği vermektedirler. Meşhur şairimiz Necip Fazıl Kısakürek’in “Destan” şiirinde;
“Allah’ın on pulunu bekleye dursun on kul;
Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.”
İfadesi aynen yaşanmaktadır. Öte yandan da Allah’ın takdirine boyun eğmeyen insanlar çılgın gibi gece gündüz harıl harıl çalışmakta, hayatı sadece rızık kazanmak olarak görmekte hiçbir sosyal aktivite içinde yer almadan ömrünü tamamlayan insanlar var. Rabbimiz bizlere elbette çalışmamızı emrediyor. Dürüst, doğru ve düzgün bir şekilde, hiçbir kimsenin hakkını gasp etmeden elbette çalışacağız. Ancak bize takdir edilene de rıza göstermemiz gerekmektedir.
Sözün özü çalışacağız, adil olacağız, verilen rızka rıza göstereceğiz. Hiç kimsenin hakkını elinden haksız bir şekilde rızası olmadan almayacağız. Yöneticilerimiz de adaletli olacak ve adil gelir bölüşümü sağlamak için elinden gelen gayreti sarf edecek.
Velhasıl yaşanabilir huzurlu bir dünya inşa etmeye hep birlikte gayret etmek zorundayız.             

Bu yazı 2013 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum