İsmail CİNGÖZ

İsmail CİNGÖZ

[email protected]

ÇOK ZOR AMA İMKÂNSIZ DEĞİL

25 Şubat 2021 - 19:19

ÇOK ZOR AMA İMKÂNSIZ DEĞİL

Türkiye, sınırlarının hemen öbür tarafında yaşanan iç mücadeleler veya PKK terör örgütünün saldırıları nedenleriyle, uluslararası hukuk kuralları kapsamında 1983’ten itibaren Irak’ın kuzeyine defalarca kara ve hava harekatları yapmak zorunda kalmıştır. Harekât sonrası Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)’nin geri çekilmesinin ardından terör örgütü tekrar geri dönerek eylemlerini sürdürmeye devam etmişlerdir. Bu durum karşısında son yıllarda harekât stratejisinde değişikliğe giden TSK, tehdidi kaynağında kurutma doktrinini sahaya yansıtarak, GİR-VUR-TEMİZLE-KAL” stratejisi ile temizlediği sahalarda üsler kurarak alan hakimiyeti ile teröristleri Türk topraklarına girmeden önlemeyi ve sınırlarında teröriste yaşama alanı bırakmamayı hedeflemiştir.

Savunma sanayiindeki yerli üretimlerle atılım yapan TSK; İHA, SİHA, Fırtına obüsleri ve Atak helikopterleri ile operasyonel kabiliyetlerinin artmasıyla birlikte 2020 yılı baharından itibaren Irak’ın kuzeyinden Kandil bölgesine düzenlediği harekatlarla teröristlere nefes aldırmayarak, sınırdan 15 Km. derinliğe kadar ilerlemiş ve 10’dan fazla kontrol noktası oluşturarak uygulamaya geçirdiği “GİR-VUR-TEMİZLE-KAL” stratejisi ile sahadaki varlığının kalıcı olacağını göstermiştir. Ardından, 10-14 Şubat 2021 tarihlerinde de Türkiye sınırına yaklaşık 40 Km. mesafede bulunan Gara Bölgesine gerçekleştirdiği harekât ile Irak derinliklerine uzanan sahada Türk askeri varlığının İran’da rahatsızlık yarattığı[1] şeklinde yorumlandığı da görülmektedir.

Türkiye’nin Sincar ve Mahmur kamplarına bir harekât hazırlığı içerisinde olduğu değerlendirmelerinin yapıldığı bir dönemde Gara Harekatı’nın yapılması ve Harekatın “Kandil Harekâtı” provası olarak okunması uluslararası kamuoyunun bölgeye odaklanmasına sebep olmuştur. PKK terör örgütü başta olmak üzere sahadaki birçok terör örgütüne lojistik ve siyasi destek veren ABD kadar İran da dikkat kesilmiştir. Türkiye PKK terör örgütü başta olmak üzere sahadaki Türkiye aleyhine faaliyet yürüten bütün terörist yapılarla da mücadele yürütme azim ve gayretinde olması nedeniyle Türkiye sınırına 65 Km. mesafede bulunan Musul bölgesinde İran destekli Haşdi Şabi milislerinin olması, İran’ı endişelendiren ana sebeplerden birisidir.

Zira Türkiye’nin muhtemel bir Sincar, Mahmur ve Kandil harekatları öncesi, TSK’nın sınır ötesi harekatları hakkında İran tarafından ardı ardına olumsuz açıklamalar geldiğinin görülmesi ve hatta 10.000’den fazla Haşdi Şabi milisinin İran desteğinde Sincar'a kaydırıldığı haberleri ilerleyen süreçte Türkiye-İran ilişkilerinin gerileceği şeklinde değerlendirilmektedir. İran’ı kaygılandıran sebeplerden birisinin de TSK’nın bir süre sonra Musul’a da ilerlemesi ve gireceği sahalarda kalıcı olacağı endişesi taşımasıdır. Çünkü Türk askerinin kalıcı olarak bulunacağı sahalarda İran’ın siyasi etkisinin azalacağı beklenmektedir.

Bu arada S-400 Hava Savunma Sistemleri ve PYD/YPG/PKK terör örgütüne açık desteği nedeniyle Türkiye’nin, ABD ile gerginlikler yaşadığı bir dönemde bir de İran ilişkilerinin gerginleşmeye meyletmesi Türkiye karar alıcı mekanizmaları tarafından dikkatle takip edilmelidir. Çünkü Pers kültüründen gelen kadim Fars siyaseti ile tanınan İran ile Donald Trump döneminde ambargolar nedeniyle ilişkileri gerilen ABD’nin, Joe Biden ekibine geçen yönetiminin İran ilişkilerini normalleştirme gayreti içerisine girmesini[2] de Türkiye dikkate almalıdır.

Her ne kadar ABD’den İran’a diyalog çağrıları gelmeye başlamış olsa da 05 Şubat 2021 günü Erbil’deki ABD askeri üssünün de bulunduğu havalimanına ve yakınlarına katyuşa füzeleri ve roketlerle saldırı düzenlenmiş olması dikkat çekicidir. Saldırıları doğrudan Haşdi Şabi'ye bağlı olmayan ancak "Saraya Evliya el Dam" isimli İran yönetimine yakın bir grubun gerçekleştirdiği bilgileri ile birlikte ve saldırılarda; bir ABD’li sivilin hayatını kaybettiği, biri ABD’li 6 kişinin yaralandığı uluslararası basında yer almıştır.

Ancak burada hatırda tutulması gereken husus son bir yılın gergin geçtiğidir. Zira ABD Başkanı Donald Trump’ın 7 Mayıs 2018 tarihinde Beyaz Saray'da düzenlediği basın toplantısında “İran nükleer anlaşmasından çekildiklerini” açıklaması ile başlayan ve ambargo tehditleriyle devam eden süreç yaşanmıştır. Gergin devam eden süreç; 3 Ocak 2020 tarihinde Bağdat Havalimanı yakınlarında ABD hava saldırısında İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü komutanı Kasım Süleymani ile İran destekli Iraklı silahlı gruplardan oluşan Haşdi Şaabi’nin Heyet Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi el-Mühendis’in öldürülmesi, uluslararası kamuoyunun dikkatlerini bölgeye yoğunlaştırmıştır. Çünkü 5 gün sonra bu defa İran’ın, ABD kuvvetlerinin konuşlandırıldığı el-Esed ve Erbil üslerine füze saldırısı ile cevap verdiği görülmüştür. Dolayısı ile doğrudan olmasa da iki tarafın desteklediği grupların zaman zaman karşılıklı saldırılar düzenlemeleri nedeniyle 2020 yılı Irak sahasında ABD-İran gerginliğinin zirve yaptığı bir yıl olmuştur.

Irak’ta bu süreç yaşanırken ABD’de görevi devralan yeni Başkan Biden yönetiminden, önceki Başkan Trump döneminde iptal edilen İran nükleer anlaşmasına dönmek için görüşmelere hazır oldukları açıklamasının gelmesi bazı çevrelerce endişeyle karşılanmıştır. Hatta İsrail, İran’ın nükleer silah geliştirebileceği endişesiyle ABD’nin bu açıklamasından memnun olmadığını açıkça dile getirmiştir.

Türkiye, Doğu ve Güneydoğu bölgesi ile birlikte Irak ve Suriye’nin kuzey bölgelerine başta PKK olmak üzere her türlü terörist yapılanmayı bertaraf etmek maksadıyla yıllardır mücadele yürütmektedir. Türkiye bu kapsamda uluslararası hukuk zemininde zaman zaman Irak topraklarına kara ve hava harekatları düzenlemek zorunda kalmıştır. Arap Baharı olayları nedeniyle bu harekât sahasına Suriye’nin kuzey bölgesi de dahil olmuştur.

Türkiye’nin yakın gelecekte Sincar, Mahmur, Kandil ve hatta Musul’a kadar genişleyebilecek bir sahada yeni ve kapsamlı bir askerî harekât düzenlemesi beklenmektedir. Zira Irak Merkezi Hükumeti, IKBY ve İran ile irtibat ve koordinasyon çalışmaları yürüttüğü görülmektedir. Ancak Türk Askeri’nin girdiği sahalardan çıkmayacağı endişesini taşıyan taraflar, başta ABD olmak üzere bazı ülkeler tarafından Türkiye aleyhine yönlendirilmeye angaje edildikleri de ortadadır. Dolayısı ile olası harekât öncesinde Türkiye karar alıcı mekanizmalarına büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir.

Sonuç olarak;
Türkiye uluslararası hukuk kapsamında tek taraflı inisiyatif ile de harekât düzenleme hakkına ve ayrıca imkân ve kabiliyete de sahiptir. Ancak taraf ülke ve yönetimlerin askeri ve siyasi desteği olmadan terörist yapılanmaya bitirici hamleyi vurmanın oldukça zor olduğu da muhakkaktır. Türkiye’nin Irak içlerine ve Kandil bölgesine düzenleyeceği harekatları “Irak’ın egemenliğinin ihlali” olarak lanse eden İran’ın asıl kaygısı sahadaki Şii nüfus üzerindeki nüfuzunun sarsılacağı endişedir. Fakat diğer taraftan Türkiye, İran için çok önemli bir ülkedir ve doğrudan karşısına da alamamaktadır. Çünkü Türkiye İran’ın hem Batı’ya açılan kapısı hem de Türk Cumhuriyetlerine bağlantı noktasıdır. Dolayısı ile ABD’nin yeni süreçte iyi ilişkiler kurma hamleleri de İran’ın Türkiye’ye doğrudan cephe almasına fırsat veremeyecektir. Türkiye karar alıcı mekanizmaları ikili görüşmelerde bu hususları mutlaka dikkate almalıdır.

Türkiye’nin Irak toprakları üzerinde üsler oluşturmasına, kara ve hava harekatları düzenlemesine Irak Merkezi Hükumetinden de “Irak’ın egemenliğinin ihlal edildiği” türünden zaman zaman açıklamalar geliyor olsa da uluslararası hukuk açısından haklılık payları yoktur. Çünkü toprakları üzerindeki terörist yapılanmaları engelleyemeyen hatta mücadele edemeyen Irak Hükumetinin itiraz hakkının olmadığı muhakkaktır. Dolayısı ile Türkiye karar alıcı mekanizmalarının; “ortak operasyonlarla Irak topraklarının terörist yapılanmalardan temizlenmesi halinde Türkiye’nin operasyonlar yapmayacağı ve sınırlarında güvenliğin sağlandığı takdirde ise TSK’nın geri çekileceği” deklarasyonu ile Irak’taki taraflar ikna edilebilecektir.

Yarım asra varan bir süredir emperyalist devletler tarafından finanse edilen terör örgütleri ve teröristler tarafından Türkiye oyalanmaktadır. Ülke güvenliği için maliyet hesaplamasına gidilmez ancak yıllardır terörle mücadele halinde olan Türkiye’nin ekonomisi çok büyük kayıplar vermektedir. Onlarca Mehmetçik yıllardır canlarıyla, kanlarıyla mücadele yürütmekte, Şehit olmakta, Gazi kalmaktadır. Bölgenin masum vatandaşı önünü görememektedir. Türkiye artık bu terör sorunundan kurtulmalı, ekonomik hamlelerle dizayn edilmekte olan yeni dünya sisteminde başat olacak şekilde yerini almalıdır.

Unutulmaması gereken bir başka husus ise; PKK’nın Türkiye dışındaki kampları sadece Irak topraklarında değil, Suriye ve İran’da da bulunduğudur. Hatta geçmiş dönemlerde İran güvenlik güçlerinin zaman zaman PKK’lı teröristlere sınırı geçmelerinde yardımcı oldukları, Türkiye’deki çatışmalarda yaralanan teröristlerin İran sağlık kuruluşlarında tedavi edildikleri, İran ordusuna ait haberleşme cihazlarına sahip oldukları bilinmektedir. Irak ve Suriye topraklarındaki PKK’lıların temizlenmesine müteakip ilerleyen süreçte PKK’nın İran yapılanmaları da çözülmesi gereken yeni bir husus olarak ortaya çıkacaktır.

Son söz olarak; dolayısı ile Türkiye tarafından, maddi, manevi ve askerî açıdan en az kayıpla/maksimum kazançla tamamlayacağı; Fırat’ın doğusu ve bütün Irak sınırından güneye doğru Kandil’i de kapsayacak büyük bir harekât ile Türkiye aleyhine hiçbir terör örgütü bırakılmayacak şekilde bir harekât icra edilmelidir. Bu harekatın çok zor olacağı muhakkaktır. Ancak, maalesef ki peyderpey harekatlar kesin çözüm getirmemektedir ama önce; iktidarıyla-muhalefetiyle, birlik ve beraberlik içerisinde, kararlılıkla bir duruş ortaya konularak…
                        :
İsmail CİNGÖZ; Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı/M.A. – BULTÜRK Ankara Temsilcisi. [email protected]

[1] Ece GÖKSEDEF; “Gara: Irak Operasyonları Türkiye ile İran Arasında Gerilime Yol Açar Mı?”, BBC Türkçe. 19.02.2021.

[2] Lara JAKES ve Eric SCHMİTT; “Irak'la Yeni Bir Başlangıç Yapmak İsteyen Biden, İran'la Kırmızı Çizgiler Kurmaktan Kaçınıyor”, The, New York Times, 20.02.2021. https://www.nytimes.com/2021/02/20/us/politics/biden-iraq-iran.html

Bu yazı 1706 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum