Kadir KESKİN

Kadir KESKİN

[email protected]

Manisa'nın Değerlerinden ALTIN BEYİNLİ İSMAİL GELENBEVİ EFENDİ: 30

08 Ağustos 2021 - 14:49

Manisa’nın Değerlerinden
ALTIN BEYİNLİ İSMAİL GELENBEVİ EFENDİ: 30

 1730 yılında Kırkağaç ilçesinin Gelenbevi kasabasında doğdu. Asıl adı İsmail olduğu halde  doğduğu ve büyüdüğü kasabayı çok sevdiği için özellikle  “Gelenbevi” ismini  kullandı  ve bu isimle şöhret buldu, bu isimle  anıldı.: Babası Gelenbevi’de müderris olarak çalışan ve Gelenbe halkı tarafından sevilen  Mahmut Efendidir.

  Çok küçük yaşta babasını kaybeden Gelenbevi İsmail Efendi   yetim olarak büyüdü.  Çocukluk döneminde annesinden başka kimse ilgilenmedi. Ergenlik çağına girdiği dönemlerde arkadaşlarıyla bir gün  sokakta ceviz ütmece oyunu oynarken  baba dostlarından biri:  “Yazıklar olsun İsmail sana. Deden, baban bu kasabanın ünlü âlimlerindendi. Onların yolundan gitmiyorsun da sokaklarda böyle boşu boşuna vakit geçiriyorsun.”  İkazı, hayatının dönüm noktası oldu.

Bu ayıplayıcı sözler karşısında Küçük İsmail çok utandı, derhal oyunu bırakarak bir daha sokaklarda görünmez oldu. Önce doğduğu kasabada tahsile başladı. Kendisini daha da geliştirmek  ve büyük ilim adamları arasında yer almak  isteğiyle  İstanbul’a geldi. İlk yıllarda garipliği ve kimsesizliğiyle hayli sıkıntı çekti. Ama azmini hiçbir zaman elden bırakmadı. Fatih tarafından yaptırılan ve devrin  büyük üniversitesi  olan Sahn-ı Seman Medrese’sine  ( İlk Türk Yüksek Eğitim Merkezi) kaydını yaptırabilmek için her türlü gayreti gösterdi. Sonunda da başarılı oldu.  hem burada okumak, hem de aşevinden  yemek imkanı kazandı. Çünkü   Fatih Sultan Mehmet’in  vakıf olarak kurduğu bu medresenin bir maddesinde  yetim çocuklarının  ve onların çocuklarının, bulunmazsa yerlerine dar gelirli aile çocuklarının  okumalarının sağlanması maddesi vardı.

Gelenbevi İsmail Efendinin bu eğitim kurumunda dört dörtlük bir bilim adamı olarak yetişmesinde bu mederesede müderris olarak çalışan Yasincizade  ile devrin ayaklı kütüphanesi olarak  anılan  Müderris Mehmet Efendinin büyük payı vardır. Matematiğe  olan ilgisi  ve başarısı dolayısıyla  Sahn-ı Semanda okurken  Gelenbevi İsmail Efendiye  hocaları “ Altın beyinli Çocuk “  olarak  isim takmışlardır.

 Babası 3. Mustafa’dan devraldığı ıslahat hareketlerini başlatan  üçüncü Selim, yeni kurduğu Nizam-ı Cedit ordusunun kuruluşuna çok önem veriyordu.  Topçu  subayları  yetiştirmek üzere  3. Selim’in devletin parasıyla Fransa’ya gönderdiği subayların dönüşünde, gösteri için bir gün Kağıthane deresinin arkasında  ve padişahın huzurunda  tören gerçekleştirilir. Protokol huzurunda Fransa’dan eğitimden dönen subayların hiç birisi de atışlarında isabet kaydedemedi.  Subayların beceriksizliği 3. Selim’i hem üzer, hem de öfkelendirir. Bu arada   medrese öğrencileri arasında bulunan Gelenbevi   İsmail efendi huzurdan müsaade alıp, kollarını sıvayarak  topun başına geçer,  matematik  bilgisiyle topun  vaziyetini  ve istikametini değiştirir. Atış şekillerine ve açılara yeni bir yön verir. Üst üste yapılan üç atışın üçünde de hedefe tam isabet ettirilir. Durumdan çok memnun olan Padişah 3. Selim, Gelenbevi İsmail Efendiyi hemen Topçu okuluna  müderris olarak tayin eder, ayrıca da   kendisine ödül olarak günlük 4 okka  pirinç tahsis eder.

 Daha medresede öğrenci iken hem öğrencilik hem de okullarda öğretmenlik yaparak tahsil hayatını sürdüren Gelenbevi hakkında dönemin önde gelen ilim adamlarından Cevdet Paşa, Gelenbevi  hakkında: “ Gelenbevi İsmail Efendi,  Matematik bilgisiyle   önemli bir boşluğu doldurmuştur.” İfadesini kullanmıştır.  Gelenbevi’nin matematik dehası hakkında yaşanmış bir örneği arzedersek, devrinde ne büyük bir matematik üstadı olduğu daha güzel anlaşılacaktır.

O devirde Avrupa’dan Bab-ı aliye  büyük bir Fransız  matematik mühendisi  gelir. Yanında logaritma ile  bir de matematik kitabı getirir  ve çözümlenmesi istenir.  Büyük bir gurur  ve  kibirle “ Bakalım  ülkenizde  bunu anlayacak  kimse var mı?” diye alay etmekten  de kendini alamaz. Gelenbevi, Bab-ı aliye çağrılır. Fransız mühendis Gelenbevi’nin perişan ve rüküş kıyafetini görünce daha da küstahlaşarak : “Üç gün içinde cevabını isterim.” der ve Gelenbevi’yi küçümseyerek hiçbir iltifatta bulunmaz. Sicill-i Osmani’nin verdiği bilgiye göre  Gelenbevi  üç gün mühlet verilen  logaritma kitabının sorularını bir gecede çözer ve Fransız mühendise takdim eder. Böyle bir sonuçla karşılaşan Fransız mühendis Gelenbevi’nin  matematik bilgisi ve zekası karşısında şaşırır kalır. Fransız mühendis zekasına hayran kaldığı Gelenbevi’nin fotoğrafını alarak Avrupa’da dahi matemetikçilerin arasına koymak ister, bu maksatla Bab-ı Alide  reis  Raşid efendinin  odasına getirilir sırtındaki eski kürk çıkarılarak, Raşit efendinin  sırtındaki kürk giydirilerek fotoğrafı çekilir ve Fransız Mühendise verilir.   Fransız mühendis bizzat orada bulunan heyete : “ Bu adam Avrupa’da olsaydı ağırlığınca altın ederdi.” demekten kendini alamaz ve Gelenbevi’ye Fransa’da Matematik öğretmenliği teklifini yapar.

 İbn-ül  Emin    Gelenbevi’yi anlatırken: “ Müfrit derecede  zarurete uğradığı  zamanlarda bile   kimseye eyvallah etmez, kimseden bir şey istemezdi. Hatta bir gün damadıyla çarşıda gezerken gördüğü taze üzümlere imrenir. “ Oğlum bak ne kadar güzel üzüm, tazecik” diye söylenir. Damadı iz’anlı  bir zat olduğundan  daha sonra aldığı  o taze üzümleri kayınpederi  Gelenbevi’nin evine gönderir.  

Maalesef  Avrupa’da  ağırlığınca altın yapacak olan,  altın beyinli  Gelenbevi İsmail efendi 3. Selim’in huzurunda isabetli top atışlarından  sonra ulema tarafından aleyhinde “ Fransa’ya kaçaçak” diye   söylentiler  yayıldı. Bunun üzerine Padişah kendisini İstanbul’dan Yenişehir Mollalığına  tayin  ettirilerek  Mederese  camiasından uzaklaştırıldı. Başarılarıyla dönemin ulamasının kin ve garazın kurbanı oldu. Padişah nezdinde karalama kampanyası sonucu yazdığı matematik kitabını bile bastıramadan üzüntüden olgun ve en verimli çağında 1792 yılında   hayata gözlerini yumdu. Mezarı bugün hala ayakta olan Yenişehir Bayraklı caminin haziresinde metfun bulunmaktadır.

Rabbim mekânını cennet eylesin. Amin… www.kadirkeskin.net

Kaynak: Dursun Gürlek’in “ Ayaklı  Kütüphaneler”  adlı eseri.



 

Bu yazı 288 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum

Son Yazılar