Muhammet KEMALOĞLU

Muhammet KEMALOĞLU

[email protected]

Dostlarımız

02 Ocak 2022 - 10:41 - Güncelleme: 02 Ocak 2022 - 21:58

Dostlarımız

Türkiye coğrafyası, Türkistan(Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Musul-Kerkük, Doğu Türkistan, Özbekistan, Azerbaycan, Kıbrıs, Batı Trakya, Güney Azerbaycan)yeraltı ve yerüstü zenginlikleri, tabiî güzellikleri ve özel­likle stratejik konumu bakımından tarih içinde sürekli dikkatleri çeken bir coğrafya parçasıdır. Özelde de Türkiye, 19. yüzyıl ile 20. yüzyılda Avrupalıların Doğuya bakışı hep bu açıdan olmuştur. Adına bazen Şark bazen de Oryantalizm deseler de amaç hep Türk Toprakları olmuştur.
Şark Meselesi, Türklerin Avrupa'dan atılması ve daha sonra da şu veya bu şekilde Türkiye’de ki Türk hâkimiyetinin kırılması demektir. Eğer günümüzde, Türkiye’de ki Türk hâkimiyetini sınırlamaya yönelik bazı hareketler, Batılılarca sempati ile karşılanıyor hatta destekleniyorsa bu Şark Meselesi’nin hâlâ devam ettiğini gösterir. Batılılar, Türkiye’ye yönelik bu politikalarını sürdürürken tarih içine baktığımızda, Ortadoğu'dan da Türkiye’ye yönelik davranışların günümüze kadar devam ettiğini görüyoruz. Yakınçağın başında, Türkiye’ye komşu bir devlet olarak Ortadoğu'da yalnızca İran varken, Osmanlı Devleti’nin çökmeye başlamasıyla sırasıyla Mısır, Suudi Arabis­tan, Suriye, Irak ve İsrail gibi siyasî teşekküller vücuda geldi.  Bütün bu teşekküller, kuruluşlarından itibaren Türkiye’ye ve Türkiye’de ki, Türk varlığına yönelik politikalara, hatta uygulamalara girdiler.
Emperyalizm, bir devletin diğer bir devlet üzerinde, ister maddî, ister manevî bir kontrol, nüfuz kurması veya bir üstün­lük sağlaması demektir. Emperyalizmin başlıca özellikleri şunlardır:
a.  Toprak kazanmak,
b.  Öteki toplumlar üzerinde üstünlük kurmak,
c. Bütün tabiatı ve insanlığı ilmî olarak etnosentrik, ile­ri-geri, gelişmiş-az gelişmiş, normal-suçlu, üstün-aşağı zihniyetler, toplumlar, diller, türler gibi ayrı sınıflamalara bölmek,
d.  Bunların hepsini, amacı dolaysız fetihleri bilimsel bir örgü ile, giderek insanî bir nezâketle gizlemek olan hukukî, ırkî, içtimaî ve topraksal öğretiler olarak makulmüş gibi göstermek".
Edward W. Said, Oryantalizm (Şarkiyatçılık)'i de, Batı’nın üstünlük sürdürme taktiği, Şark üzerinde otorite kurma çabası olarak tarif etmekte ve emperyalizm (=sömürgecilik) anlayışı içinde görmekte ve söyle demektedir:  "Dolayısı ile Oryantalizm, Doğunun meselelerini bir sınıf, bir mahkeme, bir hapishane, bir el kitabı açısından ele alan, analiz eden, incele­yen, yargılayan, gözeten ve yöneten bir Doğu bilimidir. "
"'Şark Meselesi", bütün büyük devletleri meşgul etmiş.  "Güç Dengesi" (Kuvvetler Muvazenesi)'nin tesisinde en önemli âmillerden biri olmuş, entrikalara, kıskançlıklara ve pazarlıkla­ra sebebiyet vermiştir.  Milletlerarası politikanın, bütün politi­kalar gibi, bir güç ve iktidar mücâdelesi olduğu fikri ve "Güç Dengesi"nin "Uluslararası politikadaki birimlerden (aktörler­den) birinin ya da bir grubun-gücünü diğer birimlere karşı gö­receli olarak-arttırması karşısında sistemin diğer aktörlerinin bireysel ya da kolektif olarak bu artışı dengeleme çabaları olarak" târîf edilmesi doğru olmalıdır.
Oryantalizm ve Şark meselesini-bize göre de Garp meselesidir- tarihi süreciyle incelediğimizde karşımıza da şu tablo çıkacaktır.

I. Dönem

  1. Türkleri Roma’ya sokmamak,

  2. Türkleri Roma Ülkesinden atmak

  3. Türkler'i Türkiye’ye sokmamak,

  4. Türkler'i Türkiye’ye de durdurmak,

  5. Türkler'in Rumeli'ye geçişini önlemek,

  6. İstanbul'un Türkler tarafından fethini engellemek,

  7. Türkler'in Balkanlar üzerinden Avrupa içlerine doğru ilerleyişine mânî olmak.

 

"Şark Meselesi"nin kabul edilen bu hedeflerine rağmen, Türkler Roma’ya girmiş, Türkiye’ye girmiş, Rumeli'ye geçmiş, Balkanlar'ı ta­mamen zaptetmiş ve Viyana kapılarına kadar ilerlemişlerdir. Fakat, 1683 tarihinde Türkler'in Viyana'da mağlûbiyete uğra­maları ile Şark Meselesi"nin ilk safhası bitmiş, ikinci safhası başlamıştır.  Bu safhada Türkler savunmada, Avrupa taarruzda­dır.  1920 yıllarına kadar devam eden bu safhada "Şark Meselesi"nin gelişmesi şu tarzda olmuştur.
II. Dönem

  1. Balkanlardaki Hıristiyan milletleri Osmanlı hâkimiyetinden kurtarmak.  Bunun için Hıristiyan toplumları isyana teşvik ederek evvelâ onların muhtariyetini sonra istiklâllerini temin etmek,

  2. Birinci maddede belirtilen hususlar gerçekleşmezse, Hıristiyanlar için reform istemek ve onların lehine Bâb-ı Âlî nezdinde müdâhalelerde bulunmak,

  3. Türkler'i Balkanlar'dan tamamen atmak,

  4. İstanbul'u Türkler'in elinden almak,

  5. Osmanlı Devleti'nin Asya toprakları üzerinde yaşa­yan Hıristiyan cemaatlar (azınlıklar) lehine reform­lar yaptırmak, muhtariyet elde etmek veya mümkün olursa istiklâllerine kavuşturmak,

  6. Türkiye’yi paylaşmak, Türkler'i Türkiye’den çı­karmak.

  7. Tüm Türk Ülkelerini Ele geçirerek kendi nüfuz bölgelerini oluşturmak olmuştur.

 

Zaman makinesinde yolculuk yapmaya hazır mısınız ?
Düşünün ki, soyu tükenen varlıklar koruma altına alınmış olsun. Bugünkü gibi. . . Birecik’teki Kelaynak kuşları gibi. . .
Neslin devamı için gereken fonlar, destekleme yatırımları, krediler, yaşam alanları oluşturulsun. . . En ince noktasına kadar tüm büyüme evreleri ve doğum sonrası gelişme dönemleri, saatlik çizelgelerle kayda geçirilsin. Tabi bunun için de binlerce sayfalık Kımızı Kitaplara ihtiyacınız olacak. İsterseniz, kobay olarak fareleri değil de sizin için engel çıkaracak toplumların bireylerini de kullanabilirsiniz.
AIDS veya SARS virüslerini kullanarak, iyi bir Afrikalıyı ve de nüfus gücünü kırmak için uzaktaki Çinliyi öldürebilirsiniz. Peki koruma altına alınacak canlılar bugünkü gibi hayvanlar mı olacak yoksa insanlar mı?
Onu da anlamamak için pek de ahmak olmaya gerek yok. . .
Önünüze bir küre alın da şöyle kumar makinesi gibi döndürün. Bakın dünyanın farklı bölgelerinde, farklı zamanlarda, farklı devletler nasıl oluyor da koruma alanları oluşturuyor. BM, IMF, UNESCO gibi kuruluşların yardımları ne kadarda adil olarak pay ediliyor.  
Genetik testler yardımıyla, nükleer denemelerle, nüfus ve nüfuz eritme politikaları ile toplumların milli benlikleri korunuyor, zorunlu kürtaj uygulamaları, zoraki evlilikler, isim vermeler, yer isimlerinin değiştirilmesi, siyasetten katl, sürgünler, idam sehpaları, toprak satın almalar, çoğunluğun kullandığı ana dilin yasaklanması, mecburi yabancı dilde ve ABECE’de eğitim, Devlet dairelerinde çalışma yasağı, takipler, gelenek ve göreneklerin yaşatıldığı, sembol değerlerin tahrip edilmesi elbette ki bunlar sadece o değerlerin korunması için gereken izolasyon tedbirlerinden bazılarıdır.
Yoksa bizim yaptığımız hüsn-ü kuruntudan başka bir şey olmayacaktır.  
Kim der ki, ABD, Kızılderililere soykırım yapmıştır, kim derki, İran, 35 Milyon Türk’ün haklarını ellerinden alarak, 15 Milyonluk Fars nüfusuyla, İslam Demokrasisiyle insanlara yaşam vermemektedir.
Kim der ki, Rusya, Çin, Irak, Bulgaristan, Yunanistan, yönetimleri tarihin eski dönemlerinde olduğu gibi bugünde bu politikaları yapmaktadır.
Kim der ki, Ermeniler (haylar)Türkleri katletmiştir.  
Haşa külli yalan. . .
Yukarıda da bahsettiğimiz gibi, bu amaçlar tamamiyle, insani bir hakimiyet, yönetim ve koruma duygusuyla oluşturulmuş bir izolasyon politikasıdır.
Türkler için korkulacak bir şey de yoktur.
Uyumaya devam edebilirisiniz.  
Daha bahar gelmedi. . .


 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum