İsmail CİNGÖZ

İsmail CİNGÖZ

[email protected]

TÜRKİYE'NİN SURİYE-IRAK DÜŞÜNCESİ

04 Şubat 2021 - 13:38

TÜRKİYE’NİN SURİYE-IRAK DÜŞÜNCESİ

Türkiye Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ile Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler’in 18 Ocak 2021 tarihinde Bağdat ve Erbil ziyaretlerinde bulunması Ortadoğu coğrafyasını takip eden uluslararası kamuoyunun dikkatinden kaçmamıştır. Zira Akar ve Güler’in ziyaretleri, uluslararası basın kuruluşlarında yer alan çeşitli değerlendirmelerde “yakın zamanda Türkiye'nin Irak topraklarında yuvalanan PKK terör örgütünün Sincar ve Mahmur kamplarına karşı geniş kapsamlı bir operasyona hazırlandığı” şeklinde algılandığı görülmüştür. Çünkü Türkiye açısından Sincar bölgesinin “İkinci Kandil”[1] olarak değerlendirildiği ve PKK terör örgütü ile destekçilerinin varlığından rahatsızlığı bilinmektedir.

Konumu itibariyle Sincar bölgesi; Irak’ın kuzeyinde yerleşmiş PKK terör örgütü ile Suriye’nin kuzey bölgesinde yerleşmiş PKK/YPG/PYD unsurlarının geçişleri ve lojistik teminleri açısından stratejik bir bölgede yer alması nedeniyle önem arz etmektedir. Dolayısı ile Akar ve Güler’in Irak ziyareti ile; Suriye’nin kuzeyi/Fırat’ın doğu sahasında bulunan PKK/PYD/YPG terör örgütünün ikmal güzergahının kapatılarak, etkisizleştirmesini isteyen Türkiye’nin yeni bir kara harekâtı hazırlığı içerisinde olduğu değerlendiriliyor olsa da PKK/PYD/YPG’nin bölgedeki varlığından Irak Merkezi Hükumeti ile Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY)’nin de rahatsız olduğu bilinmektedir.

Türkiye’nin olası bir kara harekâtını destekleyecekleri veya kendilerinin yapacağı bir harekata Türkiye’nin destek vereceği şeklinde değerlendirmeler yapıldığı da öngörülmektedir. Buradan hareketle Türk heyetinin Irak Merkezi Hükumeti ile IKBY tarafına Mart 2021 ayı içerisinde yapılacak olası bir harekata destek vermeye hazır olunduğu şeklinde bir mesaj ilettiklerini duyuran basın kuruluşları görülse de sonuç itibariyle PKK’ya karşı Sincar bölgesinde üçlü bir harekatın görüşüldüğü anlaşılmıştır. Ancak kesin başarı için Türkiye’nin tek taraflı hareket etmek istemediği görülmektedir. Çünkü IŞİD/DEAŞ ile mücadele söylemine sığınarak Suriye’nin kuzeyine yerleşen Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin yine aynı söylemlerle; bölgede faaliyet gösteren bölücü ve ayrılıkçı bütün Kürt gruplara destek vermek suretiyle PKK terör örgütüne destek verdiği, binlerce TIR dolusu silah ve mühimmat sağladığını bilen Türkiye’nin, Irak Merkezi Hükumeti ile IKBY tarafına “ABD’nin PKK terör örgütü güdümünde devletleşme hamleleri içerisinde olduğunu ve birlikte mücadele gerektiği” tezinin kabulüne çalıştığı değerlendirilmektedir.

Türkiye’nin teklifinin kabul edilmesi halinde Sincar bölgesinde harekât hazırlıklarına başlanacağı ve Türkiye’nin olası harekât ile eş zamanlı olarak Suriye’nin kuzeyi/Fırat’ın doğusunda yer alan PKK/PYD/YPG’nin de temizlenmesi için harekât düzenlenebileceği kuvvetle muhtemel görülmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da bir süre önce yaptığı bir açıklamasında “Suriye topraklarına çöreklenen ama DEAŞ ile bizim kadar mücadelesi olmayan kişiler artık bu orta oyununu bir kenara bırakmalıdır. Türkiye'nin gücü, gerekiyorsa, Suriye'yi tüm terör örgütlerinden temizlemeye yeterlidir” sözleri de muhtemel bir kara harekâtı sinyali olarak algılanmıştır.
Muhtemel bir harekât için Türkiye’nin görüşmelerini sürdürdüğü taraflar başta olmak üzere, bölgesel unsurların yaklaşımlarını, ABD’nin yeni Başkanı Joe Biden ve ekibinin takınacağı tutumlarına göre belirleyecekleri hatırda tutulmalıdır. Zira ABD’nin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) adıyla yeniden yapılandırarak sahaya sürdüğü unsurların ağırlıklı olarak PKK terör örgütünün Suriye kolu PYD/YPG elemanlarından oluştuğu bilinmekte ve buna rağmen ABD ve Avrupa Birliği tarafından desteklenmektedir. Bu durumu kabul etmeyen Türkiye’nin doğrudan ABD ile karşı karşıya gelme ihtimali ise bölgede Türkiye ile birlikte hareket edebilecek/etmek isteyecek tarafları tedirgin ettiği değerlendirilmektedir.

Türkiye’nin bütün ısrarlarına rağmen SDG’yi, IŞİD/DEAŞ ile mücadele ettikleri iddiasıyla müttefik olarak gören ABD’nin, bir taraftan da “İran’ın bölgesel etkinliğini kırabilmek adına” SDG ile işbirliğini geliştirme gayreti içerisinde olduğu görülmektedir. Dolayısı ile Başkan Trump döneminde ABD’nin çekildiği nükleer anlaşmaya geri dönmesi beklenen Başkan Biden’nin aynı zamanda Suriye sahasında etkisizleştirmek isteyeceği İran ile nasıl bir diyalog geliştireceğini ise zaman gösterecektir.

3 Ocak 2020 tarihinde bir operasyon ile öldürülen Kasım Süleymani’den sonra Suriye’deki konumu zayıflayan İran, bir taraftan da ABD’nin önceki Başkanı Donald Trump döneminde uygulanmaya başlanan ambargo ve baskıların da etkileri ile Suriye sahasından bazı güçlerini çekmek zorunda kalmıştır. Ancak İran çekilirken yerine, finanse ettiği ve örgütlediği unsurları yerleştirmeye gayret ettiği bilinmektedir[2]. Zira Kasım Süleymani suikastının hafife alınmaması gerekir.

ABD'nin yeni Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in, Senato Dış İlişkiler Komitesi'nde kendisine yöneltilen bir soru üzerine, müttefik gibi davranmadığını söylediği Türkiye'yi “sözde müttefik” olarak nitelendirmesi, ABD’nin ilerleyen günlerdeki uygulayacağı siyasetinde Türkiye ile aynı perspektifte hareket etmeyeceğini göstermesi açısından önemlidir. Ancak 28 Ocak 2021 tarihinde Astana sürecinin garantör ülkeleri sıfatıyla Türkiye, Rusya ve İran temsilcileri ile bir araya gelen Suriyeli heyetler ve Birleşmiş Milletler Suriye özel temsilcisinin de katılımları ile ele alınan Suriye Anayasası görüşmelerinde “Suriye’nin milli egemenliği, bağımsızlığı, vahdeti ve toprak bütünlüğüne de vurgu yapılması”[3] bu süreçte dikkat çekici önemli bir gelişme olsa gerektir. Zira yeni ABD yönetiminin Türkiye aleyhine açıklama ve yorumlarının gelmeye başladığı bir dönemde Türkiye, Rusya ve İran’ın ortak hareket edebilmeleri Türkiye’nin elini rahatlatacaktır.

Sonuç olarak;
ABD’nin, Suriye’nin kuzeyinde yer alan Kürt gruplara destek vererek aslında PKK’yı güçlendirdiğini ve Irak’ın kuzeyindeki Barzani idaresindeki IKBY örneğinde olduğu gibi “PKK’nın güdümünde bir devletleşmeye doğru gidildiğini” iddia eden Türkiye karar alıcı mekanizmalarının zaman geçirmeksizin; Suriye sahasındaki Fırat’ın doğusu ile Irak Sincar ve Mahmur kamplarına eş zamanlı ve geniş kapsamlı bir operasyon kararı alarak harekete geçmesi doğru olacaktır.

Son dönemde Türkiye’nin Suriye, Irak’ın Kuzeyi, Doğu Akdeniz, Libya ve Dağlık Karabağ sahalarında eş zamanlı olarak yürüttüğü harekatlar dikkate alındığında yeni bir kara ve hava harekâtını da eş zamanlı olarak başarıyla yürütebilecek imkân ve kabiliyete sahiptir. Dolayısı ile Türkiye’nin gücünün bölündüğü/bölüneceği üzerinden hareket ederek Türkiye’nin yeni bir hava ve kara harekâtını yapamayacağı varsayımı ile Suriye ve Irak’ın kuzeyi üzerine plan yapan bölgesel ve küresel güçlerin yanılgı içerisinde olduğu Türkiye tarafından gösterilmelidir. Zira uluslararası küresel sistemlerin yeniden dizayn edilmekte olduğu bir süreçte Türkiye karar alıcı mekanizmaları tarafından da küresel ve bölgesel bir güç olma üzerine dış politika geliştiriliyorsa Fırat’ın doğusu ile Irak Sincar ve Mahmur harekâtı geciktirilmeden uygulamaya geçirilmelidir.

Son söz olarak; ABD ve Fransa’nın desteğini aldığı üzerinden hareket ederek silahlanma yarışına giren Yunanistan’ın Ege ve Doğu Akdeniz sahasında Türkiye’ye karşı bir saldırı hazırlandığında olduğunu değerlendirenler görülmektedir. Lakin Yunanistan böyle bir maceraya atılmaya cesaret edemez. Zira her şeye rağmen muhtemel bir Yunanistan saldırısına gereken cevap için Türkiye’ye birkaç saat yeterli olacaktır. Maksimum üç gün içerisinde gerek Ege’de gerekse Batı Trakya’da toprak kaybedeceğini bile bile Yunanistan Türkiye’ye saldırmayı göze alamaz. Alırsa da kazanan taraf Türkiye olacaktır. Türkiye karar alıcı mekanizmaları uluslararası blöflere ve manipülasyonlara boyun eğmemelidir.
                               :
İsmail CİNGÖZ; Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı/M.Sc.- BULTÜRK Ankara Temsilcisi. [email protected]

[1] Kandil Dağı ile ilgili ayrıntılı bilgi için bknz. İsmail CİNGÖZ, “Kandil Dağı Gerçeği”, Ticari Hayat Gazetesi, 04.07.2018.
[2] Muhammed ABDULMECİD; “Suriye: 2020’de Yaşananlar ve 2021’den Beklentiler”, İran Araştırmaları Merkezi İRAM, 09.01.2021. (https://iramcenter.org/suriye-2020de-yasananlar-ve-2021den-beklentiler/)
[3] Fars News; “İran, Türkiye ve Rusya’nın Suriye Ortak Bildirisi”, 29.01.2021.




 

Bu yazı 1271 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum