Hüseyin ALPASLAN

Hüseyin ALPASLAN


RUSYA İLE TÜRK CUMHURİYETLERİ'NİN ENERJİ ALANINDAKİ İLİŞKİLERİ

23 Ekim 2020 - 21:03

RUSYA İLE TÜRK CUMHURİYETLERİ’NİN ENERJİ ALANINDAKİ İLİŞKİLERİ
  
Orta Asya
SSCB'nin dağılmasından sonra Rusya'nın Orta Asya’da en önemli hedefi; Rusya’nın menfaatine olan daha önceki proje ve anlaşmaları sürdürmek, ana enerji koridorlarını kendi çözümlerine uygun olarak “kuzey-güney istikametinde” oluşturmak ve Rusya’ya karşı yapılabilecek ittifakları önlenmektedir.

Sovyet rejiminin dağılmasından sonra bağımsız olan ülkeler; Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan sahip oldukları enerji kaynaklarını dünyaya ihraç ederek ekonomilerini geliştirmeyi hedeflemişlerdir. Bu ülkeler kendi boru hatlarını yapmaya çalışmışlar ancak Rusya'nın baskısı altında kaldıklarından yeterli sevkiyatı sağlamakta zorlanmışlardır. Kazakistan, Rusya'nın baskılarına rağmen, Çin ile gaz ihracatı için anlaşmaya varmış ve daha bağımsız olabilmek adına BTC boru hattı projesine katılmaya karar vermiştir Rusya; Ocak 2002’de Türkmenistan, Kazakistan ve Özbekistan’ın içinde bulunduğu Avrasya Gaz Üreticileri Birliği’ni (EAGP) kurarak ortak bir sistem oluşturma görüntüsü altında bölgede gücü yeniden kazanmayı başarmıştır. Hemen arkasından da bu kontrolün tescili olarak simgesel bir deniz gücünü Hazar Denizi’ne yerleştirmiştir.
Türkmenistan, son yıllarda en çok gaz üreten ve Rusya'dan bağımsız hareket etmek isteyen bir ülke olarak Rusya'yı rahatsız etmektedir. Avrasya’nın en büyük doğal gaz ihracatçısı olan Rusya, doğal gaz rezervi açısından kendisine rakip durumda olan Türkmenistan’a yönelik farklı politikalar izlemiştir. 2003 yılı Nisan ayında Türkmenistan ve Rusya arasında yapılan doğal gaz anlaşması bu anlamda önemlidir. Çünkü Rusya; Türkmenistan’a siyasi baskıyla kabul ettirilen bu anlaşmayla, doğal gaz sektöründe tekelleşerek Avrasya’da kontrolü ele geçirmesinin yanında Rus doğal gazına alternatif üretmek isteyen AB ve Türkiye’nin projelerini de geçici olarak engellemiştir. Rusya, toplam 300 milyar dolar değerindeki 25 yıllık anlaşmayla Türkmenistan’dan aldığı doğal gazı, maliyetinin 2-3 katı bir fiyatla Avrupa ülkelerine ihraç etmektedir[1]. 2006 yılında ise Çin ile Türkmenistan gaz anlaşması yapmıştır.

Özbekistan ile Rusya arasında enerji kaynakları konusundaki ilişkiler ise Kazakistan ve Türkmenistan gibi bir benzerlik göstermektedir[2]. Özbekistan, ülkede bulunan doğalgaz yataklarını Rusya'ya 15 yıllığına kiraya verilmiştir.  Putin, 2005 yılında, Orta Asya gazının Özbekistan ve Kazakistan üzerinden geçirilmesiyle ilgili bu ülkelerle yaptığı anlaşmayla, bu ülkelerin Rusya'yı devre dışı bırakacak ittifaklar yapmasını ve Rusya’nın enerji politikalarına Türk Cumhuriyetleri’nin müdahalesini engellemiştir.

2006 yılında, bu ülkelerin (Özbekistan ve Kazakistan) sınırları içerisindeki doğal gaz sistem ve tesisatının kullanımını Rusya’ya devretmesi konusunda anlaşmaya varılması, Rusya’nın Orta Asya’da doğal gaz konusundaki hâkimiyetini artıran diğer bir gelişme olmuştur[3].

Sonuç olarak; Türkmenistan, Özbekistan ve Kazakistan gibi ülkelerin gaz ihracatı ve diğer enerji kaynaklarını dünyaya pazarlama konusunda Rusya'ya bağımlılıklarını devam ettirecekleri anlaşılmaktadır. Orta Asya'da enerji kaynaklarına sahip olmayan Tacikistan ve Kırgızistan ise enerji ihtiyaçlarını Rusya'dan tedarik etmeye devam etmektedirler.
 
Kafkasya
Rusya'nın Kafkaslarda iki amacı bulunmaktadır. Birincisi; bu bölgeyi siyasi olarak kontrol altında tutmak, ikincisi ise enerji kaynaklarının işletilmesinde hak sahibi olmak ve bölgedeki ülkeleri kendisine bağımlı hale getirmektir. Enerji kaynakları açısından Azerbaycan ön plana çıkmaktadır. Rusya Federasyonu’nun Kafkasya politikaları, Çarlık Rusya’sı ve Sovyetler Birliği’nin bölge politikalarıyla büyük ölçüde örtüşmektedir. Türkiye’nin güvenliğini doğrudan tehdit eden bu geleneksel politika; Kafkasya’da Türk bütünleşmesini engellemek, Batı Devletleri’nin etkinliğini azaltmak ve ülkesinin dâhil olmadığı enerji projelerini sabote etmek için bölgede Ermenistan Devleti ve Ermeni azınlıkları maşa olarak kullanmak üzerine kurulmuştur.

Rusya’nın; daha ucuza doğal gaz ihraç etmek vaadiyle, ülkelerinin içerisindeki gaz sisteminin kontrolünün Gazprom’a bırakılması konusunda, Gürcistan ve Ermenistan’ı ikna etmesi, Avrupa’ya İran gazını götüren boru hattını da kontrol altına almasını sağlamıştır. Bununla birlikte Rusya; Gürcistan’da, BTC boru hattı gibi yeni projeler için bu bölgenin güvenilir bir enerji koridoru olamayacağını göstermek adına ülkedeki azınlıklıkları desteklemektedir[4]. Gazprom Gürcistan'da neredeyse tek enerji kaynağı durumundayken, Rus İntera şirketi de Gürcistan içinde gaz dağıtımını elinde bulundurmaktadır[5].

Azerbaycan, sahip olduğu enerji kaynakları açısından Rusya için çok önemlidir. Enerji kaynaklarını dünyaya pazarlama konusunda Azerbaycan'ın Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) projesi başta olmak üzere Türkiye ve ABD ile iş birliği içerisinde olması Rusya'yı rahatsız etmektedir. Putin tarafından Aktau-Bakü petrol hattına karşı çıkılarak, Azerbaycan'a Bakü-Novorossisk boru hattının kullanılması teklifi yapılmış, ancak Azerbaycan bu teklifi ulusal çıkarlarına ters bularak reddetmiştir. Azerbaycan için petrol boru hattının Rusya topraklarından geçişini azaltmak ulusal hedef haline gelmiştir[6].

Rusya’nın, Azerbaycan üzerinde etkili olma çabasının altında yatan en önemli nedenlerden biri, Azerbaycan petrolleri üzerinde kontrol tesis edebilmektir. Rusya’yı devre dışı bırakarak batılı şirketler ile petrol anlaşmasına ilişkin görüşmelerde bulunan Elçibey’in iktidardan uzaklaştırılmasında bu unsur etkili olmuştur. Rusya’ya karşı ılımlı bir politika izleyen Aliyev, Rus yönetiminin Azerbaycan petrolleri konusundaki endişesini, daha önce batılı şirketler ile Hazar petrolü konusunda 1994 yılında imzaladığı anlaşmaya Rus Lukoil Petrol Üretim Şirketi’ni de dâhil ederek aşmaya çalışmıştır[7]. SSCB’den sonra Rusya tarafından, Azerbaycan ile sürdürülen enerji politikalarına yeni siyasi çözümler üretme ve kesin çözümlü adımlar atma ihtiyacı duyulmuştur. Rusya, Azerbaycan'ın akan enerji kaynakları üzerinde kontrolü sabit kılmak, bölgede alternatif enerji akışını engellemek, batı ülkeleri ile Azerbaycan arasındaki enerji anlaşmalarını sekteye uğratmak üzerine politikalar üretmeyi seçmiştir.

 “Azeri petrollerinin Rusya üzerinden Batı’ya ulaştırılmasını amaçlayan Rusya Bakü Supsa ve Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) gibi alternatif boru hatlarının ABD tarafından desteklenmesi sonucunda amacına ulaşamamıştır. Azerbaycan’dan çıkarılan petrolün yalnızca Bakü-Novorossisk hattı ile taşınması yönünde girişimlerde bulunan Rusya, bölgede faaliyet gösteren uluslararası konsorsiyumu 1995 Ekim’inde “erken petrolün Bakü-Novorossisk ve Bakü-Supsa hatları ile taşınması yönündeki kararı sonucunda hayal kırıklığına uğramıştır.” Erken petrolün taşınması konusunda tekel oluşturamayan Rusya, ana petrolün taşınması konusunda da BTC’nin yarattığı alternatif nedeniyle benzer biçimde başarısızlığa uğramıştır” [8].

 Rusya, Azerbaycan petrol endüstrisindeki yabancı yatırımcıları ve Rusya sınırından geçecek olan petrol ihracat iletişimlerinin yapımını engellemek istemektedir. Rusya’nın bu emellerine rağmen; Azerbaycan petrol projelerinin hayata geçirilmesi hususunda, başlangıcından beri ve özellikle son zamanlarda yapıcı ve karşılıklı çıkarlara dayalı olarak çok taraflı iş birliği hızla artmaktadır. Bu ilerlemenin Azerbaycan için, batının ve Rusya'nın güvenilir ortağı imajını sağlaması; Azerbaycan’ın sınırlarında uluslararası petrol projelerinin yürütülmesi gibi faktörlere bağlı olduğu gibi Lukoil'in etkisine de bağlıdır ve şirket faktörü ile Rusya ile ilişkiler daha ılımlı hale gelmiştir[9].
 
Türkiye
Türkiye'nin ABD ile müttefikliği ve NATO ülkesi olması, 21’nci yüzyıla kadar kısmende olsa, Rusya ile enerji alanında ilişkilerine engel olmuştur. Soğuk savaş dönemi kutuplaşma ve ideolojik bakış diğer konularda olduğu gibi enerji alanındaki ilişkilere de yansımıştır.

Ortadoğu ve Asya'da değişen dünya düzeni ile Putin Dönemi’nde uygulanan dış politika incelendiğinde, Rusya'nın ortaklığının uzun vadede Türkiye'nin çıkarlarına olacağı değerlendirilmektedir Putin Dönemi’nde Türkiye ile Rusya arasında yapılan ilk protokol ‘Avrasya Eylem Planı’dır. Her iki ülkenin Dışişleri Bakanları tarafından imzalanan protokol; ticaret, kültür ve turizm konularında iş birliğini içermektedir. Müşterek ekonomik çıkarlar, bölgesel güvenlik kaygıları ve politik gelişmeler; tüm dünyanın dikkatini çeken Türkiye-Rusya yakınlaşmasının temel nedenleri olarak görülebilir.

Bugün gelinen noktada iki ülke arasında yapılan anlaşmalar neticesinde Türkiye'nin en çok doğalgaz aldığı ülke Rusya'dır. Mavi Akım Projesi; Rusya'dan Türkiye'ye doğal gaz nakletmek için yapılan Karadeniz geçişli boru hattı projesidir. Mavi akım projesi Rus-Türk-İtalyan ortak girişimidir [10].

Rusya ile Türkiye arasında yapılan Mavi akım projesi anlaşmasının koşulları; Türkiye açısından, Rusya’ya doğal gaz yönünden bağımlılık, dış ticaret açığının artması ve yeni enerji projelerinin avantajlarından yararlanılamaması gibi sıkıntılara neden olmaktadır. Türk-Rus ticaret ilişkilerinde doğal gaz ithalatı dengeyi Türkiye aleyhine bozmaktadır. Doğal gaza karşılık para yerine mal ve hizmet verilmesi, Rusya’ya yönelik ihracat sektörlerinden tarım ve hayvancılığın, önemli yer alabileceği değerlendirilmektedir[11]. Rusya'nın Anapa şehrinden Kıyıköy’e uzanan ve 935'er kilometre uzunluğundaki iki hattan oluşan Türk Akım'ın inşaat süreci sona ermiştir. Anapa'da bulunan Russkaya Kompresör İstasyonu ve Türkiye Kıyıköy Alım Terminali de tamamlanmıştır. Rus doğal gazını doğrudan Türkiye'ye iletecek Türk Akım boru hattı 2019 yılının aralık ayı sonunda gaz akışına hazır hale gelmiştir.

Her bir hattı 15,75 milyar metreküp olmak üzere toplam 31,5 milyar metreküp gaz kapasitesi bulunan Türk Akım'ın 15,75 milyar metreküp kapasiteli ilk hattı Türkiye'ye gaz akışı sağlarken, aynı kapasiteli ikinci hat üzerinden Avrupa'ya gaz gönderilmesi hedeflenmiştir.

Türkiye’nin Avrupa ülkeleriyle aynı fiyatlarda ithal ettiği doğal gazın; aslında ülkenin transit konumu, enerji kaynaklarına yakınlığı ve yerel kaynakların artması göz önüne alındığında nispeten pahalı olduğu değerlendirilmektedir. Putin Yönetimi, Türkiye’de enerji sektöründeki özelleştirme ihalelerini yakından takip etmekte ve büyük çaplı yatırımlar yapmak istemektedir. “Rusya Sanayi ve Enerji Bakanı Khristenko; Türkiye’de termik santraller, ana petrol ve gaz boru hatları, gaz dağıtım sistemleri, yeraltı gaz depoları ve benzer tesis inşaatında, RAO YEES (Entegre Elektrik Nakil ve Dağıtım Şirketi), Gazprom ve Tatneft gibi Rus şirketlerinin yatırım yapmak istediklerini ifade etmektedir”[12].

Doğalgaz ve Petrolde olduğu kadar, ticarette de bağımlı olduğumuz Rusya Federasyonu ile inşaatından işletmesine, yakıt tedarikinden nihai atıkların yönetimine kadar tüm kontrolü tamamen Rusya'ya verilen Akkuyu Nükleer santralı anlaşmasıyla, mevcut bağımlılık daha da riskli hale getirilmektedir. Rusya ile karşılıklı yarara dayalı ilişkilerimiz ve Rusya'nın Kırım ve Doğu Avrupa sorunlarıyla derinleşen çatışmaların sonucu olarak ABD ve AB ile sert restleşmesi dikkate alındığında, Rusya'nın ülkemize ihraç etmekte olduğu doğalgazı kesmesinin beklenmeyeceği öne sürülebilir. Türkiye'nin Enerji’de Rusya'ya aşırı bağımlılığı ister istemez Türkiye'nin Hareket alanını daraltan ve ülkemizin ekonomik ve giderek genel bir güvenlik sorununa dönüşebilecek risk faktörüdür”[13].

Fatih sondaj gemisinin Türkiye tarihindeki en büyük doğal gaz keşfi, ülkenin son dönemde denizlerde yoğun bir şekilde yürüttüğü sismik arama ve sondaj faaliyetlerinin ilk somut meyvesi olmuştur. Türkiye'nin Karadeniz'deki münhasır ekonomik bölgesinde, yaklaşık 170 kilometre açıkta gerçekleştirdiği ve ülkenin doğal gaz ithalatının önemli bir kısmını karşılayabilecek bu keşif, bundan sonra denizlerde yürütülecek arama ve üretim faaliyetleri açısından yeni bir dönemin kapısını aralamaktadır.

Sonuç olarak; Rusya, Türkiye ilişkileri, eğer Türkiye alternatifleri iyi değerlendirir ve Rusya’nın dışa açılan kapısı haline gelirse, enerji konusunda Rusya’ya bağımlı olmaktan çıkarak, karşılıklı bağımlılığa dayalı ilişkiye dönüşebilir. Türkiye’nin bölgedeki güç mücadelesinde taraf olmaktan çok, aktif ve yararcı bir dış politika izleyerek enerji konusunda tüm ülkelerle iş birliğini sürdürmesi önem arz etmektedir.
            Sağlıcakla kalın…
_________________:
Hüseyin ALPASLAN; Tarihçi- Yazar.
[email protected]
 
Kaynaklar;
 
[1] Fatih AKGÜL; “Rusya’nın Putin Dönemi Avrasya Enerji Politikalarının Türkiye-Rusya ilişkisine etkileri”, s. 136, SAREN-Uluslararası İlişkiler, Yayımlanmış Yüksek Lisans Tezi, 2015.
[2] İlyas KAMALOV; “Putin Dönemi Rus Dış Politikası, Moskova'nın Rövanşı”, ss.130-133, Yeditepe Yayınevi, 2008, İstanbul.
[3] Fatih AKGÜL; s.131.
[4] Fatih AKGÜL; s.137.
[5] İlyas KAMALOV; s.107
[6] İlyas KAMALOV; s.110.
[7] Merve İrem YAPICI, "Soğuk Savaş Sonrası Dönemde İç Etkenler Açısından Rus Dış Politikasının Yönelimleri; Yeltsin ve Putin Dönemleri", s.297, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, (Doktora Tezi),2009, Ankara.
[8] Merve İrem YAPICI; s.325-353.
[9] Rasul GOULIEV; “Petrol ve Politika” (Çev. Fatma FERAN), s.137, Ar Matbaacılık, 1997, İstanbul.
[10] İlyas KAMALOV; s.194.
[11] Fatih AKGÜL; s.147-148.
[12] Fatih AKGÜL; s.149.
[13] Necdet PAMİR; “Enerjinin İktidarı”, s.563-564, Hayykitap Yayıncılık, 2017, İstanbul.

Bu yazı 1382 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum