Muhammet KEMALOĞLU

Muhammet KEMALOĞLU

[email protected]

Rum Sındığı Savaşı-30 Ağustos 1922

31 Ağustos 2021 - 10:06 - Güncelleme: 31 Ağustos 2021 - 18:40

Rum Sındığı Savaşı-30 Ağustos 1922

1364 yılında Sırplar Macarlar, Eflak ve Bosna prensleri Papa'nın teşviki ile bir araya gelen düşman ittifakına karşı kazanılan Sırpsındığı Savaşı Türk tarihinde büyük bir öneme sahiptir. Savaşın en büyük özelliği Osmanlı Devleti’ne karşı yapılan ilk Haçlı seferinin olmasıdır. Savaş ile birlikte başkent Edirne’ye taşınmış ve Makedonya kapıları Osmanlı Devleti’ne açılmıştır. 
Rum Sındığı Savaşı ise, 30 Ağustos 1922 yılında, İngiliz, Fransız, İtalyan, Rus, Yunan ve daha nice düşman ordularına karşı kazanılan ise son büyük zaferdir.
1918 yılında başlayan düşman işgalleri ile Türkiye ve Türkler yok edilmek isteniyordu. 30 Ağustos günü Gazi Mustafa Kemal’in ordusu, Türk ordusu, Türkler, Rum Sındığı Savaşı’nı kazanmasaydı,  “Προ Χριστου, Έρχεστε στον 2ο αιώνα. Έκανες αυτή τη γη πατρίδα σου. Τώρα ήρθε η ώρα να φύγεις. Φύγετε από εδώ, βρώμικοι Τούρκοι ...” sözleri altında, yalın ayak, baldırı çıplak bir şekilde, Orhun/Yenisey yollarını tutacaktı.
Türk Kurtuluş Savaşı, 1. Dünya Savaşı'nın devamıdır. Bu savaş başladığında bakir Anadolu'ya saldıran Yunan kuvvetleri yüzyıllarca besledikleri büyük bir kin birikimiyle hareket etti. Savaştaki temel gayeleri Anadolu'da bir tek Türk bırakmamak ve yerine Balkanlardaki Anadolu Rumlarını getirmekti. Anadolu hareketini başlatan Yunanlı Venizelos bunu bizzat İnönü'ye şöyle söylemiştir: "Eğer zaferi biz kazansaydık sizin bugün yaptığınız mübadeleyi, biz Anadolu'dan Türkleri sürüp atıp yerine Anadolu Rumlarını getirmek suretiyle yapacaktık."
Halide Edip, 30 Ağustos sonrası İzmir yollarında gördüklerini anlatmadan önce, “…ta Birinci Dünya Savaşından başlayarak tarih öncesi olaylar gözümde canlanıyordu. Milletler, ırklar daima öldürmek, yakmakla meşgul. Her insanın yüzünde, karşısındakini nasıl öldüreceğini düşünen bir maske var… Yüzleri insan, dilleri insan olabilir, fakat kendileri bambaşka cinsten idiler. İçimden bir ses, bu cinsten ayrılmak, kurtulmak istiyordu. İçimdeki gayz değil, kin değil, insanlıktan nefretti..” diyordu…
Falih Rıfkı’da 29 Eylül tarihli “Salihli Harabelerinde” başlıklı yazısında, “…Salihli’ye kadar yolda aynı levhalar: işte yarısı fazlasından yanan urganlı köy… kararmış ortasından yarık kerpiç duvarlar, kenarında başımıza üşüşmüş köylüler, hikayelerini dinliyoruz…”, Çankaya adlı eserinde de, Manisa’nın yakılması karşısındaki izlenimlerini, “ …neredeyse henüz tüten yangınlar içinden geçiyorduk. Yakup, külleri savrulan Manisa’ya, cetlerinin şehrine iki eli böğründe bakakaldı. Yunanlılar çekilişlerinde, yokedici bir tahrip yapmışlardı. Yanmayanlar, vakit bulup da yakamadıkları, yaşayanlar fırsat bulupta öldüremedikleri idi. İki millet arasında yalnız birinin arta kalacağı bir boğazlaşma geçmiş olduğunu görüyorduk. Batı Anadolu’yu Türkler için oturulmaz bir çöle çevirmek isteyen Yunanlılar, gerçekte kendi ırklarının, mitoloji masallarından son tarih günlerine kadar, bu topraklardaki yaşayışlarına son vermişlerdi. Rum halkı köklerine kadar sökülüp atılmakta idi..”
30 Ağustos 1922 tarihinde kazanılan Rum Sındığı Savaşı ile, Doğuda Ermenilerce yapılan, “…halı, kilim, keçeye sararak yakma...Meme, kalça ve çeşitli yerlerde cep açarak tuz basarak, toprak, kum doldurarak...Kızgın şiş ile mahrem yerlerini dağlama...El ve ayaklardan çivi çakarak...Cinsel organları kesme, cinsel organlara soğan, şişe vb. sokma... Kadınları anadan üryan kendi askerleri arasında dolaştırma...Kazığa oturtma. Balta, kılıç gibi kesici aletlerle budama, parçalama...Müslüman halkın koşum hayvanlarını zorla almak.  Kendilerini bu hayvanlarla top vs gibi şeyleri çektirerek çalıştırmak. Şehit düşen Türk askerleri üzerindeki silahları toplatıp kendilerine teslimini sağlamak.Manda gibi ağır ve azgın hayvanları yakarak kapalı yerde toplatılmış halkın içine salıverme...Ahır, merek, oda, cami gibi yerlere halkı doldurup buraları kundaklama...El ve ayakları bağlayarak kurşunlama...Yalan yere yemin ve kandırmacalar ile halkı toplayıp köy meydanında veya köy dışında kurşun ve süngü ile öldürme...Deriyi yüzme, saç, sakalı koparma...Irza tecavüz; oğlun gözü önünde babayı, babanın gözü önünde oğulu, erkeklerin yanında kadınları; kadınların önünde erkekleri öldürme. Bu vahşeti seyre zorlama....Göz oymak, kulak kesmek, dil koparmak...Kur'an, Kitap ve Din'e küfür. Bu şekilde taciz etmek, tahrik ve tahkir etmek...Öldürüp gömülmesine izin vermeyerek; kedi, köpek, kurt gibi hayvanlara yem etmek...Ateşe atma, suda boğma, Yakılan insanların etini yakınlarına yedirme...Gebe kadınlarının karınlarını deşme. Bebeklerini yere çalma[i]...” adıyla yapılan vahşiliklere, batıda yunanlıların ve onların ardındaki diğer işgalci güçlerin yaptıkları ile devam ediliyordu.
15 Mayıs 1919 günü 300 ila 400 Türk öldürülmüştü. Yunan ordusu Anadolu içlerine doğru ilerledikçe Türkler katliamlar, tecavüzler ve yıkımla karşı karşıya kalmıştı. Yunan ordusunun İzmir'den Anadolu içlerine doğru ilerlerken sivilleri katlederek, yakarak, yağmalayarak ve tecavüz ediyordu. İzmit, Yalova ve Gemlik bölgelerinde zulüm ve işkencelerin ardı arkası kesilmiyordu. Evler yağmalan0yorı ve yakılıyordu. Yunan işgali altındaki İzmir'de 4000 Müslüman idam edilmişti. Menemen Katliamı'nda 200 Türk sivil öldürülmüştü. Bergama Baskını sonucu, 80.000]-100.000 Türk zorla göç ettirildi. Yunan, geri çekilme sırasında yakıp yıkma taktiği izledi ve öfkelerini savunmasız Türk köylülerinden bilinen her yolda çıkardı. Bölgedeki kasabaların çoğu harabeye çevrilmişti. Uşak'ın üçte biri artık yoktu. Alaşehir, yamaçları tahrif eden karanlık bir kavrulmuş boşluktan başka bir şey değildi. Manisa'daki 18,000 binadan sadece 500'ü ayakta kalmıştı. Türklere yönelik en büyük katliam olan Yalova Katliamı'nda Ermenilerin, Rumların ve Çerkeslerin, Yunan ordusu ile işbirliği yaptığı görüldü. Orhangazi, Yenişehir ve Armutlu katliam sırasında yakıldı. Armutlu'da kadınlara tecavüz uğramıştı. Ölü sayısı 5,500-9,900 olarak kayıtlara geçmişti. Aydın, Karatepe köyünde, köy Yunanlar tarafından kuşatıldıktan sonra tüm sakinler camiye konuldu ve cami yakıldı. Ateşten kaçmayı başaran az sayıda kişi vuruldu. Toplam 385 kişi öldürüldü. Yunan ordusu, Bilecik kasabası geri çekilen yakıldı. 208 kişi öldürüldü. İzmit'te, çoğunlukla erkeklerden oluşan 300 kadar kadar sivil Yunan ordusu tarafından idam edildi. Salihli Yunan ordusu tarafından ateşe verildi. 100 kız tecavüz etmek için kaçırıldı. Turgutlu kasabası Yunanlar tarafından ateşe verildi 1.000 kadar kişi,öldürüldü.  Uşak'ta 200, Alaşehir'de 3000 kişi yanarak öldü. 1922 Manisa yangını boyunca 3500 kişi yanarak ölürken, 855 kişi Yunan askerleri tarafından vurularak öldürüldü. 300 kız tecavüz edilmek için kaçırıldı.
Türk Bağımsızlık Savaşı boyunca 640,000 Türk sivilin Yunan ordusu tarafından öldürürülmüştü.
Tabiki yıllar sonra içimizden (her milletin içinde bu tip insanlar ve onların taraftarları olacaktır) keşke yunan kazansaydı diyen acayip tipler çıktığı gibi, Rum Sındığı Savaşı’nı kazananlara, kutlu direnişi sürdürdükleri 3 yıl boyunca her fırsatta “kudurmuş haydutlar”, “Yunan ordusu halifenin ordusudur, asıl kafası koparılacak mahlukat, Ankara’dadır”,Bunların “öldürülmesi caizdir, hatta dini vazifedir” deyip, vatansever Denizli, Isparta, Uşak, Antalya, Sinop müftülerini görevden azleden; Ankara müftüsü için idam fermanı çıkaran, İzmir’deki Yunan Yüksek Komiserliği’ne, “Mustafa Kemal’in pençesinden kurtarmak için Batı Anadolu’da özerk hükümet kuralım, yönetimin başında Hıristiyan vali bulunsun, ordusundan Yunan başkomutanı sorumlu olsun” ve zafer sonrası yunana sığınıp, yunanistana kaçtıktan sonra “..Ben de ayniyle red edip Türk’ü, Tövbe yarabbi tövbe Türklüğüme Beni Türk milletinden ad etme…”, diyen Şeyhülislâmlar vardı bu ülkede.
Bugün de bu tip ruhlar ve bedenler aramızda dolaşmakta. Ama ayrıca aramızda Allah’tan Sultan I. Murat’ın,Hacı İlbey’in, Kazım Karabekir’in, Ali Fuat Cebesoy’un, Rıfat Börekçi’nin, Reşad Çiğiltepe’nin, Mustafa Kemal’in ruhu da dolaşmakta…
Yeter mi, yetmez.
Bu kahraman ruhların hayat bulmuş evlatları da, namertlere karşı siper etmiş göğsünü beklemekte…
Olurda gelirseniz, geldiğiniz gibi hempalarınızı da koltuğunuzun altına alıp gidersiniz…

 


[i] Gürsoy Solmaz, Yaşayanların Dilinden: Erzurum, Sarıkamış, Kars'ta Ermeni Zulmü, 1918-1920,Yüzüncü Yıl Üniversitesi, 1995.

Bu yazı 193 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum