Melek DÖRTBUDAK

Melek DÖRTBUDAK

[email protected]

MUCİZENİN DİĞER ADI

08 Mayıs 2021 - 11:10 - Güncelleme: 08 Mayıs 2021 - 15:14

MUCİZENİN DİĞER ADI
 

İdrake yoldur bazen bir bakış, bir buse bir hâcet
İdraksizde yok yol, iz arama, sormaya ne hâcet

 

Yine Ramazana kavuştuk derken ne çabuk geçti demeye başladık sevgili dostlar... Bazı geceler vardır ki Allah, onları kulları için binbir gece masal kahramanı kılar. Kadir gecesi, bu masalın, mucizelere yelken açan, başkahramanıdır.
Covit 19’la geçen yıl Şubat, Mart ayında tanıştık. Bütün ülkeyi evine hapseden hastalık resmen bir gaspçı, hırsız çıktı. Hepimizin hayatının bir bölümünü gasp etti. Hastalıkla yatıp, hastalıkla kalkmaktan, zamanın nasıl su gibi aktığını, bilemedik. Bir yıl farkına varmadan ne çabuk geçmişti.
Allah ü Teâlâ yüce kitabımızın, Leyl suresi 13. ayetinde “Unutmayın ki, ahiret de dünya da Bizim tasarrufumuzdadır” buyurur. Evet, yaratanın söylediği gibi, her şey O’nun tasarrufundadır. Bu hastalığın da, O’ndan habersiz başımıza gelmediği gerçeği gibi. Velev ki insan eli değmiş bile olsa, müsebbibi insan değil, sadece o işte bir aracıdır.
Bu gün, geçmiş Ramazanları düşünüp ah edip, iç geçiriyoruz. Hatırladıklarımız, sanki iki yıl önce yaşanmamış, yıllar öncesine ait bir Ramazandan, film karesi gibidir.
Bu süreçte, bizler için hayatta iki şeyin çok önemli olduğunu anladım, anladık. Birincisi, ihtimal denen kelimenin harflerden ibaret olmadığı gerçeğini; içeriğinin, bunun çok çok ötesinde, insan istek ve arzularına hizmet ettiğidir. Meğer ne çok isteğimiz, arzumuz, emelimiz, sevdiğimiz şeyler varmış. İhtimallerin elimizden alınması (sokağa çıkmak, çocuklarınıza sarılmak, seyahat etmek, bir kahvehanede çay içmek, bir dostu ziyaret etmek gibi)  daha pek çok şeyden yoksunluk, yitip giden istek ve arzularımız demekmiş. İhtimalsiz umutlar, yetimliğin-öksüzlüğün kucağına bırakılmış çocuk gibidir.
İkincisi; gelenek ve göreneklerimizi, köklerimizi değiştirmektir. Bu da, çok ağır ve zaman alıcı bir durumdur. İnsan için değişmek; kaplumbağanın kabuğunu terk etmesi, ipek böceğinin kozasından çıkması kadar zordur. Her toplumun kendine has gelenek ve görenekleri olduğu gibi, her ailenin, hatta her insanın kendince gelenekselleştirdiği adetleri, usulleri vardır, olabilir, olmalıdır da.
Bizim de ailecek, gelenekselleşmiş bir Ramazan âdetimiz vardı. Ramazan ayında, Kadir gecesinden önce sabah yola çıkmak. Kadir gecesini Konya’da Huzur-ı Pir’in eteğinde, gül bahçesinde dostlarla geçirmekti. Covit denen hastalığımız, bunu da elimizden aldı.
Birkaç yıl önceydi, Kadir gecesini idrak ve ihyâ etmek için, yine Konya’daydık,. Adet olduğu üzre gündüz önce Şems hazretlerini, Hz. Pir Mevlânâ’mızı ziyaret ettik. Akşam iftarda, bütün illerden gelen gönül dostlarıyla, Uluslarası Mevlânâ Vakfı’nın hemen arkasındaki otoparkta toplandık. Vakıf ve Vakfın Konya Şubesi Başkanı Sayın Esin Çelebi’min gelenekselleşmiş ikramı olan, Konya lezzetleriyle donanmış sofralarımızda oruçlarımızı açtık, iftarımızı yaptık, sofra duası, akabinde kılınan akşam namazı ve gül bahçesine geçtik.
Sema ayini için herkes yerini almaya başlamıştı. Dairesel olan alanda kıble tarafına her zaman ki gibi Şeyh efendinin postu serilecekti. Tam bu sırada Roman bir hanım yanında çocuklarıyla tam postun arkasına oturdu. Oturduğu yer, hem Çelebilik makamı, hem de oturanların ayakları postun serileceği yere kadar uzanmıştı. Çelebim, o hanıma, kısacık nedenini, niçinini anlattı, hanımı nazikçe uyardı. Uygun olan başka yerlere oturmasını rica etti. Hanım, gayet mütebessim bir şekilde, bilmediğini söyledi ve tam karşı tarafa geçip oturdu.  Sema’ın sonuna kadar, hem kendisi, hem de çocukları, semahaneye değmesin diye ayaklarını derleyip topladılar, nasıl itina gösterdiklerini görmeliydiniz. Bizlerin gözünden kaçmayan bu hal, bu edep, bu duruş, hem çok hoşumuza gitmiş, hem de şaşırmıştık.
Sema sona erdi, dualar okundu ve Çelebim o Roman hanımın yanına gitti ve teşekkür edip iki eliyle yanaklarından tutup onu öptü, kucakladı, sarıldı. Esin Çelebi’mi tanıyanlar, onun ne kadar zarif, naif, alçak gönüllü, sevgi dolu bir insan olduğunu bilirler. Mevleviliği,  haliyle, tavrıyla, üstünde şık bir elbise gibi taşır… Bilirsiniz.
Bizler Mevlevîliğin henüz elifbasındayken, onlar çoktan okuyup yazmışlar, ezberden yaşarlar. Ezelden beden kumaşları Mevlevîlikle biçilmiş, ruhları onun rengine boyanmış, genlerinden, kanlarından geçmiştir. Esin Hanım, yaşayan, ete kemiğe bürünmüş, zarafetin, letafetin yürüyen, gayretin, azmin, sabrın vücut bulmuş halidir.
Esin Çelebi Bayru hanımefendinin, hatıralarından oluşan, “Evet Aşk Güzel Şeydir” kitabını okuyanlar, onu çok daha yakından tanıyacaklardır.
Ona göre, “insanın aldığı her nefes Allah’tan, bir armağandır ”. Ve o hiç kimse için kötü söz söylemez, kimseyi incitmez, kem gözle bakana, kötü söz söyleyenlere bile sabır ve güzellikle cevap verir. Çünkü onun kumaşı, aldığı terbiye, bunun aksine müsait değildir. Ve kendi tabirleriyle “söylenen her söz, yapılan her eylem ve fiil eninde sonunda çıkış noktasına, bumerang gibi döner”. Aslında, ben kendimi koruyorum” derken “insan, kendisini iyilik yaparak, kötülüklerden korumalıdır” der.  
Öğrenmenin yaşı olmaz diyen büyüklerimiz yine haklı çıktılar. Her yaşta bir şey öğreniyor insan. Öğretmeni her zaman okulda aramamak lazım. Hayatı iyi okuyana, yer ve gök arasındaki her şey bir mürebbidir, öğretmendir.
Hazretin kapısı, Allah dostlarının hepsine açıktı, milliyeti, rengi, ırkı, cinsiyeti, yaşı ne olursa olsun bunların hiç birinin önemi yoktu. Sadece içinde ‘Hz. İnsan’ı bulma arzusu olsun, İbrahim’i, olsun, başkasıyla değil, kendiyle derdi olsun! Nefsine, İsmail’in gömleğini giydirsin, bıçaktan ürkmesin…
O gece ne çok şey öğrenmiştik. Nefsini kimler, kimler için İsmail edebilir, anladık.
Ayrıca o gece orada, o Roman kadını kucaklayan, sadece Çelebim değildi ki, asıl kucaklayan ve torununa, yüzyıllar ötesinden kucaklatan Hz. Pir’di. Hadi biraz daha işi derinlemesine düşünelim. Hz. Muhammed Mustafa(S.A.V)  Peygamber Efendimizin izini süren, O’nun yolunu, yolu bilenin gönül hoşluğu, Efendimizin gönlünde de hoşluk yaratmıştır, muhakkak.  Peki, O’nsuz yaprağın bile kıpırdamadığı bir âlemde, elbette ki yaratanın gönlü de hoş olmuştur.
Bazen bir tebessüm, bazen lâtif, güzel bir söz, bir bakış, bazen sıcacık bir bûse, bazen göz göze gelmek bile, idraki açık, adam olana, yeter de artar bile.
Kadir geceniz mübarek, kutlu olsun…
 


 

Bu yazı 627 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum