Naci YENGİN

Naci YENGİN


YUNUS EMRE'NİN ÇAĞDAŞLARI

10 Ağustos 2020 - 13:16 - Güncelleme: 10 Ağustos 2020 - 13:21

                                                      YUNUS EMRE’NİN ÇAĞDAŞLARI
                                                                                                                   Naci YENGİN[1]
 
 
Yunus Emre’nin yazdığı Risalet’ün- Nushiyye’de yer alan satırlar her ne kadar şiir olarak vasıflandırılsa da her bir sözün, mısranın kendi içinde derin bir anlamı, hikmeti ve mesajı bulunmaktadır. Bu yönüyle Yunus Emre’nin satırları kendisinden yüzyıllar önce yaşamış Hoca Ahmet Yesevi’nin (1093-1166) Divan-ı Hikmette geçen sözler gibi aynı etkiyi gösteren bir anlamda Çalap’ın Kitabını Türkçe yorumlamak olarak ta değerlendirilebilir.
Yunus Emre, XIII. yüzyıl ile XIV. yüzyılın başlarında (1238-40-1321) Mevlâna, Hacı Bektaş, Ahi Evran, Ahmed Fakih, Geyikli Baba, Seydi Balım, Tapduk Emre gibi ilim ve irfan ehli insanlarla aynı iklimi yaşamış insanlara özgüven, aşk, sevgi ve moral değerleri Türkçe söyleyen, yaşayan bir koca ozan olmuştur. 
Her ne kadar Yunus Emre’nin yaşadığı dönem ile Geyikli Baba (Hasan[2])’nın Orhan Gazi, Seydi Balım Sultan’ın Yıldırım Bayezid dönemleri biraz farklı olarak bilinse de Yunus’un şiirlerinde bahsedildiğine göre bu şahsiyetlerin birbirlerini gördüğü, tanıdığı ve etkilendiği birbirlerinden etkilendiğini söylemek mümkündür.
Geyikli Baba bize nazar kılaldan
Hâsıl oldu Yunus’a her ne ki vayesidir[3]
 Yunus Emre’nin divanında ismi zikredilen Seydi Balım’ın Germiyanoğlu topraklarında (Kütahya, Kula, Simav, Sandıklı, Uşak) yaşadığı bilinmektedir. Geyikli Babanın muhasiplerinden olduğu söylenir.[4]
Seydi Balım ilinden şeker tamar dilinden
Dost bağçesi yolunda eve dervişler geldi”[5]
Yunus Emre ile Geyikli Baba ve Seydi Balım Sultan arasındaki bağın güçlü olduğunu Yunus’un ifadelerinden çıkarmak mümkündür. Hatta Yunus Emre Geyikli Baba’nın asıl adının Hasan olduğunu da zikretmektedir.
Geyiklinin ol Hasan söz eyitmiş kendüden
Kudret dilidir söyle kendünün söz nesidir”[6]
Yaşadığı dönemlerin farklı ifade edildiği bahsi geçen şahsiyetlerin en azından kısa bir süre dahi olsa birbirlerini tanıdıklarını, dostluk kurduklarını ve aynı anlayışa sahip olduklarını söylemek mümkündür.
Yunus Emre, Tapduk Emre, Barak Baba, Sarı Saltuk, Baba İlyas, Hoca Ahmet Yesevi... şeklinde devam eden düşünce silsilesi içinde Geyikli Baba, Balım Sultan gibi XIII. ve XIV. yüzyıl Anadolu dervişlerinin tahminlerin ötesinde bir hayli kalabalık zümreler olduğu anlaşılmaktadır.
Geyikli Baba’nın Bursa’nın fethine (1326) müritleriyle katıldığı bilinmektedir. Orhan Gazi ile Geyikli Baba arasında geçen diyalog şöyledir:
Orhan Gazi ile karşılaşması sırasında hükümdarın kendisine kim olduğunu sorması üzerine verdiği rivayet olunan cevap çok önemlidir. “Baba İlyas müridiyim, Seyyid Ebü’l-Vefâ tarikindenim” şeklindeki bu cevap XIV. Yüzyılda Rum abdalları diye anılan bu gazi-dervişlerin önemli bir çoğunluğunun, Tâcülârifîn Seyyid Ebü’l-Vefâ el-Bağdâdî’nin tarikatı olan Vefâiyye’ye ve aynı zamanda Babaî hareketine mensup olduklarını gösterir.”[7]
Yunus Emre’nin evliliği, çocukları üzerinde ilim dünyasının ortak bir görüşü yoktur. Bazı araştırmacılar Yunus Emre’nin evli ve çocukları olduğunu söylerken bazıları bu konuda temkinlidir.
Bunda dahi verdin bize oğul u kız çift ü helal
Andan dahi geçti arzum benim ahım didar içün[8]
 
Aynı şekilde Yunus Emre’nin başka Yunuslarla karıştırılma bahsinde özellikle Kula Emre köyünde bulunan Tapduk Emre ve Yunus Emre türbesinde yatan Yunus’un Yunus Emre olmadığı şeklinde bizce yeterince araştırılmadan, köyün kuruluşu, Tapduk Emre’nin bölgedeki faaliyetleri, Ömer Emre, Aliğim Emre, Şeyh Emre gibi Tabduk Emre dergahında yetişen ve Yunus’la aynı dönemde yaşayıp farklı köylerde mezarları bulunan şahsiyetlerden yola çıkılarak bu şahsiyetlerin Yunus Emre olduğu yanılgısına düşülüyor olması da ayrı bir konudur. Halbuki Yunus Emre’’nin mezarı ile Aliğim Emre, Şeyh Ömer Emre’nin mezarlarının aynı bölgede ancak farklı köylerde bulunduğunu saha araştırması sırasında bizzat şahit olduğumuzu belirtmek isteriz.[9]
Emre kelimesi hakkındaki ifadâtdan Şeyh İsmail Hakkı'nın ibaresi ber vech-i bâlâ zikr edildi. Mirâtü'l-Kâinât ismindeki matbu tarihde dahi "Türkçede büyük biradere Emre derler" ibâresi mündericdir. Bazılarının kavline göre Emrullah muhaffefidir. Tapduk kelimesi de Erzurum ve havalisinde elifle yani Tapdak suretinde düz ve ârızasız (…) makamda müstameldir. Tapdak yol, yani düz ve ânzasız yol demektir ki bu manaya göre Tapduk Emre'ye pakî-i vicdanlardan nâşî teikîb olunmak lâzım geliyor. Fakat tapmak yani ibadet etmek masdarından tapmak yani âbid manasına hami edilmek daha münâsib gibidir ki Emre karyesindeki yaptığım tahkikat da bunu müeyyeddir.”[10]
Bursalı Mehmet Tahir’in 1907 yılında yazmış ve bizzat gelip Kula Emre Köyü’ndeki Tapduk Emre Türbesi ve Yunus Emre’nin mezarını görmüş olduğu şekliyle bu bilgiler de göstermektedir ki Tapduk Emre ve Yunus Emre’nin mezarlarının Kula Emre Köyü’nde olma ihtimali yükselmektedir.
Görüleceği üzere Yunus Emre’nin yaşadığı dönem ve ölüm tarihleri ile ilgili kesinlik arz etmeyen bazı değerlendirmeler mevcuttur. Konuyla ilgili yapılan değerlendirmeler ve verilen tarihler menkıbevi bilgilerden ve Yunus Emre’nin ölümünden yüzyıllar sonra yazılmış bazı kayıtlardan ibarettir. Ancak Yunus Emre ile ilgili yazılmış eserlerin çoğunluğunun benimsediği tarihi şimdilik (d.1238-41.öl. 1320-21) elimize geçecek yeni bilgi ve belgelere kadar kabullenmek durumundayız.
 
Dipnotlar:

[1] Yazar, [email protected], Twitter @YenginNaci
[2] Ocak, Ahmet Yaşar (1996) Geyikli Baba, DİA, C.14. s.46
[3] Tatcı, Mustafa (2008) Yunus Emre Divan Risaletü'n-Nushiyye, İstanbul, s.17
[4] Tatcı, age, s.17
[5] Tatcı, age,17
[6] Tatçı, 17
[7] Ocak, agm, 46
[8] Tatcı, 20
[9] Tatcı, 33
[10] Bursalı, Mehmed Tahir Bin Rifat, (2000). Osmanlı Müellifleri, C.I, Bizim Büro Yayın Dağıtım, Ankara, s117

Bu yazı 905 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum