Melek DÖRTBUDAK

Melek DÖRTBUDAK


KAPI

03 Eylül 2020 - 21:25

                                                                            KAPI

Kapı deyince insan birçok şeyi hatırlayabiliyor; evimiz, hanemiz, kimine göre küçük, kimine göre büyük kâşanelerimiz hatıra geliyor veya şöyle eskiye uzanırsak şehirlerin güvenliğini sağlayan devasa şehir kapılarımız, ülkelerin güvenliğini sağlayan sınır kapılarımız akla geliyor. İnsanı bilgilendiren, olgunlaştırıp, hayata hazırlayan, eğitim yuvalarımız, okul kapısı; insanı manevi tedrisattan geçirip Allah’a ulaştırmaya çalışan dergâh kapılarımız; vatandaş olarak sırtımızı dayayıp güvenmek istediğimiz devletli bir söyleyişi de olan devlet kapısını da unutmamak lazım. İnsanın kalbine, ruhuna nasıl ulaşır, gönlüne nereden gireriz derseniz, İşte o zaman gönül kapısının önüne postu sermek gerekir. Dost kapısı, hele hele şu günlerde çevremizde olup biten gündemi takip edersek -Allah uzak etsin- düşman kapısını da unutmamak gerekir.
İnsan ana rahminin eşiğini atlayıp dünya denen çilehanenin kapısını çalınca bin bir çilenin, meşakkatin, ömür denen bitmek bilmez imtihan yumağının, maddi manevi sınavlar dünyasının içinde bulur kendini. Tabii ki Allah’ın koyduğu kanun bu, külli irade bunu emrediyor, insan bu irade karşısında sadece başını eğip ihtiram edebilir, uymakla mükelleftir. İşte tam da bu noktada insan kul olabilmek için bütün kapıları meraklı bir çocuk saflığı ve ısrarı ile çalıp duruyor yıllar yılı. Bütün kapıları açan anahtar tek değil, elbette her kapının bir anahtarı var. Bütün mesele doğru zamanda doğru kapının önünde durabilmek kapıyı açıp, yolda azimle ilerleyebilmektir.  Çünkü her insanın Yunus Emre Hazretleri gibi ikinci bir şansı olmayabilir. Bu sadece manevi eğitimimiz için geçerli bir şey değil ki, hayatımızın akışını değiştiren; önünde durduğumuz, açıp içine girdiğimiz kapılar ve aldığımız tüm kararlar için geçerlidir.
Kapı sadece hedefe ulaşabilmek için geçilmesi gereken bir geçit, karşı kıyıya ulaşmak için atlanması gereken bir dere, kimi zaman nehir, bazen de bizi şaşırtan kocaman bir umman olabilir. Bütün bu zorluklar karşısında umulan güzellikler, beklenilen, istenilen, arzu edilen, hayal edilen her şey için olabilir. Kimi zaman da keşiflere açık olan bir dehlizler yumağına açılır kapılar. İnsan keşke her zaman doğru kapıda olduğunu bilebilse, boşa zaman harcamasa ne güzel olurdu. Mühendislik tahsil edip öğretmenlik yapmasa, tıp tahsilinden sonra lokanta işletmese, aşçılık yapmasa, liderlik vasıfları olmayanlar arkasına insanları toplayıp insan kıyımı yapmasa.
En basitinden insan sıradan işler için sokağa çıkacağı zaman bile güzel giyinir, saçını tarar, güzel kokular sürünür bütün bunlara rağmen aynaya bakmadan dışarıya çıkmaz. Hayatımızın akışını düzenleyen her bir seçimimiz bundan daha önemsiz olamaz, olmamalı. Nasıl ki araba kullanabilmek için ehliyet sahibi bir öğreticiye ihtiyacımız varsa kendimizi tanımak için de bize ayna olabilecek bir insana, bir kapıya ihtiyacımız var.
Hz. Mevlânâ, Şems Hazretleriyle karşılaşana kadar her alanda kendisini çok iyi yetiştirmişti. Fakat aynası yoktu, Hz. Şems kendisine ayna oldu. Ayna her zaman eğrilikleri düzeltmek için değildir. Kimi zaman da Allah’ın size bahşettiklerini, O’nun sizdeki yansımasını, sizinle dünyaya düşen gölgesini, güzelliğini seyretmek, keyiflenmek içindir. İşte bunun için de bir gönül kapısını çalmak gerekir. Her gönlün bir zaptiyesi var elbette. İnsan gönlünün güvenlik görevlisi, sınır kapısı gözlerdir, önce samimiyet anahtarı ile onu açmak ve ummanı geçmek gerekir. Aynı dili konuşup, aynı frekansta olunca da değmeyin keyfine gitsin. İşte böyle birini bulunca Yüce Mevlânâ ile Şems Hazretleri gibi bu âlem üzre düşen gölgemizi seyredebiliriz. O zaman insan kul olabilmenin şuuruna erip tadına varabilir. Dünyaya geliş gayesini keşfeder, gerçekle yüzleşir. O’nun kapısına, Yaratanın kapısına vasıl olur. İnsan şu âlem-i berzaha düşüşünden göçene kadar asıl gayesini hep unutur. Allah, beni keşfet, sendeki cevherimi bul, bir olduğumuzu bil. Benim kapıma gel, kulluk kapısından daha yüce, daha muhteşem, daha şerefli bir kapı yok diyor. Hayatımızdaki kapıların nereye açılıp bizi hangi mecraa götüreceğini, hangi maceranın kollarına atacağını her zaman bilemeyebiliriz. Amma kulluk kapısının bizi özümüze yaklaştırdığını, O’nunla birleşince güçlü kudretli olduğumuzu ve Allah’ın bize vadettiği güzelliklere erişeceğimizi bilmek, O’na kavuşmak, O’nunla vuslat demektir. Ne büyük saadet kulluğunu idrak edecek doğru kapıyı bulup geçenlere…

Bu yazı 356 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum