Hüseyin ALPASLAN

Hüseyin ALPASLAN

[email protected]

OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA ERMENİ İSYANLARI (1890-1915)-II  

21 Mayıs 2021 - 10:08 - Güncelleme: 21 Mayıs 2021 - 12:02

OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA ERMENİ İSYANLARI (1890-1915)-II            
                                                                                               

Hınçak ve Taşnak çeteleri, yabancı güçlerin desteğiyle, Bitlis, Sason, Zeytun, Van ve daha birçok yerde terör estirerek binlerce Müslüman Türk'ü katletmişlerdir [37-72].
Sevgili okurlar, aynı başlıklı bir önceki yazımızda, Ermenilerin, Osmanlı Devleti’nde tebaa olarak bulundukları süre içerisindeki sosyal ve ekonomik durumları ile isyanlara giden süreci izah eden bir giriş yaparak, 1890 yılından sonra Erzurum ve Erzincan’da çıkarttıkları isyanları anlatmıştım. Bugünkü yazımda ise Bitlis ve Sason’da çıkan Ermeni isyanlarıyla, Ermeni komitelerinin tertip ettiği Kumkapı, Merzifon ve Bâb-ı âli olaylarını okuyacaksınız.

Bitlis ve Çevresindeki İsyanlar
Ermeni komiteleri tarafından çıkarılan isyanlarda belki de en kanlı olaylar Bitlis’te yaşanmıştır. Ermeni çeteler, Muş ve ayrı başlık altında ele alacağımız Sason bölgesindeki acımasız katliamlarına göre daha kanlı ve büyük isyanı Bitlis merkezinde gerçekleştirmişlerdir. “Cuma Namazı Baskını” olarak bilinen kanlı hadise, 25 Ekim 1895’de Müslümanların Cuma namazını eda ettikleri esnada camilere yapılan saldırı sonucunda gerçekleşmiştir. “Cuma hutbesinin devam ettiği esnada Bitlis’te bulunan Protestan Mektebi’nden çalınan ilk çan sesi ile harekete geçmişler ve bir kısım Ermeniler saldırı için saklanmışlardır. Çanın ikinci defa çalması ile hemen bütün Ermeniler derhal dükkânlarını kapatmışlar ve yollar üzerine Müslümanları yağmaya teşvik etmek için birkaç parça eşya atmışlardır. Aynı anda bir kısım Ermeniler ise bazı dükkânları ateşe vererek bir yangın telaşı oluşturmaya çalışmışlardır. Bu esnada evlerinde sakladıkları silahları alarak sokaklara çıkan çete mensubu Ermeniler, her tarafta hücum anlamına gelecek olan mektep çanının üçüncü kez çalmasını beklemişlerdir. Çan üçüncü kez çalmadan evlerinin camlarından durumun vahametini anlayan Müslüman birkaç kadın camiye çocuklarını göndermek suretiyle erkekleri durumdan haberdar etmiştir. Hutbenin bitmesini beklemeden camiden dışarıya çıkmaya başlayan ahali Ermenilerin kurşunlarına hedef olmuş ve olaylar bu şekilde başlamıştır”[18].
Saldırı üzerine kendini korumak maksadıyla ayaklanan Müslümanlar ile Ermeniler arasında çıkan çatışmalarda büyük olaylar meydana gelmiştir. Bitlis’te bulunan askeri birlikler ilk başlarda bastıramadıkları olayları büyük çaba göstererek daha da büyümeden güçte olsa kontrol altına almışlardır. Olaylarda Müslümanlara ait çok sayıda dükkân ve hane yanmış, malları ise yağma edilmiştir. Büyük bir dehşet ve korkunun yaşandığı Cuma namazı baskını ve sonrasında çıkan olaylar neticesinde; 38 Müslüman ile 139 Ermeni hayatını kaybetmiş, 40 Ermeni ve 137 Müslüman da yaralanmıştır[19].
Kumkapı Olayları
15 Temmuz 1890 tarihinde Kumkapı’da Hınçak Komitesi tarafından düzenlenen gösterilerin amacı Avrupa’nın dikkatini çekmektir. Kumkapı’daki Ermeni Kilisesi’nde toplanan göstericiler, Patrik Aşıkyan’ı bildiri okuması ve isteklerini bildirmek üzere Hınçak Komitesi temsilcileri ile beraber Padişah II. Abdülhamid’e gitmesi için zorlamışlardır.  Nümayiş yapan Ermeni göstericiler, güvenlik güçlerinin olaylara müdahalesi ile dağıtılmış ve elebaşlarından bazıları yakalanarak çeşitli cezalara çarptırılmışlardır. İdam cezası alanların cezası Padişah tarafından müebbet hapse çevrilmiştir[20].
Kumkapı olaylarının elebaşlarından olan Mihran Damadyan, hadise ile ilgili soruşturmalar devam ederken Yunanistan’a kaçarak Osmanlı Devleti’nin aleyhine faaliyetlere devam etmiştir. Bir yıl sonra gizli yollarda Muş’a gelen Damadyan, Sason bölgesinde bulunan Ermeni çeteleri yanına alarak çok sayıda isyan çıkartmıştır. Çıkardığı isyanlarda istediği neticeyi almayan meşhur komiteci Mihran Damadyan 1893 yılında askerler tarafından yakalanmıştır[21]. Kumkapı olaylarının tertipleyicilerinden bir diğeri olan Adanalı Hamparsum Boyacıyan, Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye-i Şahane’de eğitim görmüş olup Hınçak Komitesi’nin en azılı elebaşlarındandır [22]. Boyacıyan’ın Ermeni isyanlarındaki rolünü ileriki satırlarda Sason isyanlarını anlatacağım bölümde okuyacaksınız.
Kumkapı olaylarında Osmanlı Hükûmeti ile beraber hareket ettiğinden şüphelenilen ve Ermeni isyancılara engel olmaya çalıştıkları anlaşılan Ermeni vatandaşları, Hınçak Komitesi tarafından öldürülmekle tehdit edilmişlerdir. Nihayetinde Kumkapı olaylarını önceden Osmanlı Devleti yetkilerine bildiren ve büyümesini önleyen Rahip Dacat Vartabed, Rahip Mampre Vartabed ve Avukat Haçik, Hınçak komitesi tarafından öldürülmüştür.  Komite fedaisi Ermenilerin hükûmetle iş birliği yaptığından şüphe duydukları Patrik Aşıkyan’ı öldürmek için düzenledikleri suikast başarıya ulaşamamış, ancak, patrik vazifesinden ayrılmak zorunda kalmıştır[23]. Kumkapı olaylarında Hınçak komitesi ile iş birliği yapmayan ve aynı şekilde düşünmediklerini beyan eden Ermeni din adamları ile Osmanlı Devleti’nde zaptiye görevi yapan Ermeniler, komiteciler tarafından “ırk haini” ilan edilerek öldürülmüşlerdir [24]. Kumkapı olaylarında Hınçak komitesi amacına ulaşamamış ve Avrupa’dan beklediği müdahale gerçekleşmemiştir.

Merzifon Olayı
1887 yılında Rus uyruklu Avedis Nazarbekyan ve kendi gibi Rus kökenli olan arkadaşları tarafından Cenevre’de kurulan Hınçak Komitesi, 1892 ve 1893 yıllarında Anadolu’da karışıklıklar çıkarmak suretiyle Avrupa devletlerinin müdahalesini sağlayarak Doğu Anadolu’da Ermenilerin muhtariyet hayallerini gerçekleştirmeyi hedeflemiştir. Hınçak komitesi amacını gerçekleştirmek maksadıyla 5 Ocak 1893 tarihinde Merzifon, Amasya, Sivas, Yozgat, Kayseri, ve Çorum’da şehir merkezlerine ilanlar asarak toplu ve büyük bir isyanı başlatmak istemiştir[25]. Merzifon, Hınçak komitesinin faaliyetlerini planladığı merkez konumunda bir yer olarak göze çarpmaktadır. İsyana ve karışıklıklara zemin oluşturması için Merzifon Amerikan Misyoner Okulu’nun yakınında bulunan bir binada, asiler tarafından büyük bir yangın çıkartılmıştır. Merzifon ve diğer şehirlerde devlet görevlilerinin edindiği istihbarat ve aldıkları tedbirler sayesinde isyan bildirisi ilanlarını asmak isteyen komite mensupları yakalanarak isyanların önüne geçilmiştir. Merzifon’daki, hadiseler güvenlik güçlerince kontrol altına alındıktan sonra göz altına alınan ve yapılan sorgulama sonucunda mahkemeye gönderilen Merzifon Misyoner Okulu’nda çalışan Protestan papazlar Tomayan ve Kayayan olaylardaki rollerinden dolayı suçlu bulunmuşlardır. Avrupa devletlerinin araya girmesiyle aldıkları cezaları çekmeleri engellenen Protestan Papazlar sınır dışı edilmişlerdir[26].

Sason İsyanı
         Sason’da Ermeni ayaklanmaları 1894 ve 1904 yıllarında olmak üzere iki defa gerçekleşmiştir. Bu nedenle tarihe Birinci ve İkinci Sason isyanları olarak geçmiştir.
Birinci Sason İsyanı (Talori Olayları): Ermenilerin kötü şartlarda yaşadıkları ve adaletsizliğe uğradıkları bahanesiyle, Avrupa’nın müdahalesini sağlamak maksadıyla 1894 yılında Hınçak komitesi tarafından tertip edilmiştir. Talori[27] olayları olarak da bilinen isyan girişimleri, ilk olarak 1891 yılında Mihran Damadyan liderliğinde yapılmış, ancak etkili olamamıştır. Damadyan’ın başlattığı isyan girişiminin bastırılması ve Damadyan’ın yakalanarak tutuklanmasından sonra bölgede bulunan Ermeni çetelerin başına Murad kod adıyla bilinene Hamparsum Boyacıyan geçmiştir. Boyacıyan, bölgede bulunan Ermeni köylerinde propaganda yaparak Ermenileri isyana davet etmiştir. 17 Ermeni köyünde yaşayan halkı, ihtilal yapacaklarına ve Avrupa devletlerinin müdahalesiyle özgürlük kazanacaklarına inandıran Boyacıyan, Ermenileri silahlandırmıştır. 1893 yılının haziran ayından itibaren tamamen silahlanan Ermeniler, Boyacıyan’ın talimatları ve yönlendirmesiyle çevrede bulunan Müslüman köyleri basarak Bekiranlı ve Badikan aşiretlerine mensup çok sayıda Müslüman Kürt vatandaşı katletmişlerdir. Köylerin basılması üzerine bölgeye gelen askeri birlikler tarafından Ermeni çeteler dağıtılmıştır[28]. Osmanlı Devleti tarafından alınan tedbirler sayesinde bir müddet hareket edemeyen Ermeni çeteleri toparlanarak 1894 yılının ortalarında yeniden harekete geçmişlerdir.  Boyacıyan’ın talimatları ile Ermeni köyleri boşaltılarak isyan için hazırlıklara başlanmıştır. Muş, Silvan ve Kulp’tan gelen Ermeni komitecilerle birleşen Boyacıyan önderliğindeki Ermeniler, gözetleme ve savunmaya uygun bir arazi yapısına sahip olan Anduk (Andok) Dağı’na çıkmışlardır. Ermeni çeteleri Muş’ta bulunan redif askeri birliğin deposundaki silahları ele geçirerek topladıkları yaklaşık 3000 Ermeni’yle bölgedeki Müslüman nüfusu tamamen ortadan kaldırmayı hedeflemişlerdir. Hedeflerini gerçekleştirmek maksadıyla Ağustos ayında harekete geçen Ermeni asiler, bölgede bulunan Müslüman köylere saldırarak yaklaşık 200 kişiyi öldürmüşlerdir[29]. Ermeni komiteci Damadyan’a göre ise Sason olaylarında Ermeni çetelerce katledilen Müslüman sayısı yaklaşık 1000 kişidir[30]. Ermeni çetelerin Anduk Dağı’nda toplanarak Müslüman köylere saldırdığının haber alınması üzerine Erzurum’da konuşlu 25’nci Alay’ın 1’nci Taburu Muş’ta görevlendirilmiştir. Ermeni çetelerin katliamlarını önlemek için müdahale eden askeri birlikler tarafından düzenlenen operasyonda Geligüzan, Ağpi (Kınalı) ve Heting bölgelerinde temas edilen 600 kişilik Ermeni çetesinin yarısı öldürülmüştür. Operasyonda biri yüzbaşı olmak üzere toplam 5 asker şehit olmuş, 10 asker de yaralanmıştır. Ermeni çetelerle askeri birlikler arasındaki çatışmalar Eylül ayına kadar aralıklarla sürmüştür. 5 Eylül 1894 tarihinde Murad kod adlı Hamparsum Boyacıyan’ın da yakalanmasıyla isyan tamamen sonlandırılmıştır.
Sason’da isyanın bastırılmasından sonra, Avrupa nezdinde girişimde bulunan Ermeniler, batı ülkelerinin gazetelerinde Sason olayları ile ilgili asılsız haberler yapılmasını sağlamışlardır. Gazetelerde yapılan haberlerde Ermeniler katliama uğradıklarını, 20-30 bin civarında Ermeni’nin Müslümanlar tarafından öldürüldüğünü iddia etmişlerdir[31]. İngiltere, Fransa ve Rusya tarafından yapılan baskılara dayanamayan II. Abdülhamid tarafından 18 Aralık 1894 tarihinde verilen talimatla, Sason’da meydana gelen olayları incelemek, araştırmak ve edinilen somut bilgi ve belgeler ışığında rapor hazırlamak üzere, Rusya, İngiltere ve Fransa hükûmetlerinin görevlendirecekleri temsilcilerle birlikte Amerikan konsolosunun katılımından oluşan bir tahkikat heyeti kurulmuştur[32]. Tahkikat için oluşturulan heyetin bölgede 7 ay süren araştırmalarını tamamlayarak, ilgili devletlere 23 Temmuz 1895 tarihinde sunduğu rapora göre; “Ermenilerin, Müslümanların yaşadığı köyleri yakarak çok sayıda Müslümanı katlettikleri, askeri birliklerle çatışan Ermeni çeteciler dışında Ermenilerin kasıtlı olarak öldürüldüklerine dair iddiaların yersiz ve asılsız olduğu” anlaşılmıştır[33].
İkinci Sason İsyanı: 1895 yılında Osmanlı Devleti tarafından tamamen kontrol altına alan bölgede, Ermeni komiteleri 1904 yılına kadar faaliyette bulunamamışlardır. 1904 yılında Komiteci Antranik Ozanyan, Sason’un dağlarında çete harekâtı başlatmıştır. Ermeni komitelerinden ve Ermeni köylerinden destek alan Antranik’in isyan harekâtına karşı askeri birlikler tarafından 13 Nisan 1904 tarihinde başlatılan operasyon 22 Nisan’a kadar sürmüştür. Ermeni çetecilerin ovaya indirilerek bir yerde kontrol altında tutulması planlanmış, ancak yabancı devletlerin araya girmesiyle isyana katılan Ermeniler köylerine geri dönmüşlerdir. Böylece İkinci Sason isyanı da sonuçlanmıştır[34].

Bâb-ı âli Olayları
Hınçak komitesi, Osmanlı Devleti’nde görevli yabancı elçiliklere müracaat ederek, azınlıklarla ilgili istedikleri iyileştirmelerin yapılmadığı gerekçesiyle bir gösteri düzenleyeceklerini ve 18 Eylül 1895 tarihinde yapılması planlanan gösteri yürüyüşüne engel olunması halinde meydana gelecek olaylardan sorumlu tutulamayacaklarını iki gün önceden bildirmişlerdir. Ermeniler, 18 Eylül’de Kumkapı kilisesinden başlattıkları yürüyüşü Sadrazamın ve hükûmet organlarının konuşlandığı Bâb-ı âli’ye doğru devam ettirmişlerdir. Yaklaşık 4000 kişiyi bulan yürüyüşte göstericiler tarafından etrafa çeşitli silahlarla ateş edilerek, sloganlar atılmıştır. Ermeni asiler, Sultan Mahmud Türbesi civarında Jandarma Binbaşı Servet Bey’i şehit etmişlerdir. Güvenlik güçleri, göstericilerin Bâb-ı âli’ye gitmelerine engel olmuş ve olaylar büyümeden nümayiş yapan Ermeniler dağıtılmıştır[35].
Hükûmet, Ermenilerin, Bâb-ı âli’ye yapacağı gösteri yürüyüşünden önceden haberdar olmuştur. Ermeni Patriği, uyarılmak ve yürüyüşe engel olmasını sağlamak amacıyla Bâb-ı âli’ye davet edilmiştir. Ancak, Patrik, hastalığını bahane ederek Sadrazam’ın davet isteğine uymamıştır. Zaptiye Nazırı tarafından Patriği ikna için yapılan ziyaret, Patriğin Nazırla görüşmeyi kabul etmemesi üzerine sonuç vermemiştir. Hükûmet tarafından yapılan iyi niyetli girişimlere ve Patrikhaneyi araya sokarak yürüyüşü durdurma çabalarına rağmen kötü niyetlerini belli eden Hınçak komitesi ve Ermeni Patrikliği, Avrupa’yı müdahil edebilmek ve amaçlarına ulaşabilmek maksadıyla kanlı bir eylem gerçekleştirmek istemişlerdir. Neticede Bâb-ı âli gösterileri adı verilen olaylar bastırılarak Ermenilerin amaçlarına ulaşmalarına izin verilmemiştir[36].
Üçüncü bölümle DEVAM EDECEK…
                                    :

Hüseyin ALPASLAN;
Tarihçi- Yazar.


Kaynakça

[18] Hüseyin NÂZIM Paşa, a.g.e., BOA, Yayın Numarası: 15, 1998, s.174-175.

[19] Mevlüt YÜKSEL, a.g.m., s.175.

[20] Kamuran GÜRÜN, “Ermeni Dosyası”, TTK Yayınları, Ankara 1985. s. 143.

[21] Mihran DAMADYAN, “Bir Ermeni Komitecinin İtirafları” (Yay. Haz. Haluk Selvi), Timaş Yayınları, İstanbul 2009, ss. 17-50.

[22] Mevlüt YÜKSEL, a.g.m., s.176.

[23] Esat URAS, “Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi”, Belge Yayınları, İstanbul, 1976, s.469.

[24] Levon Panos DABAĞYAN, “Sultan Abdülhamid Han ve Ermeni Meselesi”, Kum Saati Yayınları, İstanbul, 2001, s.86-87.

[25] Bülent BAKAR, a.g.e., s.37.

[26] Turgut IŞIKSAL, “Ermeni Faaliyetleri ile ilgili Araştırmalar: 1893 Merzifon Olayı”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, sayı: 79,80,81, 1974, s.50-52.


[27] Talori: Muş Sancağı’nın Sason kazasına bağlı bir köy olup günümüzde Batman ili sınırları dahilindedir.

[28] Mevlüt YÜKSEL, a.g.m., s.177.

[29] Cengiz ÇOKALOĞLU, “Müşir Mehmed Zeki Paşa (1835-1929)”, Yayınlanmamış Doktora Tezi (YDT), Erzurum 1999, s. 170.

[30] Mihran DAMADYAN, a.g.e., s.51.

[31] Mevlüt YÜKSEL, a.g.m., s.178.

[32] Ali Karaca, “Tehcire Giden Yolda Ermeni Meselesine Bir Çözüm Projesi ve Reform Müfettişliği (1878-1915)”, Ermeni Meselesi Üzerine Araştırmalar, (Yay. Haz. Erhan Afyoncu), Tarih ve Tabiat Vakfı Yayınları (TATAV), İstanbul 2001, ss. 20-23.


[33] BOA, “Osmanlı Belgelerinde Ermeni İsyanları I”, ss. 97-128, Belge No 22.

[34] Esat URAS, a.g.e., s. 522-523.

[35] Bülent BAKAR, a.g.e., s.39.

[36] Esat URAS, a.g.e., ss. 479-487.

[37-72] A. Öner PEHLİVANOĞLU, “Ermenilerin Van Sason isyanı Ermeni ihaneti, mecburi göç ve Binbaşı HJ Pravitz'in mektubu-2, http://www.dokuzsutun.com.tr/ermenilerin-van-sason-isyani-ermeni-ihaneti-mecburi-goc-ve-binbasi-hj-pravitzin-mektu-4813yy.htm                                                                                                             

Bu yazı 389 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum

Son Yazılar