Önder GÜRCAN

Önder GÜRCAN


DÜNYA NEREYE GİDİYOR?

02 Ağustos 2020 - 19:30 - Güncelleme: 03 Ağustos 2020 - 10:53

                                                          DÜNYA NEREYE GİDİYOR?


Dünya çocukları hep şu soruları yöneltirler :  “Biz kimiz? Neden buradayız? Biz nereden geldik? Biz nereye gidiyoruz?”
Son yılların tanınmış Amerikalı romancısı  Dan Brown da yeni  romanı “Origin”da (Başlangıç) bu sorulara yanıt aramış. Amerikalı akademisyen bir aileden gelen ve romanlarında tarihsel olayları konu alan Brown’ın kitaplarını  tarihçiler değerlendirmişlerdir.
Ben tarihçi değilim. Tarihi, tarihçilerden öğrenmeye çalışırım.
*
İnsanlar, dünyaya; nereden olursa olsun, dünya dışından bakmak isterler. İnsanların ön plana çıkan dinsel inançları, olması gereken,  çok yararlı ve sağlıklı bir yaklaşımdır. Din ile bilim eşittir. Ne var ki, insanlığa; evren, dünya, hayat, ilim ve bilim hakıkında pek az bilgi verilmiştir.
*
Tarihçilerden öğrendiğimize göre:   Evrenin oluşumu, onbeş milyar yıl ve dünyanın tarihi ise üç milyar yıl öncesine kadar inmektedir. İlk dünya kültür ve uygarlıkları, M.Ö.  10 000’den itibaren Mezopotamya, Orta Doğu, Orta Asya, Hindistan, Çin, Afrika, Latin Amerika ve Avrupa’da ortaya çıkmıştır.
Bu bağlamda dünya toplumlarındaki devlet anlayışı; Antik Çağ’dan günümüze kadar akan süreçte, kabile devletten site devlete, site devletten ulusal devlete, ulusal devletten imparatorluğa, imparatorluktan uluslararası birliklere yönelmiştir.
*
Bugün dünyada, her biri farklı tarihsel alt yapı, coğrafi konum, geleneksel kültür ve  sosyolojik olgudan gelen bu nedenle de  değişik yönetim biçimlerine sahip 204 devlet hüküm sürmektedir.
Siyaset bilimi felsefesi alanında; devlet yönetimleri ile ilgili olarak; Antik Çağ’da yaşamış Platon (Eflatun), Aristoteles, Sokrates gibi isimlerin ardından; Asya, Avrupa ve Amerika kıtalarında, Farabi, İbn-i Sina, Gazali, İbn Haldun, Ahmed Yesevi, Thomas More, Paul Kennedy, Samuel P.Huntington,  Ken Shelton, Zbigniew Brzezinski,  Bernard Lewis, Amin Maalouf,  Daron Acemoğlu, James A.Robinson, Paul Auster, J.M.Coetzee gibi araştırmacılar tarafından kaleme alınmış eserler vardır.
*
Dünya tarihi,  yapılagelen yoğun akademik çalışmalarla kayıt altına alınmış ve bu kayıtlar  doğru bir şekilde analiz edilmeye çalışılmıştır.
Tarihsel kayıtlara bakılacak olursa, dünya; henüz yeterince güzel bir yer olamamıştır. Tarihin sayfaları pek iç açıcı yazılamamıştır. Dünya, yüzyıllarca sosyolojik sorunlar yumağına dönüşmüştür. Ülkeler ve kıtalar arasındaki kültürel ve geleneksel çeşitliliklerin bir dünya zenginliği olduğu anlaşılamamıştır. Bu yüzden  yeryüzünde savaş ve karmaşa bir türlü eksilmemiş; sayısız devlet, dünya sahnesinden gelip geçmiştir. Tek bir aile kabul edilen insanlık,  hep hayal kırıklığına uğramıştır. Sevinçli ve mutlu zamanların yanı sıra acı, hüzün, elem ve çile dolu zamanlar yaşanmıştır.
*
Onbinlerce belki binyıllarca veya milyonyıllarca gün yüzü görmüş;  sayısız toplumlara ev sahipliği yapmış; bütün olumsuzlukları  sineye çekmiş;  uygarlıkları ve kültürleri birleştirmek için çaba göstermiş; insani, etik ve evrensel değerleri hayata geçirerek kurumlaştırmış;  bilim ve teknolojide büyük ilerlemeler kaydetmiş; sayılamayacak kadar  bilge insan yetiştirmiş; küreselleşme, konsensüs ve entegrasyon gibi derinlik taşıyan felsefi olguları   içselleştirmiş olan kadim dünya artık yaşlanmıştır.
Dünya yaşlanmışsa da, insanlık; bu büyük bilgi ve tecrübe birikimlerinden yeterince ders almışa benzememektedir.
Dünya tarihini okuyan insanlar; bir bakıma gelecek dünya tarihini  de okumaktadırlar sanki…
Bugüne kadar yaşanmış olan  savaşlar yetmezmiş gibi, silahlanma yarışı bırakılmamakta, üstelik uzayda  yıldız savaşı projeleri üretilmektedir.
Oysa savaşlar, bir insanlık suçu olarak bir sonuçtur. Bu nedenle asıl hüner; bu trajik sonucun; bütün yönleriyle - neden-sonuç ilişkisiyle - araştırılması,  incelenmesi, değerlendirilmesi, somut nedenlerinin ortaya konulması ve bundan böyle uluslararası bir koordinasyonla  gündemden tamamen kaldırılmasıdır.
Çünkü dünya, artık Uzay Çağı’ na ayak basmıştır. Bilim ve teknolojide olağanüstü gelişmeler kaydedilmiştir. İnsanların yerini yapay zeka ve robotik nesneler almaktadır. Bu durum karşısında insanı daha çok insan yapan entelektüel kültür seviyesinde de artış kaydedilmelidir.
Yeryüzünde süregelen kronikleşmiş ihtilafların ve sorunlar sarmalının  geniş tabanlı ortak paydalara ve insani ve manevi değerlere dayandırılarak çözümlenmesini;  kalıcı bir evrensel hukukun oluşturulmasını sağlayacak girişimlerde bulunulmalıdır.
21.yüzyıl yaşanırken, gelecek yüzyıllar için öngörülecek kısa, orta ve uzun vadeli planlanmalarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması hedef alınmalıdır.
Bu planlamalarda; geçmişten gerekli derslerin çıkarılarak; geleceğin dünyasının, şimdiden nesnel ve bilimsel temelde bütün yönleriyle ele alınması, araştırılması,  incelenmesi, sorgulanması, tartışılması, değerlendirilmesi, insanlığa yakışır şekilde  çözümlere kavuşturulması amacıyla; yeni bir yol haritası çizilerek - yeni bir pencere açılarak -  yeni bir hikaye yazılarak - özgün  bir evrensel  paradigma inşa edilmesi ve bu paradigmanın bilinçli ve açık yüreklilikle günlük hayata geçirilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.
Burada sırası gelmişken dünyadaki kadın devlet yöneticileri için bir parantez açalım: Siyaset tarihinde, yüze yakın tanınmış kadın üst düzey devlet yöneticisi olarak görev üstlenmiştir. Son yıllarda, dünyaca ünlü uluslararası dergiler ve gazeteler ile televizyon kanallarında kadın yöneticilere, akademisyenlere ve  araştırmacılara  özel bir bulvar açılmış, kadınların dünya yönetiminde ve dünya kamuoyundaki yeri ve etkinliği giderek artmıştır.
*
Sonuç olarak; dünyada sürekli barış, refah  ve huzurun   gerçekleştirimesi için; 196 devletin üye olduğu Birleşmiş Milletler Teşkilatı ya da kısaca Birleşmiş Milletler, bölgesel birlik ve ittifaklar, global ekonomi, uluslararası sivil toplum kuruluşları,   üniversiteler,  tarihçiler, toplum bilimciler, siyaset bilimciler, felsefeciler, yazarlar, düşünürler ve diğer küresel aktörlere ağırlıklı rol modeller düşmektedir.
*
Bugün Ege Denizi’ne bakan küçük bir sahil kasabasında, eskiden zamanda kalma bir köy kahvesinde, komşularımızla açtığımız “Ne olacak bu dünyanın hali?” sohbetinde bunları konuştuk.
Yaşam koşullarıyla  yorulmuş olan insanlar, sahillerdeki yalnızlığı ve sessizliği severler. Bu arada dünya hayatına ilişkin ferah kahvesi sohbetlerini de severler.
*
Böylece, her gün gibi, bugün de, arkasına bir daha  hç bakmadan sonsuzluğa akıp gitti. Ağustos böceklerinin verdiği konserden sonra çekirgelerin türküleri duyulmaya başladı. Kırlangıçlar, çöken alacakaranlıkla birlikte geldiler. Derken akşam, gizemli bir masal gibi denizin derinliklerine indi. Gökyüzünde ay ve yıldızlar birer birer görünmeye başladı. Tatlı bir deniz meltemi   tarifsiz bir sevgiyle esiyordu.
Öte yandan dünya, küresel koronavirüs salgını nedeniyle zor günlerden geçiyordu. İnsan, daima özlem ve merakla yaşamalıydı. İnsanın her zaman güzel bir umudu olmalıydı. Hayatta her şey geçiciydi. Hiç şüphesiz bu da bir gün geçecekti. Ama yaşanılan dünya,  harikulade limanlara doğru güvenli bir şekilde yine yelken açacaktı. 

Bu yazı 228 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum