Hüseyin ALPASLAN

Hüseyin ALPASLAN

[email protected]

OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA ERMENİ İSYANLARI (1890-1915)-V (ADANA OLAYLARI)  

11 Haziran 2021 - 16:10

OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA ERMENİ İSYANLARI (1890-1915)-V (ADANA OLAYLARI)                                                                                     


1909 OLAYLARINDAN SONRA YANMIŞ VE HARAP HALE GELMİŞ ADANA’NIN DURUMU[77].

Sevgili okurlar, aynı başlık altında önceki haftalarda dört bölüm halinde anlattığım Ermeni isyanları ile ilgili yazıma Adana Olaylarını, anlattığım beşinci bölümle devam edip, sonuç başlığında yapacağım değerlendirme ile bu uzun soluklu çalışmayı (Ermeni İsyanları) bitireceğim. Sonraki haftalarda ise Ermenilerin Birinci Dünya Savaşı’ndaki durumlarını, Tehcir sürecini, Tehcirden geri dönüşler ile İstanbul ve Malta’da yapılan Tehcir yargılamalarını anlatacağım, yine uzun soluklu olarak devam edecek olan yazılarımı takip edebilirsiniz.
ADANA OLAYLARI
Kilikya bölgesi ve Ermenilerin itikatlarına göre kutsal olan Sis (Kozan) Katagikosluğu’nun bulunduğu Adana Vilayeti, aynı zamanda önceden krallık kurdukları bölge olmasından dolayı; Ermeniler için hem tarihi hem de dini açıdan çok kıymetli bir coğrafya olarak görülmüştür. Kilikya’da, Ermenistan’ı diriltmeyi kutsal bir erek olarak görmüşler ve bu uğurda çalışmışlardır[65]. Özellikle 20’nci yüzyılın başlarından itibaren Ermeni komiteleri, Kilikya bölgesinde önemli çalışmalar yapmışlar ve Adana vilayetinin her tarafında dernekler kurarak, Ermenilere milliyetçilik fikrini aşılamışlardır [66]. Adana Vilayeti’nin Akdeniz’den ulaşıma açık ve yakın limanların yabancı savaş gemilerinin müdahalesine uygun olması, aynı zamanda vilayette yaşayan yabancı uyruklu kişilerin çokluğu gibi nedenlerden dolayı, Ermeni komiteler ve onların tahrikçileri yabancı devletler tarafından bu bölge isyan çıkartmaya ve planlarını uygulamaya müsait olarak görülmüştür. İsyan için çalışmalara başlayan komitelerin ilk işi, çevre illerde bulunan Ermenileri Adana’ya getirerek, buradaki kazalar ve köylerde iskânlarını sağlamak olmuştur[67].
Adana Ermeni piskoposu Muşeg Efendi, Cebel-i Bereket (Eski adı Gâvurdağı olan bugünkü Amanos dağlarının Düldül dağından Belen Boğazı’na kadarki bölümüne ve merkezi Yarpuz olan sancağa verilen isim) bölgesinde bulunan Hristiyan yerleşim yerlerini dolaşarak halkı isyana teşvik etmiş, gizli şekilde silahlanmalarını isteyerek hükûmet görevlilerine vergi vermemeleri yönünde telkinde bulunmuştur. Adana’da, Ermeni komitelerinin ve ruhani liderlerin isyan hazırlıkları ve faaliyetleri karşısında yerel yönetimler tedbir almayarak zaaf göstermişlerdir.
İstanbul’da gerici unsurlar tarafından çıkarılan ve mevcut Osmanlı Hükûmeti’ne karşı bir darbe girişimi olan “31 Mart Vakası”, Osmanlı Devleti’nde yaklaşık iki haftalık bir yönetim boşluğuna sebep olmuştur. Adana’da 9 Nisan 1909 Cuma günü iki Müslüman gencin bir Ermeni tarafından öldürülmesinin oluşturduğu karışıklıktan ve yönetim kaosundan yararlanmak isteyen komiteciler ve Piskopos Muşeg, Ermeniler, Türkler tarafından öldürülecekler propagandası ile Ermenileri provoke ederek 13 Nisan 1909 tarihinde ayaklanmayı başlatmışlardır. 13 Nisan’da başlayan olaylar, 14 Nisan’da genele yayılarak ve artarak devam etmiş, önüne çıkan ilk Müslümanı öldüren Ermeni asiler, Adana’yı yakıp yıkmışlardır. Ermeniler ve Türkler arasında çatışmalar daha çok şiddetlenmiştir. 26 Nisan’a kadar yer yer devam eden olaylar neticesinde Adana şehri tamamen harap olmuştur.
Hadiseler, Adana Vilayeti’nin çevresinde bulunan Hamidiye, Tarsus, Haçin, Cebeli Bereket, Dörtyol ve Erzin’e kadar sirayet etmiştir. Tarsus’ta askeri birliğe ait silahlar ve cephaneler talan edilmiş, Dörtyol’da 200’den fazla Müslüman Ermeni asiler tarafından öldürülmüştür. Olayların sıçradığı yerleşim bölgelerinden birisi olan Haçin, iki binden fazla haneden oluşan bir kasaba olup, çoğunluğunu Ermenilerin oluşturduğu kasabanın kalan nüfusu ise Müslümanlardan müteşekkildi. Adana Vilayeti’nin kuzey sınırında bulunan Haçin’de yaşayan Ermeniler, diğer bölgelerde bulunan Ermenileri örnek alarak isyana kalkışmışlardır.  Önceki yıllardan bu tarafa silahlanan ve 1892 ile 1909 yılları arasında çeşitli zamanlarda birçok kez ayaklanma girişimlerinde bulunan Haçin Ermenileri, 1909 yılında da Adana Vilayetinde çıkan isyana destek olmuşlardır. Kilikya bölgesinde ve Toros geçitlerinde hakimiyet tesis etmek için uzun yıllar çaba harcayan Fransa, Haçin Ermenileri ile ilişkiye geçerek onları isyan etmeleri için kışkırtmıştır. Haçin Ermenileri, Yukarı Çukurova’da Fransa’nın desteği ile Türklerin topraklarını satın alarak büyük çiftlikler kurmuşlardır. Fransa, Ermenilerin Haçin’de özerk bir idare kurmalarını istemiş ve sonraki yıllarda Çukurova bölgesinde emperyalist planlarının gerçekleşmesi halinde kendi güdümünde hareket etmesini istediği Ermenilerden yararlanmayı amaçlamıştır. Haçin’de özerk bir yönetim kurmayı hedefleyen Ermeniler, bu amaca uygun bir cemiyet kurarak, Haçin’e yurt dışından gizli yollardan birçok silah ve cephane getirmişlerdir. Adana’da 14 Nisan’da ivmelenen Ermeni isyanlarından kısa bir süre sonra, 17 Nisan günü, Haçin Ermenileri kasabanın ulaşım yollarını kapatarak Türklere karşı katliama girişmişlerdir. Haçin’deki isyanı bastırmak üzere Misis Taburu’nun kasabaya gelip kontrolü ele geçirmesine kadar geçen sürede, otuzdan fazla Türk ile Osmanlı Reji idaresine bağlı askerler, görevliler ve işçilerden 27 kişi katledilmiştir. Misis Redif Taburu’nun Haçin’e gelmesiyle isyan bastırılmış ve hükûmet binasına sığınan Türkler kurtarılmıştır.
Adana çevresine sıçrayan hadiseler devam ederken, merkezde biraz sakinleyen olaylar, Ermenilerin 25 Nisan günü gece saatlerinde Adana merkezinde bulunan karakoldaki askerlere ateş açarak saldırmaları üzerine yeniden alevlenmiştir. Tekrar şiddetlenen olaylar sırasında şehirde büyük yangınlar çıkmıştır. Takviye gelen askeri birlikler 24 saat içerisinde karışıklıkları kontrol altına alarak geçici de olsa asayişi sağlamışlardır. Yabancı devletlerin konsolosları Ermenilerle görüşmek üzere onların yerleşim bölgelerine gittiklerinde; İngiliz konsolos, Ermenilerin ateşiyle yaralanmıştır. İngiliz konsolos, Ermenilerin, Türk askerlerini öldürüp gazyağı ile yaktıklarına gözleriyle tanık olmuştur[68].
Adana ve çevresinde meydana gelen olayları tamamen bastırmak, diğer bölgelere sirayet etmesini engellemek ve güneyde sükûneti sağlamak amacıyla; 5’nci Ordu Komutanlığı tarafından, bölgede bulunan askeri birlikler, Adana ve kazalarına sevk edilmiş, ayrıca Gelibolu ve 2’nci Ordu’dan vapurlarla Mersin bölgesine yeni kuvvetler gönderilmiştir[69]. Hükûmet tarafından verilen talimatla, hangi tebaadan, hangi dinden ve mezhepten olduğuna bakılmadan Adana’da ikamet eden tüm halkın silahları teslim alınmıştır[70]. Şehrin stratejik ve kritik noktalarına karakollar tesis edilerek, asayişin idamesi için güçlü devriyeler görevlendirilmiştir[71]. Osmanlı Hükûmeti, asayişin devamlılığını sağlamak ve vatandaşların bölgede güven içinde bir yaşam sürdürmelerini gerçekleştirmek için çeşitli çalışmalar yapmıştır[72]. Ermeniler ve Müslümanlar arasında huzur ve barışı sağlamak, eskisi gibi beraberce yaşamalarını temin etmek maksadıyla, ibadethanelerde, halkın toplu bulunduğu yerlerde vaaz ve nasihatler verilmiştir. Adana’da meydana gelen olaylar ile ilgili Divan-ı Harb-i Örfi tarafından yapılan soruşturma ve muhakeme sonucunda; olayları kışkırtan ve bizzat dahli olan 9 Müslüman ile 6 gayri Müslim idam cezasına çarptırılmıştır. Hafifletici sebepler bulunan 6 kişi de 15 sene kürek cezasına mahkûm edilmiştir[73]. İdama mahkûm olanlar halkın görebileceği yerlerde asılmışlardır[74]. Adana olayları ile ilgili her iki tarafta ölen ve yaralananlar hakkında farklı bilgiler vermişlerdir. Ermeni komiteleri, Avrupa’yı harekete geçirmek için otuz bin Ermeni’nin öldüğünü açıklamışlardır. Ermeni komitelerinin iddialarının temelsiz olduğunu o tarihlerde Adana’da yaşayan Ermenilerin nüfusundan (48.477) anlıyoruz. Adana Valisi Mustafa Zihni Paşa imzasıyla Dahiliye Nezareti’ne gönderilen raporda; Adana olaylarında, Ermenilerden 1455 ölü, 382 yaralı, Müslümanlardan ise 1924 ölü ve 533 yaralı olduğu bildirilmiştir[75].
Adana olaylarının hemen öncesinde, İstanbul’da meydana gelen 31 Mart Vakası’nın elebaşlarından Derviş Vahdeti'nin İngiltere yönetimindeki Kıbrıs'tan gelmiş olması, Adana olayları sırasında, bölgedeki Ermenilere Kıbrıs'tan silâh temin edilmesi, 14 Nisan 1909'da bir İngiliz savaş gemisinin Mersin Limanı önüne kadar gelmesi, Yabancı devletlerin yönlendirmesi ile onların müdahalesine zemin oluşturmak için çalışan ve isyan çıkartmaları amacıyla Ermenileri tahrik eden Piskopos Muşeg'in, İngiliz idaresinde bulunan Mısır'ın İskenderiye şehrine bir gemi ile kaçması gibi argümanlar; emperyalist devletlerin olayların arkasında olduklarını göstermekte ve  Ermeni isyanları ile organik ve inorganik bağlarını ortaya koymaktadır[76].
Sonuç
Osmanlı Devleti içerisinde millet-i sadıka olarak adlandırılan bir unsur olan Ermenilerle, diğer unsurlar arasında 1856 tarihine kadar ciddi bir düşmanlık yaşanmamıştır. Avrupa’da bulunan bazı Osmanlı topraklarında meydana gelen bağımsızlık hareketlerini ve isyanları fırsat bilen Ermeni kilisesi, büyük devletler nezdinde girişimde bulunarak Doğu Anadolu’da özerklik istemiştir. Ermeniler, 1876’da İstanbul’da yapılacak olan Tersane Konferansı’nda Bulgaristan ve Hersek meselelerinin yanında kendi durumlarının görüşülmesi için büyük devletlere muhtıralar göndermişlerdir. 1877-1878 Osmanlı- Rus Savaşı’ndan sonra Osmanlı Devleti’nin zayıfladığını gören İngiltere ve Fransa, asırlardır Rusya’ya karşı kalkan olarak yaşamasını ehven gördükleri Osmanlı Devleti’nin varlığı üzerine sürdürdükleri politikalarında değişikliğe giderek, Osmanlı topraklarını paylaşma projesini uygulamaya koymuşlardır. Emperyalistlerin projesi, 1878 yılı ve sonrasında Ermeni meselesini ortaya çıkaran önemli bir mihenk taşıdır.
Ermeniler, Van, Cenevre ve Tiflis’te kurdukları komiteler vasıtasıyla, Avrupa’da ve Osmanlı topraklarında teşkilatlanmışlardır. İstanbul ve Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde hızla silahlanan Ermeniler, Müslümanları kışkırtarak, kendilerini mağdur ve mazlum gösterecek provokasyonlar ile Avrupa’nın müdahalesini meşrulaştıracak eylemlere girişmişlerdir. Osmanlı Devleti, Ermenilerin yasa dışı faaliyetlerine karşı, hoşgörülü davranarak, asırlardır süren Türk-Ermeni dostluğunu devam ettirmek adına yumuşak bir siyaset izlemiştir. Padişahlar ve Osmanlı yönetiminde yetkin devlet adamları, suçlulara af çıkartmışlar, yurt dışına çıkmalarına izin vermişler ve mümkün olduğunca barışçıl bir ortam sağlamak istemişlerdir. Ancak, Ermeniler, özellikle 1895-1915 yılları arasında Osmanlı topraklarında yüzlerce isyana kalkışmışlardır. Birinci Dünya Savaşı’nda, Osmanlı Devleti’nin düşmanlarıyla iş birliği yaparak Türk askerini arkadan vurmuşlardır. 1895 yılından sonra Ermeniler tarafından çıkartılan isyanlara, katliamlara ve 1914’te başlayan Birinci Dünya Savaşı’nda yaptıkları ihanet ile Müslümanların öldürülmelerine karşı, Osmanlı Devleti’nin 1915 yılında Ermeni isyancılara karşı aldığı askeri ve siyasi önlemler batılılar tarafından kast içeren bir kırım olarak değerlendirilmiştir.  Osmanlı topraklarında Ermenilerin kadın, ihtiyar, çocuk gözetmeksizin yaptığı katliamlara karşı, Müslümanları yaptığı nefsi müdafaayı batı kamuoyunun bir kıyım gibi göstermesi, asırlardır insanların kanları üzerinden zenginliğe erişen batı toplumlarının çıkarcı ve iki yüzlü politikalarını bildiğimiz için şaşırtıcı olmamıştır!
Emperyalist devletler, Anadolu’da uygulamaya geçirmek istedikleri projelerinden hiç vazgeçmemişler ve farklı kılığa büründürdükleri siyasetleriyle aynı amaca hizmet eden politikalarını, maşa olarak kullandıkları Ermenilerle sürdürmeye devam ettirmişlerdir. Ermeniler, 40-50 yıldır sürdürdükleri terör eylemleriyle Türkleri katletmeye devam etmişlerdir.
Sevgili okurlar beş (5) bölümlük bu yazı dizimde, sizlere yakın tarihimizdeki Ermeni terörünün sebeplerinin ve sözde Ermeni soykırımı iddialarının arkasında yatan emperyalist tutumun uygulamaya sokmak istediği projenin iyi anlaşılması adına Ermeni isyanlarını anlatmaya çalıştım.
Ermeni Meselesi Dosyası ile ilgili yazılarım DEVAM EDECEK.
                                    :
Hüseyin ALPASLAN;
Tarihçi- Yazar.
[email protected]
Kaynakça

[65] Bayram KODAMAN, Mehmet Ali ÜNAL, “Son Vak’anüvis Abdurrahman Şeref Efendi Tarihi II Meşrutiyet Olayları (1908-1909)”, TTK Yayınları, Ankara, 1996, s. 71.
  
[66] Esat URAS, a.g.e., s.550.

[67] Bayram KODAMAN, Mehmet Ali ÜNAL, a.g.e., s.72.

[68] Başbakanlık Osmanlı Arşivi BOA, Babiali Evrak Odası BEO., 3536/265166.

[69] Recep KARAKAYA, “1909 Adana Ermeni Olayları”, http://turksandarmenians.marmara.edu.tr/tr/1909-adana-ermeni-olayları. E.T:20.04.2021.18.00)

[70] Takvim-i Vekayi, No: 207, 11 Mayıs 1909.

[71] Takvim-i Vekayi, No: 233, 5 Haziran 1909.

[72] Takvim-i Vekayi, No: 233, 5 Haziran 1909.

[73] Babiali Evrak Odası, BEO, 3568/267534; BEO,3568/267600.

[74] Tanin, No: 270, 3 Haziran 1909.

[75] Recep KARAKAYA, a.g.m., (E.T: 21.04.2021.15.42)

[76] Enver Ziya KARAL, “Osmanlı Tarihi IX. Cilt”, Türk Tarih Kurumu,2011, Ankara, 2011, s. 93, 94, 96.
[77]http://cezmyurtsever-osmanldevleti.blogspot.com/2011/06/1909-adana-ic-savasinda-yasananlar.html

Bu yazı 338 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum