Naci YENGİN

Naci YENGİN


ÇALAP'A YAKARAN TÜRKÜLER

29 Mart 2020 - 22:27 - Güncelleme: 29 Mart 2020 - 22:50

Çalap’a yakaran türküler

Başım dara düştüğünde türkülere sığınırım. Özlemim, hasretim, gamım, kederim, yasım, gurbetim, yabanım, efkarım, tasam, hüznüm, isyanım, avazım, çığlığım ve neşeme türküleri katık eder yudum yudum anamın ak sütünden emdiğim Türkçemle kana kana içerim.

Türkçesiz bir insanlık düşünmek beyhudedir. Bırakınız kendilerini yiyip bitirsinler, hasetlerinden çatlasınlar. Türkçe insanımızın öz varlığı, geçmişi ve geleceğidir.

Türküler kadar yaşar, türküler kadar çağlarız.

Türkülerimiz sözlü kültürün, inancın, milli değerlerin bazen hüzün, bazen isyan ve bazen de matem yüklü terennümleridir.

Bu günlerde balkonlarda, pencere önlerinde kimsesiz sıcak bir selam bekleyen insanlarımızın en büyük tesellisi yine de türkülerimizdir.

Kültür coğrafyamız bir anlamda türkü coğrafyamızdır. Türkü coğrafyamız üzerine yapılacak bir gezi Türklük coğrafyamızı da ortaya çıkaracaktır. Hatta gittiğimiz her bölge, her iklim ve her obada dinlediğimiz türküler Oğuz boylarının neşe, hüzün, hasret ve kimliğini ortaya koyması bakımından önemlidir.

Bunlar arasında Muharrem Ertaş tarafından Dadaloğlu’ndan uyarladığı “Kalktı göç eyledi Avşar elleri” türküsü bunlardan birisidir.

“Kalktı göç eyledi Avşar elleri, /Ağır ağır giden eller bizimdir. 
Arap atlar yakın eder ırağı, /Yüce dağdan aşan yollar bizimdir.

Dadaloğlu'm bir gün kavga kurulur, /Öter tüfek davlumbazlar vurulur.
Nice koçyiğitler yere serilir, /Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir.”

Yüce dağlar kadar engin gönüllü insanımız kendini türkülerde bulmuş, türküler yakmıştır. Kültürümüzde türkü söylenin değil türkü yakanın daha mahir olduğunu bilinirdi.

Sevdasına, ayrılığa, gazaya, şehide, gönle, yavuklusuna, hasrete… anaya, babaya, vatana, bayrağa, uzağa, yakına… Binlerce yıllık birikimiyle Mevla’ya yakılan türküler bir anlamda Türkçe yakarışlar, deyişler olarak bazen kopuz bazen de saz eşliğinde teselli olmuştur. Yaradan’a yakılan sözler Yunus’la Türkçe ile ilahi nağme olmuş, Süleyman Çelebi ile gönül telimizi titretmiş ilahileşmiştir.

Bazen gönlümüz Hüma kuşu ile uslanmıştır.

“Hüma kuşu yükseklerden seslenir/Yar koynunda bir çift suna beslenir

Sen ağlama kirpiklerin ıslanır/Ben ağlim ki belki gönül uslanır

Ben ağlım ki gülüm eğlen eğlen eğlen/Belki gönül uslanır”

Çanakkale’de koç yiğitlerin ardından kışlaları, Mehmetçiği anlatmıştır.

“Kışlalar doldu bugün / Doldu boşaldı bugün

Gel gardaş görüşelim / Ayrılık oldu bugün”

Kul Nesimi ile yakarışını, dua ve bazen de isyankâr cümlelerini haykırır türkülerimiz.

“Har içinde biten gonca güle minnet eylemem/Arabî, Farisî bilmem dile minnet eylemem
Sırat-ı Müstakim üzre gözetirim Rahim'i/İblisin talim ettiği yola minnet eylemem...

Bir acayip derde düştüm herkes gider kârına/Bugün buldum bugün yerim, Hakk kerimdir yarına
Zerrece tamahım yoktur şu dünyanın varına/Rızkımı veren Hüda'dır kula minnet eylemem...

Türkülerle söz ilahileşir.

 Türkçe semaya kanat çırpar.

Arabi ve Farisi’den geçer anamızın ninnilerine geri döneriz.  

Pir-i Türkistan’la kanatlanan Hüma Kuşu Çalap’a türkülerle yakarmaya devam eder.

Naci YENGİN

www.tarihistan.org

 



 

 

Bu yazı 615 defa okunmuştur.