Kadir KESKİN

Kadir KESKİN

[email protected]

"Beni Tanımadın mı?"

02 Ağustos 2021 - 19:48

“Beni Tanımadın mı?”

Doğarken ne olacağımız, nerelere ve nasıl geleceğimizi Allah’tan başka kimse bilemez.  Fıtrattan gelen yeteneklerimiz ve gayretimiz ve alın terimizle en iyi yere gelme hedefiyle çalışıp çabalayacağız İnancımıza göre “ Alın teri zayii olmaz.” Geldiğimizde de yaratanın bir kulu olarak Yaratanın,  yarattıklarına zarar vermemeyi, yüce peygamberimizin buyruğu gereği bize nasıl davranılması gerekiyorsa onlara da öyle davranarak Rabbimizin rızasını kazanmak,  hedefimiz olmalıdır. Zaten Rabbinin rızasını kazanan kul, halkın da rızasını kazanmış olur. Bu anlayış inancımızın temel değerlerinden biridir.

Sokakta çöp konteynırlarından artık madde toplayarak ailesini geçindiren kardeşlerimize sık sık rastlıyoruz.  Bakıyorum insan olarak onların bizden fiziki ve biyolojik olarak bir eksikliği olmadığı gibi bizim de onlardan fazlalığımız yok. Bizim yerimizde o kardeşimiz, onun yerinde biz olabilirdik. Boynumuzda kravat, elimizde çanta o kardeşimizin yanından geçerken Rabbimize şükredip,  onunla göz göze geldiğimizde saygıyla selam verip, çalıştığımız kuruma işi düştüğünde ona en iyi hizmet sunmayı düşünmemiz sevap hanemizde yerini almaktadır. Dinimizde eyleme geçmedikten sonra kötü düşünceye bir günah yok, Ama eyleme geçmese bile iyi düşünceye sevap var.

Bugüne kadar hiç siyasi yazı yazmadım. Bu yazımı da siyasi bir amaçla değil, insan olarak sayın vekilimizin öğrencimiz kamu görevlisi polisimize olan davranışını şık bulmadığım için yazıyorum. Başka şekilde anlaşılmaması dileğiyle maksadımı “ Kavak ve Kabak”  fıkrasıyla anlatmaya çalışayım.

Şunu hemen itiraf edeyim.  Fani hayatın baki olmadığı gibi, hizmet için bir yerde bulunmak da daimi değildir. Oralar da zamanla ters orantılıdır. Şan- şöhret, makam- mevki, vekillik ve rütbeler Rabbimizin bizlere olan emanetidir.  Zamanı geldiğinde bunlar hayal olur gider. Malımız varsa da onlar da ileri yaşımızda günah işlememize bile imkân vermez.  Kötü niyetli ve olumsuz yaklaşım içinde olanların, hırsına yenik düşenleri  hayatın affettiğine ben şahit  olmadığım gibi sizlerin de şahit olduğunuzu sanmıyorum. Konuyu açmak için sizin de bildiğiniz meşhur “Kavak- Kabak” hikâyesine başlayalım.

Bir bahar mevsimine girerken rüzgârın önüne kattığı bir kabak çekirdeği kavağın gövdesine çarpar ve kavak ağacının dibine düşer.  Toprakla buluşan kabak çekirdeği, yağmurların yağması, güneşin toprağı yalaması ile çekirdek patlar filizi, boynunu uzatarak toprak üstüne çıkar. Yağmurların ve güneşin verdiği sevinçle kabak filizi kavağın gövdesine dolanarak hızla büyümeye başlar. Büyürken de  “ Kabak kardeş sen kaç senede büyüdün?”  diye kibri ve gururu ile böbürlenerek kavağa sorar. Kavak mahcup  bir şekilde “ 15 senede büyüdüm kabak kardeşi.” der. Kabak:  “ Bak! ben senin 15 senede geldiğin yere  iki ayda geldim ve senin boyuna ulaştım.” diyerek kavak ağacını küçümsemeye devam eder. Kavak mahcup ve mütevazi bir şekilde  “ Kabak kardeş sonbahar gelsin, görüşürüz.” diyerek geveze kabağın çenesini kapatır.

Günler geçip, sonbahar geldiğinde hırçın esen rüzgârlar ve soğuklar başlayınca kabağın çiçekleri dökülüp, yaprakları sararıp, gövdesi kurumaya başlayınca ayakta kalamaz ve kavağın dibine yığılır kalır. Sonra kavak, kabağın bu hazin halini gördükten sonra uzun boynunu uzatır ve : “ Ne haber kabak kardeş! işte benim 15 yılda geldiğim yere hırsını kontrol edemeden iki ayda gelmeye kalkarsan halin böyle olur.” demiş.

Neden bu fıkrayı anlattım. Geçenlerde yolda trafik kontrolü yapan eski bir öğrencim Polis memuru  hatalı  davranışından dolayı durdurduğu aracın şoföründen kimlik ister.  Kimlik verme yerine aracın içindeki şahıs: “Beni tanımıyor musun?” diye bağırarak hakaretler yapmaya başlar. Görevli polis memurumuz “ Tanımıyorum efendim .” dediğinde, Vekil: “Beni tanımıyorsan TBMM’ nin albümünü alıp oradan bakacaksın! Fazla uzatma, yap gereğini”  Öğrencim Polis:” Efendim milletvekili olduğunuzu nereden bileyim 650 tane milletvekilini nasıl tanıyayım? Madem vekilimizsin hatalı davranıyorsun lütfen böyle yapmayın.” diye nezaketini bozmadan karşılık verir.  Basından okuduğum polisimizin nezaketine ve cevabına hayran kaldım. Üzüntüler paylaşılınca azalırmış. Polisimizin üzüntüsüne yürekten katılıyorum geçmiş olsun diyorum  Bu olayda büyüyen  öğrencimiz polis oldu. Maalesef ama maalesef vekilimizin şık  olmayan  bu davranışı da  kamu oyunda iyi karşılanmadı. Yapılan yorumlar da  bunu gösteriyor. Buraya ikinci bir nokta koyarak yaşadığım,  gördüğüm, duyduğum örneklerden bir kaçını arz edeyim.

Çok yaşayan mı  çok gören mi? Allah’a şükür  Rabbim bana uzun ömür verdi.   Hizmetimin 36 yılı da devlette geçti. Bu arada seminerlerim dolayısıyla ülkemin çoğu illerini gezdim. Hem çalışırken, hem de buralarda   bürokrasiyi de yakından tanıma imkânım oldu.

  1. Görevden alınan üst derecede bir amirimiz aşırı alkol sonucunda oturduğu lojmanın merdivenlerinde “ Bu bana yapılır mı?” diye hüngür hüngür ağladığına, oysa bu amirimiz göreve geldiğinde makam odası la teşbih cennet bahçesi gibi çiçeklerle dolmuştu.

  2. Bizim jenerasyonun güzelliği dillere destan ünlü artistiyle ( C. S) gazetecilerin yaptığı bir röportaj daha dün  gibi hafızamda. “ Şanım, şöhretim, güzelliğim yerinde iken  kapımda meredesler sıraya giriyordu. Şimdi ise kapımın önünden kaplumbağlar bile geçmiyor.” dediğini,  Ahir ömründe Beyoğlu’nun arka sokaklarında ölen bu artistin cenazesini Beyoğlu Belediyesi tarafından kaldırıldığını gazetelerde okumuştum. A. R. Eylesin

  3. Seminer için gittiğim bir ilde randevüsüne  45 dakika geç gelen  amir, makamına  sekreter odasından geçerken   odada  bekleyen  bizlere  özür  beyan etmeksizin, kafasını dahi çevirmeden    selamsız odasına geçerek   sekreteri ile bizi çağırıp,   bulunmaz Şam kumaşı gibi kendini övmesi. Daha sonraki yıllarda görevden alındıktan sonra görev yaptığı o ilde hiçbir personelinden selam alamayarak bunalıma girdiğini, psikolojik tedavi gördüğünü o ildeki dostlarımdan duydum.

  4. Yine Manisa’da mesai arkadaşlarına tepeden bakan bir daire müdürü görevden ayrıldıktan sonra sokağa gündüz değil gece çıkar olmuş. Sonra da Manisa’yı terk ettiğini yakın mesai arkadaşlarından duydum.

 Bu tür örnekleri  uzatmaya  sahifem müsait değil. Bu ve buna benzer örneklere sizler de  şahit olmuşsunuzdur. Şunu asla unutmayalım. Bugün sahip olduğumuz başta sağlık olmak üzere  makam, mevki, rütbe, vekillik  şan, şöhret, mal- mülk Rabbimizin  bize birer emanetidir. Emanetlerin büyüklüğü nispetinde yarın huzur-u mahşerde sorumluluğu da farklı olacaktır. Çöpten  bidonlarından çoluk çocuğun rızkını  çıkaranlarla, telefon başında binleri yüz binleri kazanan   zenginin sorumluluğu bir olamayacağı gibi, dağda sürünün arkasında dolaşan  çobanla,  klimalı odalarda  kamu görevi yapan amir ve memurların  sorumluluğunun  bir olamayacağı gibi...

Sonuç  olarak Sayın vekilimizle, bulunduğu yeri hazmedemeyenlere  kabak- Kavak hikayesinden  sonra  aşık  Sefai’nin  şu şiiriyle  yazımı noktalarken  , çok değerli polisimize de   üzülmemesi temennisiyle  geçmiş olsun diyor sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Evet:
    “ Başım diye güvenme ha / Ne gelirse başa gelir
    Diz toprağa yaslanırda / Baş düşerse taşa gelir"

www.kadirkeskin.net

Bu yazı 263 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum

Son Yazılar