Önder GÜRCAN

Önder GÜRCAN


HÜZÜNLÜ BİR SONBAHAR GÜNÜ

17 Ekim 2020 - 10:27


HÜZÜNLÜ BİR SONBAHAR GÜNÜ

 

Bir sonbahar sabahı. Kumruların türküleriyle uyandım.

Gökyüzü, bulutlarla  pespembeye boyanmış, sanki güller açmış.

Denizden hafif bir meltem esiyor ve insanın yüzünü bir ana kalbi gibi okşuyor.

Önümdeki ağaçların dallarına  güvercinler ve serçeler konuyor.

*

Tam o sırada az ötedeki çamların kararmış   kozalıklarından kanat çırpan ve havada kayıtsızca süzülerek uçan bir çift kelebek; sararmış yaban otlarını, çayırları, fundalıkları, siyah zeytin, beyaz ve pembe  zakkum  ağaçlarını geride bırakarak, oturduğum balkondaki hanımelilerin saldığı kokuları alarak, yanımda sessizce duran köşe yastığı ile morlu yeşilli  menekşe ve beyaz sardunya saksılarının üzerine kondu.

Kelebekler nasıl yaşar, neler düşünür?

Ben onları izlerken masadaki sabah kahvaltısına ve kahveye dokunmayarak bir bardak su içtim. Kelebelikleri ise kendi dünyalarında öylece bıraktım.

*

Bu sonbaharda ve pazar günü sessizliğinde insan  nereye gidebilir?

Bir ormana gidilebilir. Ya da uzaklarda bir göl veya ırmak kenarına.

Şehirler tepelere, yamaçlara, dağlara kuruluyor.

İnsan; ormanlarda, vadilerde, dağlarda, ovalarda, bağlarda ve bahçelerde lodos ve poyraz eşliğinde esen rüzgarların  ağaçların, çalıların, ot ve çiçeklerin üzerinde bıraktığı hışırtıyı özlüyor.

*

Öğlen vakti. Evden çıkıyorum. Deniz kasabasının sokaklarında dolaşıyorum.

Balıkçı lokantaları, kahveler, pastacılar ve diğer dükkan sahipleri, iş yerlerinin önünde kurulu saldalyelere oturup konuşmadan tavla eşliğinde çaylarını yudumluyorlar, dönmemek üzere akıp giden zamanın tadını çıkarıyorlar.

Denizin dalgalarının dövdüğü  kayalıkları üzerindeki  martılar mutsuz görünüyor.

Limanda demirleyen Ege Denizi, Akdeniz ve Okyanus görmüş yük gemileri, yolcu ve balıkçı tekneleri, yatlar, motorlar, kayıklar…

Sahil boyunca uzanmış midye, dondurma, mısır, pamuk helva ve boyoz  satıcıları; sokak şarkıcıları;  kulağında küpe, burnunda persing,  boynunda ve kolunda dövme, elinde cep telefonu ve sigara ile dolaşan z kuşağı gençleri…

*

Ortalıkta ses yok. Yaprak bile kımıldamıyor.

Kasabayı sarıp sarmalayan binalara ve evlere bakıyorum.  

Her yer yalnızlığa ve yabancılaşmaya  çekilmiş. Herkesin anlatacağı bir hikayesi vardır.

Dünya hayatı gizem dolu bir tiyatro…

İnsanlar birer misafir oyuncu.

Her oyuncu, çizilen  yol haritasında kendisi için  yazılmış rolü oynuyor.

Oyundaki sahne, mizansen ve replikler  birbirinden farklı.

*

Bir sanat ve edebiyat dergisi alıyorum. Derginin kapağındaki  manşeti ve alt yazıyı okuyorum:  “Hollywood Sineması  ‘Bir Güz Masalı’ senaryosunu yeniden  beyaz perdeye aktarıyor. Film çekim çalışmalarına başlandı.”

*

Eve dönüyorum. Bahçedeki  göçmen kuşları terkedip gitmiş.

Balkon saksıları üzerindeki kelebekleri arıyorum. Onlar da yok. Kim bilir nereye uçtular?

*

Akşam vakti birdenbire inince gökyüzü erken kararıyor artık.

Günlerin ve duyguların birbirine karıştığı bu hüzün dolu mevsimde içimden şu sözler geçiyor: “Merhaba  Sonbahar! Hoş geldin Kış!”

 

Bu yazı 435 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum