Melek DÖRTBUDAK

Melek DÖRTBUDAK


SÖZ, KELÂM, NUTUK (I)

08 Haziran 2020 - 17:01

SÖZ, KELÂM, NUTUK (I)

İnsan dünya hayatına gözlerini açarken, yaratılmış varlıklar arasında en zayıf olanıdır. Konuşamaz, meramını anlatamaz, ağlayıp figan etmeyi bile dünya öğretir. Bir bebek dünyaya gelince mutlu olmayan bir anne baba olamaz herhalde.  O çocuğun sesler çıkarıp da sözlere karşılık vermesi doyumsuz anların başlangıcıdır. Hele hele “anne”, “baba” hitabından sonra daha çok mutlu olur, her gün yeni kelimeler öğrenmesi için gayret sarf ederiz.

Allah kulunu yaratırken tıpkı bir anne baba şefkatiyle kulunun O’na Rabbim demesini sabırla bekler. Çünkü bunun için “kelâm”ı yaratmış insana hitap etmiştir. Ama insanın tekâmülü uzun süreçler gerektirdiği için söze ulaşabilmek epey zaman almıştır. İnsan hep konuşur, bazen boş konuşur, bazen hoş konuşur. Biz millet olarak boş konuşanları sevmediğimizi deyimlerle, atasözlerimizle hep dile getirmişiz. Lâkin biz gerçek sözün değerini de bilenlerin olduğu bir toplumuz. İnsanın laftan söze geçebilmesi, çocukluk evresini atlatmış bir bebeğin gelişimi gibidir. Çünkü bebek de önce her şeyi öğrenmek için ona zarar verecek şeylerden bile çekinmez dokunur öğrenmek ister. Öğrendiği bir kelimenin manasını bilmez ama kullanır. İnsan da önce konuşmayı öğrenir sonra söze ulaşır. Bu meyvenin olgunlaşması gibi beklenen bir tekâmüldür.

İşte insan söz söyleyen bir varlık haline geldiği zaman olgunluğa ermeye, kâmil insan olma yolunda merhaleler kat etmeye başlamış demektir. Onun için Hz. Yunus:

Keleci bilen kişinin, yüzünü ağ ede bir söz,
  Sözü pişirip diyenin, işini sağ ede bir söz”

derken, söz söyleyenin sözü pişirip söylemesinin yüzünü karartmayıp ak edeceğini söylerken buna vurgu yapar yüzyıllar ötesinden.

İnsan bir bardak çay içmek için yarım saat çayın demlenmesini bekler, hakeza eskiden annelerimiz akşam yemeğini sabahtan yaparlar akşama kadar demlenip lezzetlensin isterlerdi. Bir sözü söylemeden önce o sözü zihnimizle tartmalı gönlümüzün ölçeğine vurup eksiği varsa tamamlamalı fazlası varsa eksiltmelidir. Çünkü yemeğin tuzu, yağı, salçası, suyu fazla olanı lezzetsiz olur. Her şey dozunda kararında olursa lezzetli olur. Ya da hitap ettiğiniz insana göre ağır gelebilir, hafif kalabilir. Sevgili peygamberimiz, söz için “Sözde sihir hâssası var” demiştir. İmanı olan inanır demeye gerek yok çünkü geçmişten bugüne kalanlar hep söz ve kelâmdır. Hatta ve hatta güzel söz, güzel kelâmın ötesinde bir şeydir. Yazılan çizilenlere baktığımız zaman en çok okuyup nasiplendiğimiz kitaplar insanın kendini arayış macerasının yazılıp çizildiği kitaplardır.

Allah kulunu dünyada yalnız bırakmamış yine kulları vasıtasıyla, kullarına hitap etmiştir. Çünkü Allah güzeli sevmiştir, sözün de en güzeliyle hitap etmiştir. Bu da “kulum, söylediğin her söze dikkat et!” demektir. Öyle olmasaydı bugün Hz.Mevlânâ’dan, Yunus Emre hazretlerine, Samihâ Ayverdi’den Cemil Meriç’e bahsetmezdik. Allah bazı kullarını Kur’an’ı daha iyi anlayabilmemiz için özel seçmiş, söz bu yüce gönüllü insanlarla kemâle ermiş, “nutuk” haline gelmiştir. Kur’an’ı Kerim Necm süresi, 3. ayette  Allah peygamber Efendimiz (S.A.V.) için  Ve mâ yentıku anil hevâ: O, nefsin arzusu ile konuşmamaktadır” buyurur. Gerçek veliler, evliyâlar, mürşitler Peygamber varisidirler.  Kur’an’ı tefekkür edip Kur’an-ı nâtık mertebesine erişmiş yüce şahsiyetlerdir.

Söz olmasaydı “Ey Rabbim” deyip halimizi O’na arz edebilir miydik? Ya da sevdiklerimize seni seviyorum, yada karşımızdakine sana kızgınım veya karnım aç, canım yanıyor, içim sızlıyor, mutluyum diyebilir miydik. Kısaca şiir yazmak için şarkı söylemek için Allah’ım seni seviyorum demek için söz ve kelâma muhtacız vesselam.

Melek Dörtbudak

 

Bu yazı 1927 defa okunmuştur.