Naci YENGİN

Naci YENGİN

TARİHİSTAN
[email protected]

Abdülcemil Kırımoğlu'na dair bir hatıra

31 Ağustos 2020 - 20:18 - Güncelleme: 18 Mayıs 2021 - 20:44

Abdülcemil Kırımoğlu’na dair bir hatıra
   
Sovyetler Birliği henüz dağılmamıştı.
Zulüm, kan ve gözyaşı had safhadaydı.
Türk dünyasının gözü Türkiye’de bizlerin kalbi ise Türk dünyasındaydı. Türk dünyasından sınırlı haberler alıyor aldığımız haberlere yorumlar yapıp kahroluyorduk. Doğu Türkistan, Kırım, Kerkük ve Irak ve Suriye Türkmen elinden gelen haberlerle kahrolduğumuz gibi!
Türk dünyasının içinde bulunduğu esaret hayatı üzerine konuşmalar, görüşmeler yapıyor, yazılar yazıyorduk.
İstanbul Üniversitesinde her hafta Türk dünyasıyla ilgili faaliyetler yapılıyordu. Gazeteler, dergiler ve bazı yazar arkadaş, abilerle görüşüyorduk.
Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu Kırım Türklüğü kadar bizler için de sembol isimdi. Neredeyse hayatının yarısını Sovyet zulmü altında geçiren liderdi. Kırım Tatarlarının Milli Hareketi Türk dünyasında heyecanla takip ediliyor ve destekleniyordu.
Bir gün herkesi sevince boğan bir haber aldık. Kırımoğlu Türkiye’ye gelmişti, hatta İstanbul’daydı!
Sovyet Rusya’nın Kırımoğlu’na yönelik yıldırma ve hapse atma girişimlerine karşı Türkiye’de Sovyetler aleyhine kampanyalar, gösteriler yapılıyordu. Kırımoğlu’nun Türk Edebiyat Vakfına geleceğini öğrendiğimizde Kırım Türkleri bağımsızlığını kazanmışçasına sevinmiştik.
Bin bir heyecanımızla gittik Sultanahmet'teki Türk Edebiyat Vakfına. Rahmetli Ahmet Kabaklı Hoca her zamanki sevecen güleç yüzüyle karşıladı. İstanbul Üniversitesi gençleri topluca oradaydık. Merak ve heyecanımızı dizginleyebildiğimiz kadarıyla Abdülcemil Kırımoğlu ile tanışacaktık.
İçeri girerken "Kırımoğlu'na Hürriyet" yazan birer fotoğrafını alıp yakamıza yapıştırdık. O zamanlar Sovyet zindanlarından yeni çıkmıştı. Sovyet Rusya tarafından hala aranıyordu.
Gidip selamlaştık.
Kırımoğlu Kırım topraklarını 1774'te kaybettiğimiz gün oralarda bıraktığımız bağımsızlık kokusunu getirmişti. Ayağının tozunda Kırım kokusu vardı. Kırım türküleriyle gelmişti. Yüzünün hali, duruşu 1944 Kırım sürgününden izler taşıyordu.
Arı Türkçeyle konuşması bizleri biraz şaşırtmış ve daha da heyecanlandırmıştı. Dayanamayıp protokolü de görmezden gelerek gidip sarıldım.
Ağladım, ağladık. Türklük alemi ağladı. Bahçesaray ağladı.
Kırım Türklüğü ile Türkiye buluşmuştu.
Siyah beyaz mahzun fotoğrafını imzalatmak istedim. Ancak araya başkaları girdi. Olmadı.
Gözyaşları omzuma aktı.
Gözyaşlarımız hala akmaya devam ediyor.
Sağ omzuma her dokunulduğunda Abdülcemil Kırımoğlu dokunmuş hissine kapılırım! Kırım’ın gözyaşları dininceye kadar silinsin istemem omzumdaki Kırım’ın gözyaşlarının.
O günden sonra Kırım’a, Kerkük’e, Türkistan’a… dönüp türkülerimizi dinler ve ağlarım.
Gözlerim açık, kalbimde binlerce helecanlar… Kırım'a, Kerkük’e, Türkistan’a varacağımız günleri sayıklar türkülerimizi Kırım’a, Türkistan’a, Kerkük’e göndermeye devam ederim.

 
 
 

Bu yazı 1527 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum