Naci YENGİN

Naci YENGİN

TARİHİSTAN
[email protected]

Şehirleri kim kurtaracak?

24 Ağustos 2021 - 09:22 - Güncelleme: 24 Ağustos 2021 - 12:01

Şehirleri kim kurtaracak?

Şehrin sesi, tarihi, edebiyatı, sanatı, nefesi ve hatta çığlığı diyebileceğimiz yayın organları şehirlerde yaşayan ve şehre aidiyet duyan insanlar kadar önemlidir.
Şehrin insanı gibidir o şehrin kültür hayatı. İnsanlar için söylenecek şeyler şehirlerin kültürü için de söylenebilir. Şehri meydana getiren maddi manevi eserler insan merkezli, insanın özüne uygun, milli hasletlerle örülü olmalıdır ki içinde yaşattığı insanlar da kendilerinden bir şeyler bulabilsin yaşanılan şehirde. Aksi halde şehrin yaşanmaz, tek düze bir hayatı dayatmaya başlamasında yine insanın tercihleri, kültürsüzlüğü, şehri kendisine benzetmesinin etkisi büyüktür.
Şehirleşme ile medenileşme arasındaki bağ ile şehirli insanla bedevi insan arasındaki fark birlikte açıklanırdı bir zamanlar. Ancak gelin görün ki günümüz şehirlerinde modernitenin bilinçaltımıza yerleştirdiği hayat tarzına paralel olarak şehirleşmenin de dünyanın her yerinde ayniyet arz ediyor olmasında bilinçli bir planlama ve moderniteyi ellerinde bulunduranların yönlendirmesinin olmadığını söyleyebilir miyiz?
Radikal inançlar, ideolojiler şehirlerde, medeniyet merkezlerinde şekillenmiştir. Ancak bu teori Türkistan coğrafyasında bozkırlarda yaşayan Türkler için geçerli olmasa da beynelmilel dünyanın ortaya koyduğu gelişmişlik ve medeniyet algısını değiştirmeyeceği için ortaya konmuş olan Batı merkezli şehirlileşme düşüncesi geçerliliğini devam ettirmektedir.
Türk-İslam yerleşimlerinin en önemli özelliği kuruluş evresinde tekke, zaviye, imaret, lonca, külliye… Türü yapılar etrafında şekillenmiş olmalarıdır.
Türklerin Türkistan’dan Anadolu ve Balkanlara doğru yolculuğunda Kolonizatör Türk Dervişleri[1] adı verilen Horasan Erenleri, Ahi dervişlerinin öncü rolü üstlendiği, fetihlerden önce dervişlerin fethe öncülük ettiğini görmek gerekir.
Dünyanın artık küçük bir köy haline geldiğini, şehirlerin birbirlerinden farklarının kalmadığını, nereye gidersek gidelim bizleri karşılayan alışveriş merkezlerinin aynı merkezden yönetildiğini, aynı müziğin tınılarını duyduğumuzu, aynı kültürün çevremizi, benliğimizi kuşattığından yakınır dururuz.
Bizleri alabildiğine içine çeken anaforun ortasında kendisini kurtarabilmiş, adeta Kolonizitör Türk Dervişleri edasıyla kozasını örmeye, etrafını aydınlatmaya devam eden garipler, kimsesizler, hiçlik makamını yaşayanlar yok mudur?
Vardır elbette.
Vardır var olmasına da onların gözü, makamda, parada, markada değildir. Sıcak bir selam, hal hatır sorma, akıl danışma, birisine yardım etme, bir türkü dinleme, akan bir gözyaşını silmek mutlu eder onları.
Öylelerini sokakta görseniz de tanımayabilirsiniz. Hatta garipseyebilirsiniz. Ancak eli öpülesi, sözü dinlenesi, türküsü dinlenesi insanlar şehirli-medeni olanlardır zannımca.
Bu işte sizce de bir gariplik, bir çelişki yok mu?
Kendi türküsünü söyleyenleri bulmak ve ortaya çıkarmak durumundayız.
Emanetin ehline verildiği kişileri bulmak ve olanlarla hemhal olmak durumundayız.
Ancak onları bulup ortaya çıkarmak öyle kolay da değildir. Şehrin en mutena köşelerinde kozalarını örmeye, türkülerini söylemeye, gönüller yapmaya her dem devam ederler. İsimler bazen Yunus olur, bazen Ahi Evran, bazen grip bir derviş, bazen de meczup!
Sözü Yunus’la bitirelim: “Ben gelmedim dâvi için, benim işim sevgi için
Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim.”

Şehirleri ezelden ebede sevgi kozasını örenler kurtaracak!

                                       

                                                                                                         Naci YENGİN

Bu yazı 289 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum