Naci YENGİN

Naci YENGİN


Dücane Cündioğlu hayret ettirdi!

15 Ocak 2020 - 22:56

Dücane Cündioğlu hayret ettirdi!

Düşünceyi yakından tanımayanlar, düşünce dünyası, okuma ve anlama-anlamlandırma sürecini bilmeyenler söylediklerinizi anladıklarını ifade etseler bile anlamamışlardır!

Yüzlerce kişilik kalabalıklardan oluşan salonlar havada uçuşan sözlerin etkisi altında kalarak söylenenleri anlamlandırmaya çalışanlar, anlamayanlar, anlamak isteyenler, anlayamayanlar, anlamaya çalışanlar ve birkaç kişilik te olsa anlayanlardan oluşmaktadır.

Kültür ve düşünce tarih boyunca alıcısı ve anlayanı az olan zor bir zihinsel süreç sonrası edinilen kazanımdır.  Kültürümüzde her ne kadar irfan ile ifade edilse de artık kültür kelimesi yaygın olarak kabul edildiği için kullanılır.

Aynı süreç ve kazanımlara sahip olmayanlarla her şeyin konuşulması her ne kadar zor olsa ve hatta doğru olmasa da bazen bir yere davet edilir ve bir konuda konuşmanız istenir. “Bir öğrenme modeli olarak hayret” olsun dersiniz konuşacağınız konunun adını! Daha ilk andan itibaren farklılaşma, anlamsızlaşma ve anlamama başlamıştır! Hayretle karşılanma başlamıştır. Bunda hayret edilecek bir durum yoktur size göre. Ancak hayret etmek ve edilmek önemlidir. Bundan biraz da gizliden gizliye haz duyar anlaşılmadığını düşünen insan!

Öğrenmenin önceliği hayretle başlıyorsa hayret edenlerin, hayretle karşılayanların oranı ne oranda artarsa o oranda konuşmanız, yazdıklarınız anlaşılacaktır.

Ancak konuşmanızı isteyenler çoğunluğu bir kurumu, bir otoriteyi temsil edenler içinden birileri olduğu için zihin dünyalarında yer ettiği kadarıyla  “siz” her neyseniz, kimseniz o minvalde olduğunuzu, bir zamanlar çoğunluğun tanıdığı bildiği “kişi” olarak sizin yerli yerinde durduğunuzu ve belki de ila nihaiye öyle kalacağınızı düşündüklerinden (çoğunlukla insanlar-sizi dinleyenler, dinlemek isteyenler öyledir) gönül huzuruyla davet eder ve kendilerini çevrelerine, otoritelerine karşı üst pozisyonda görme gösterme adına bir adım öne çıktıklarını düşünürler.

Düşünce ve hayret makamında düşünce ve ilim yolunda ilerlemek zor ve biraz da münzevi insanlara özgü bir zihinsel süreçtir. Dünya, gelecek, geçmiş, insanlar, otorite, parti, ideoloji ve birçok yapıya karşı kendi dünyasında yaşayan, kendisiyle, toplumla kavgalı, sancı çeken biraz derviş, biraz meczup denebilecek; toplumda aykırı tipler olarak bilinen ve çoğunlukla burun kıvrılarak bakılan, kafayı yemiş, aklı karışmış, filozof olmuş, entel-dantel takımına karışmış, çizgi dışı, bizim camiaya uymuyor gibi onlarca yafta ve karalamalara tabi tutulma sürecini de beraberinde getirir. Böylesine bir süreci bireysel hayatında sağlıklı atlatan çok fazla insan yoktur. Tanıdığım rahmetli Cemil Meriç sıraladığım bütün aşamaların üzerinde düşünce dünyamızın parlayan yıldızlarındandı.

Dücane Cündioğlu iki saat boyunda salonunu dolduran yüzlerce göze, kulağa ve zihne hitap etti. “Bir öğrenme modeli olarak hayret” diyerek söz döndü dolaştı ve arka sıralarda oturan bir memurun amirine söylediği iki cümlede özetlendi: “Sayın müdürüm söylenenlerden otorite hoşlanmaz. Çünkü merak ve hayret edenlerin otoriteyle arası iyi değildir. Otorite merak etmeyen, itaat eden çoğunluk ister!”

Dücane Cündioğlu’nun konuşmasında üzerinde durduğu “Hayret etmek” ten çıkarabildiklerimiz hayret cümleleri şunlar:

“Bilenler bildikleri konularda hayret etmezler. Kişi hayret ediyorsa, şaşıyor ve şaşakalıyorsa, onu şaşkınlığa sürükleyen o şeyi bilmiyor demektir. Bilseydi hiç şaşar veya şaşırır mıydı? Madem ki şaşıyor ve şaşırıyor, o şeyi bilmese bile, en azından kendisinin o şeyi bilmediğini biliyor demektir. İsterse öğrenmeye başlayabilir ve nasibi varsa, 'hayret' makamından 'dikkat' makamına, 'dikkat' makamından 'merak' makamına, 'merak' makamından 'tedkik' ve 'tahkik' makamlarına, bu makamlardan da 'bilme' (ilim) makamına ulaşabilir. Ulaşamazsa n'olur? Muhakkak bir şey olur ve meselâ bizim gibi en azından "yolunda ölür."

Kimler hayret etmezler? Başka bir deyişle kimlerde hayret etme yetisi yoktur?!?

Peki kimler hayret ederler/edebilirler? Hangi sınıf insanlar hayrete mütemayildirler?

Descartes'ın bu suale cevabı gayet vecizdir: Çünkü ona göre "hayret" yetisi, esas itibariyle oldukça güçlü bir sağduyuya sahip bulunmakla birlikte yine de kendilerini tamamıyla yeterli görmeyen (eksikliğini itiraftan çekinmeyen) zevâta mahsus hasletlerdendir.

Bizim ilim ve irfan geleneğimizin ustaları, her daim 'hayret' makamında kalmak için dua ederler; hayretini kaybedenin haysiyetini de kaybedeceğine inanırlardı.

Haysiyetini kaybeden âlim olsa bile adam olamaz. O halde kişi adam olmadıktan sonra, yani "Hayrânınım ey yâr!" demedikten sonra, sözüm ona âlim olsa n'olur, olmasa n'olur?”[1]

Modern denilen hayat insanı düşünmekten, hayret ettirmekten alıkoyuyorsa modern hayatı sorgulayıp hayret edeceklere ne çok ihtiyaç var!  www.tarihistan.org

 

 

 

 

[1] Dücane Cündioğlu, Hayrânınım ey yâr! Yeni Şafak Gazetesi ,27 Ağustos 2005

Bu yazı 686 defa okunmuştur.