Naci YENGİN

Naci YENGİN

TARİHİSTAN
[email protected]

Hünnap Handa Özgürlüğün İlk Günü-Naci YENGİN yazdı

09 Şubat 2010 - 12:18

Hünnap Han’da Özgürlüğün İlk Günü

konak2

 

"Doğduğumuz gün aslında özgürlüğümüzün son günüydü, sonra hayatımıza giren sınırlarla tanıştık, kalıplara girdik, engellendik, duvarlar arasına sıkıştık, kısıtlandık..."
            Reklâm cümleleriyle satırlara başlamak da nereden çıktı anlayamadım düşüncelerime, kuracağım tümcelere harfiyen uyan bir cümle gibi geldi bir an.

İnsan doğduğu andan itibaren özgürlüğünü kaybetmiş sayılır.    

            Ancak bazen bazı yerler, mekânlar örneğin; doğayla baş başa kalmak kaybettiğiniz özgürlüğünüzü yeniden yakalamak, yaşamak adına ümit verir insanoğluna.

Yaratılış mucizesi vesselam!

            Ne yalnız yaşayabiliyor ne de kalabalıkların arasında özgürlüğün tadına varabiliyor insan.

Garip bir çelişki belki bu durum ama insandan bahsediyorsak bunlar normal karşılanmalı. Her şey mümkün insana dair! Her ne denirse doğrudur veya külliyen yalan yanlışlarla doludur kısaca insan hakkında.

            Kış ortası demeden çıkıp düştük yollara.

            Ver elini Kaz Dağları.

            Kış kıyamet, yağmur kar demeden hayata dönmek ve özgürlüğe dair her ne kaldıysa bakir oralara uzanmak niyetindeyiz.

            Yolumuzun üzerinde her ne varsa kısa zamana sığdırabileceğimiz; nefes alma anlarını derleyip çıkınımıza koymak ve yaza kadar geride kalan ayları çıkınımızdaki hayatın nefesini hatıralarla birleştirip katık yapmaya niyetlendik.

            Edremit-Güre etrafında kulağa hoş gelen ve günübirlik gidip görülebilecek yerler arasında nereleri saysam bilmem ki.

            İyisi mi bu gün sizlere Hünnap Han’dan bahsedeyim.

            Edremit’e 35 Çanakkale Küçükkuyu’ya 4 km mesafedeki Adatepe Köyü yüzyıllar ötesinden fırlamış ve zaman tüneli içerisinden günümüze düşmüş bir köy. Köy demeye köy de burada ancak 15–20 hane kalmış. Taştan bir medeniyetin tam ortasında aradığımız kimliğimiz karşımıza çıkıyor. Tanpınar’ın ifadelerini hatırlamamak mümkün değil. Taşlar yontulmamış adeta bir iman yumağı içerisinde ayrı bir anlam katmışlar mimariye.

            Çaka Beyin bölgeye gelmesi ile XI. Yüzyılda İslam’la tanışan bölge insanı hiçbir zaman yanında yaşayan insanın dininden kültüründen gocunmamış.

            XVIII. Yüzyıldan günümüze kadar gelen kültürel doku hala köyde korunuyor. Öyle ki köy taşlarla örülmüş sağlam bir kale gibi.

            Adatepe Köyünün en görkemli mimarisi hiç şüphesiz Hünnap Han.

            Bir Osmanlı Konağı olan Hünnap Han Hacı Mehmet Efendi tarafından yaptırılmış. Üç asırlık konak günümüze kadar gelebildiyse bunda Şükran ve Muzeffer Bayraktar ailesinin büyük katkısı olduğu şüphesiz. Öyle ki 28 Ocak 2010 tarihinde uğradığımız Hünnap Han bir aile işletmesi hüviyetine kavuşturulmuş. Sabancı Üniversitesi mezunu oğulları Ural orada bulunmaktan son derece memnun görünüyordu.

            Hünnap ismi biraz garip gelmiş ve içimden Rumcadan mı geliyor acaba diye de geçirmiştim. Ancak yanılmışım! Konağın bahçesindeki Hünnap ağacının 200 yıllık olduğu ve konağın adının bu ağaçtan geldiğini öğrenmek kadar güzel bir isimlendirme olamaz diye düşünüyorum.

Düşünebiliyor musunuz?

Konağa emek veren insanlar kendi isimlerini değil bir ağacın ismini konağa verebiliyor. Müthiş bir ölümsüzlük ve müthiş bir özgürlük, kendini doğayla bütünleştirme olgusu bu.

            Türk-Rum mimarisinin iç içe geçtiği Adatepe Köyünde bir yanda Zeus Altarı diğer yanda eğitim öğretim ve konaklama mekânı olarak inşa edilen eserlerle iç içe yaşayan insanların varlığı ayrı bir anlam katıyor bölgeye.

Bölge 1950 sonrası tamamen Türkleşmiş. Bizden birileri haline gelen Rumların gitmesi ile mahzun ve komşularından uzak kalmanın sancısı içerisinde köy boşalmış; tüten 20 bacanın dışında kimse kalmamış...    

            Son yıllarda turizme kazandırılamaya çalışılan ve sit alanı kabul edilen mekânlar içerisinde bir Behramkale(Asos) bir de Adatepe Köyü örneği ön plana çıkyor.bir de turizme hizmet veren Hünnap Han gibi mekânlar sayesinde özgürlüğün anlamını yeniden kavrıyor ve yeniden hayata dönmenin mutluluğunu çıkarabiliyor ziyaretçiler.

Birkaç saatlik zaman ve içilen Hünnap Çayıyla başlayan ayrılık zamanının cellâdı, çanları çalıncaya ve yağmurun damlaları arasında sırılsıklam düşüncelerle kalıncaya dek özgürlüğe yürümeye ne dersiniz?       

             Her şey için teşekkürler Ural Bayraktar, teşekkürler yağmur, kar ve teşekkürler doğanın dinginliği…

              Şehzade şehrinin güzelliğini ortaya çıkaran ve çıkaracak olanlara selamlar diyerek şimdiden onların kulaklarını da çınlatmış olalım!

Hünnap (Ziziphus, Zizyphus, Jujuba)
 
It (cehrigiller) ailesi, Cehrigiller bir dikenli ağaç güzel her baharda sarı çiçekler kokuyordu Blooming olduğunu. Ayrıca "Hünnap" cigde "veya denir

Bu tohumlar sert ve hem hantal zeytin ve büyüklüğü şeklinde. At gibi yetişir o yeşil, İlk

rengi kırmızı ve siyah-mor dönüşür. Onun dış membran leatherlike ve ince ve posa (düz meyve) renkli ve tadı tatlı sarı. Ayrıca "olarak bahçelerde yetiştirilen's ünnap", bu çok çılgınca büyüyen denir.

Bunun Hindistan ve Çin için Kuzey Afrika ve Suriye yayıldı's gerekiyordu. Birçok iklim koşullarına adapte's Ayrıca, meyve iyi sıcak yaz gerekmektedir. Marmara, Batı ve Güney Anadolu'da yetişen's. Yine Doğu Karadeniz ve Çoruh Vadisi, bunun farklı türde havzasında özellikle üzerinde görülmektedir

 

 
Kullanım


Meyveleri elemanları sakaroz, tanen ve "müsilaj" () eksopolisakkarid bulunur. Yetiştirilen meyveler güneşe kuru çay tarafından çerez olarak tüketilebilir. Bunun yanında içmek boilt's ve reçel yaptı. Ayrıca bitkisel ilaç olarak kullanılır.

KULLANIMI

Hünnap Meyve: Eczaneden tedavileri ile 21 gün içerisinde (sabah, 2 meyve) aç  

Bu kolesterol ve lipid azaltmak için de kullanılır.

Hünnap yaprakları: It bronşit çay olarak kullanılan, astım, mide ve bağırsak sorunları.

Hünnap ağacı Troyan bir mit olarak mitolojisinde kutsal bir ağaç olarak bilinir.

Mesih'in taç ve şube Hünnap bir dalıdır.

                  www.hunnaphan.com

                 [email protected]

                0286.7526581

Bu yazı 2963 defa okunmuştur.