Önder GÜRCAN

Önder GÜRCAN


ESKİ MANİSALILARDAN SELAM VAR

25 Temmuz 2020 - 20:00

                                           ESKİ MANİSALILARDAN SELAM VAR

Eski bir Manisa mahallesinde,  mahalle sakinlerinin katılımıyla, Manisa eşrafından bir hanımefendi : Sayın S.Ö. ile birlikte, bir nostaljik akşam sohbeti yapıyoruz. Sayın S.Ö.’nün; geniş kültür, tevazu, olgunluk ve asalet dolu bir yaşanmışlıkla çok gün yüzü görmüş olduğu ilk bakışta anlaşılıyor.
Konu konuyu açarmış. Biz de öncelikle Manisa Tarihi’nden söz açıyoruz.
Sayın S.Ö. anlatıyor:,
“Manisa’nin yazılı tarihi M.Ö.14. yüzyıla kadar gidiyor. İyonyalı, İzmirli ozan Homeros’a göre, Manisa Truva Savaşı’ndan dönen Magnetliler tarafından kurulmuş. Batılı Antik Çağ terminolojisinde, Manisa’ya “Magnesia”, Manisalılara da “Magnesian” deniliyormuş. Aradan 3400 yıl geçmiş. Bu süreç içinde Manisa; Etiler, İyonyalılar, Hititler, Akalar, Frigyalılar, Lidyalılar, Persler, Makedonyalılar, Bergama Krallığı, Romalılar ve Bizanslıların yerleşim yeri olmuş. Manisa, 700 yıl önce,   Selçuklu Türkleri - bir Anadolu beyliği olan Saruhanoğulları tarafından  Bizanslılardan alınmış ve kentin adı “Manisa” olarak değiştirilmiş. Manisa,  M.S. 1410’da Osmanlı İmparatorluğu’na bağlanmış ve önemli bir “Sancakbeyliği” olarak “Şehzadeler Şehri” konumunu kazanmış.
Manisa’yı kuran Magnetlilerden günümüze kadar yaklaşık 3400 yıl geçmiş. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşundan sonra, dünyada İkinci Dünya Savaşı, Soğuk Savaş,  Aydınlanma, Gelişim, Bilim ve Teknoloji dönemleri yaşandı. Bugün Manisa, Türkiye’nin en önemli kentlerinden biridir.”
*
Sayın S.Ö. ile konuşmayı sürdürüyoruz. 
Soruyorum:
-“Şimdiki Manisa hakkında ne düşünüyorsunuz?”
.”Bir şehir sadece mahalle, cadde, bulvar ve sokaklardan ibaret değildir. Bir şehrin insanlarıyla birlikte yaşayan doğası, tarihi ve mimarisi vardır. Her insan, içinde yaşadığı şehrin doğasına saygı göstermeli, tarihini öğrenmeli ve bilmelidir. Bu bir yurttaşlık ve hemşehrilik görevi ve sorumluluğu olarak kabul edilmelidir.”
“Sizin gençlik zamanınında Manisa nasıldı?”
-O zamanda Manisa’nın sekiz mahallesi vardı. Nüfus 20 000 idi. Şehir; çınar, çam, söğüt, kavak ağaçları ve meyve bahçeleriyle kaplıydı.
İnsanların;; tek katlı, hanaylı, verandalı, içinde kırmızı dut, beyaz dut, pembe dut, erik ve incir ağaçları, tavuk kümesi, hayvan barınağı ile su kuyuları bulunan bahçeli evleri vardı. Şehirde ulaşım at arabaları, bisiklet ve birkaç taksi ile sağlanırdı. Özel arabası olan insan parmakla gösterilirdi. Manisa Ovası’nda,  Gediz Irmağı ve Nif Çayı kenarlarındaki üzüm bağlarına, sebze, pamuk ve tütün tarlalarına at arabaları ve eşeklerle gidilip dönülürdü. Yaz aylarında oradaki bağ evlerinin damlarında, cibinlik içersinde yatılırdı. Üzümler serilir ve kurutulurdu. Kalan üzümler de kelterler içinde şehre getirilir, konukomşulara dağıtılırdı.
Dini günlerde ve bayramlarda halka aşure, susamlı kandil helvası, pişi ve kulir (kurabiye) ile evlerde açılıp mahalle fırınlarında tepsiler içinde pişirilen cevizli baklava ziyafetleri verilirdi.
Spil Dağı yamaçlarında sahipsiz incir ve erik ağaçlarından meyve toplanırdı. Ulucami suyu, kovalarla evlere taşınırdı.
Şehirdeki serbest meslekler arasında; fırıncılık, marangozluk, bahçıvanlık, terzilik, yorgancılık, duvarcılık, kebapçılık ve elektrikçilik ilk sıralardaydı.
Evlerde yalnız radyo vardı. Radyoda; günlük dünya haberlerinin yanı sıra,  müzik, türkü, tiyatro ve sohbet saatleri yakından izlenirdi.
Evlerin çoğunda elektrik ve telefon yoktu. Aydınlatma için gaz ve idare lambaları kullanılırdı…Haberleşmeler, şehir postanesindeki telefonlardan, üzerine posta pulu yapıştırılan mektuplar aracılığıyla sağlanırdı.
Aileler  toplu halde bir evde yaşarlardı. Büyüklere saygı, küçüklere sevgi duyulurdu. Mahalledeki komşular birbirlerini sabah kahvaltılarına, akşam kahvelerine ve geceleri kapı önü sohbetlerine davet ederlerdi. Bu sohbetlerde, gaz lambaları veya elektrik altında mangalda pişirilen acı kahvenin keyfine diyecek yoktu ve kırk yıllık hatırı da vardı.
Büyükler, gökyüzündeki yıldızların altında, çocuklara masallar anlatırdı.
Mahalle aralarında bekçiler dolaşırdı, ama şehirde hiçbir vukuat olmazdı.
O günler ne güzel günlermiş... 
Günümüzde; eski Manisa evleri birer birer yıkılıp, çok katlı apartmanlara dönüştürüldü. Dikey kentleşme yüzünden gökyüzü, ova ve Spil Dağı görünmez oldu. Eski temiz yürekli komşularımız da birer birer kayboldular.
Bundan sonra Manisa’nin kent  planları, imarlaşma ve yapılaşma çalışmalarına çok özen gösterilmelidir. Şehrin doğal yapısı ile birlikte ekili tarım arazileri korunmalıdır.
Şimdi öyle görünüyor ki yüksek teknoloji, bilgisayar, internet, sosyal medya ve cep telefonları insanları esir almış.   “
-“İnsanların bugünkü dünyasındaki sorunları ve çözüm yolları hakkında ne düşünüyorsunuz?”
-“Bu sorunlar herkesce biliniyor. Günlük basında öğreniyoruz.   Kuran’daki ayetlerde belirtildiği  üzere: İnsanlar öncelikle akıllarını işletmeleri ve kullanmaları şarttır.  Birlik, beraberlik ve dayanışma içinde iletişim ve diyalog yoluyla  her sorun kolayca çözülür. Yeter ki, güzel düşünelim ve güzel davranalım.”
-“Bugünün gençlerine, özellikle “Z kuşağı”na neler tavsiye edersiniz?”
“Büyüklerine ve öğretmenlerine saygı göstermelidirler. Çok çalışmalılar. İlk önce iyi bir  meslek edinmelidirler. Mesleklerini olumlu yönde geliştirmelidirler. Bu arada çok kitap okuyarak genel kültürlerini artırmalıdırlar. Ana dilleri dışında mutlaka en az bir yabancı dil öğrenmelidirler.”
*
Güzel bir çay sohbetiydi. Daha sonra ferah kahvesi sohbeti başladı. Ahmet Haşim’in bir şiiri gibi, gün yine akşam olmuştu. Derken güneş, Batı’ya bakan gediz Ovası üzerinde ışıklarını bırakarak nazlanarak batıyordu. Spil Dağı’nın az ötesinde solgun yarım ay yerini almıştı. Tatlı bir Manisa rüzgarı da, unutulmuş eski Manisalılardan özlem ve sevgi dolu selamları beraberinde   getiriyordu sanki.
YanıtlaYönlendir

Bu yazı 766 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Zeynep Süslü
    1 hafta önce
    Manisa ... eskiden cok daha güzel ve rafineydi .Her sey gibi Manisa da cok degisti ... yesil ve güzel Manisa gecmiste kaldi ! Ulupark daha güzeldi ..Bozköyde zeytin agaclari altinda piknik yapardik . Hepsi gecmiste kaldi .Yazi cok güzel