Hüseyin ALPASLAN

Hüseyin ALPASLAN


BİR KAHRAMANLIK DESTANI: ON BİRİNCİ BÖLÜK

18 Eylül 2020 - 20:57

BİR KAHRAMANLIK DESTANI: ON BİRİNCİ BÖLÜK

Osmanlı İmparatorluğu, 28 Temmuz 1914 yılında başlayan Birinci Dünya Savaşı’nın ilk zamanlarında tarafsızlığını ilan etmiştir. Uzlaşma Devletleri ile ittifak yapma çabaları; 1908 yılında İngiltere-Rusya arasında yapılan Reval görüşmeleri ile başlayan ve sonrasında Fransa’nın dahil olduğu, Osmanlı topraklarını paylaşma amaçlarından dolayı mümkün olmamıştır. Osmanlı Devleti’nin tarafsızlığını devam ettirme çabaları sonuç vermemiş, özellikle Almanya ile yaptığı görüşmeler neticesinde İttifak Devletleri’ne dahil olmuştur.

Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Osmanlı İmparatorluğu sınırlarının genişliği nedeniyle uzak mesafelerde açılan cephelerinin durumu; savaşın uzaması nedeniyle şartların zorlaşmasına ve sorunlara yol açmıştır. Saldırı ve savunma planlarının yapıldığı farklı birçok cephe oluşmuştur. Osmanlı Devleti; Suriye, Filistin-Sina, Kanal ve Irak cepheleri, Ermenilere karşı iç cephe, Boğazlar ve Çanakkale Cephesi, Galiçya, Dobruca ve Makedonya Cepheleri, Hicaz, Arabistan Cephesi ve Kafkas Cephelerinde[1] ikmallerini tamamlamakta zorlanarak savaşmıştır.

Savaşın başlarında Mısır’da bulunan İngiliz askeri birlikleri Süveyş yolunu tutma ve Türk birlikleri ile arasına 150 kilometrelik Sina Çölünü bırakma planına sadık kalmıştır. Ancak 1915 yılının ilk aylarından itibaren bu plandan vazgeçerek Sina Yarımadası’nın kuzeyinde bulunan su yolunun ilerisine yayılmaya başladılar. Bölgede savaşın ilk zamanlarında yaşanan boşluktan ve diğer cephelerde Osmanlı Devleti’nin sıkışık durumundan istifade etmek isteyen İngilizler, Filistin ve Sina’da üstünlük sağlayarak hakimiyet alanlarını genişletmek için harekete geçmişlerdir[2].

İngilizlerin; Mısır, Filistin ve Sina Cephesi’nde gelişen ve değişen savaş stratejisi üzerine Osmanlı Devleti biraz gecikmeli de olsa 1915 yılının ocak ayında Filistin-Sina Cephesi’ni açmıştır. 4’üncü Ordu Komutasında bulunan 22’nci Kolordu’ya ait birlikler 1917 yılında Filistin’in güneyinde bulunan Gazze Muharebelerinde yer almışlardır. Gazze Muharebelerinin tam ortasında savaşan birliklerden birisi de 32’nci Alay’ın 11’inci bölüğüdür…

Sevgili okurlar, Falih Rıfkı Atay’ın Zeytindağı adlı eserinde Gazze Muharebelerine katılan 11’nci bölüğün kahramanlarından bir askerimizin destansı anılarını[3], aslına ve özüne sadık kalmak kaydıyla hikayeye uyarlayarak sizlere anlatmak istedim. Şimdi hikayemize başlayabiliriz;

1916;

Çanakkale Cephesi’nde, düşmana geçit vermeyen Türk askerleri; Aralık 1915 tarihinde İngiliz, Fransız ve ANZAK (Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusu/Australian and New Zealand Army Corps) birliklerinin Çanakkale’den ayrılması üzerine başka bir cepheye doğru trenle yolculuk halindeydiler. Irak’ta bulunan 6’ncı Ordu birliklerinden takviye edilen askerler de cehennem vadisini geçerek Kudüs’e doğru yol alan trenin yolcuları arasında bulunuyorlardı.

Sıcaktan hamama dönen kompartımanda yanında oturan Yahudi yolcu, bir yıl sonra İngiliz Dışişleri Bakanı’nın yayınlayacağı, Filistin’de Yahudilere milli bir yurt kurulmasını isteyen bildiriden haberi varmışçasına hararetle Siyonizm’i anlatıyordu. Şam’dan beri süren bu heyecanlı ve mağrur anlatım, çölün Filistin’den ayrıldığı hatta kadar devam etmişti. Dayanamayarak sözü başka konulara getirdi ve hiç ihtimal vermediği sözlere kayıtsız kaldığını tavırlarıyla gösterdi. Bahriye Nazırı Cemal Paşa’nın Suriye Cephesi’nde bulunan 4’üncü Ordu Komutanlığı’na atanmasından sonra İstanbul’dan ayrılırken söylediği, “Mısır’ı İngilizlerden geri almadan dönersem …” sözlerindeki inancının aynısını taşıyordu.

Ancak itikadına sımsıkı bağlı olan Yahudi ona dönerek “Bu toprakları kimse bizim kadar sevemez, bizim kadar kimse kalkındıramaz, siz buğday ekersiniz, biz kanımızı ve kemiklerimizi gömüyoruz” gibi konuşmalar yapmaya devam ediyordu. Ne güneşin bunaltan sıcağı ne de kızıl saçlı bembeyaz yüzlü genç Yahudi’nin uzun anlatımları azalmamıştı. Bir ara vardıkları bir istasyonda hem serinlemek hem de başını dinleme imkanı bulmuştu. Birkaç saat sonra İstasyondan hareket eden trenle Sina Cephesi’nin karargahına, oradan Sina İstasyonuna vardılar.

1917

Nisan ayının ilk günleri, Birinci Gazze Muharebelerinin sonlarına doğru gittiği cephede trenden inmesiyle top seslerini duymuştu. Bir asker, İngilizler” Gazze’ye ateş ediyor” dedi.

Filistin’in güneyinde bulunan Gazze Cephesi’nde kurulmuş subay ve erlerin çadırlarında İngiliz Tayyarelerinin açtığı delikleri, cephanelikleri, ahır çadırlarını, Türk Tayyare Bölüğü’nün cesur pilotlarını görerek siperlere doğru varmıştı. Siperlerde sessiz bir şekilde hatıralara dalmış neferlerin akıllarına ölümü getirmedikleri gibi bir kanaate varmıştı. Çölde bulunan Mitralyözleriyle hücum eden süvari müfrezlerine karşı savaşanlar ve demiryoluna kadar gidip su borularına bomba atanlar bu kahramanlardı ve ölümü elbette akıllarına getirmezlerdi. Hatta Gazze Savaşları’nın en şiddetli geçtiği günlerde arkadaşına mektup yazan bir asker söyle diyordu, “Bilsen Gazze’de ne kadar rahatım. Savaş zamanında cephede yaşamaktan başka teselli olmadığına inanıyorum.”

Artık savaşın içindeydi, Türk çocuğunun alışkın olmadığı bir şey değildi.

On birinci bölüğün önünde Gazze’nin kısa dağlarına hakim külahı andırır bir tepe vardı. Mantartepe’nin altında bulunan Arap mezarlarının altından sekiz tünel açan cesur Türk askerleri tünelleri geçerek Mantartepe’yi top ateşi altına almışlardı. Tepeyi ele geçirme mücadelesi devam ediyor, İngilizler karadan ve denizden korkunç atışlarla ortalığı cehennem yerine çeviriyordu. Toz toprak ve dumanlar içerisinde bulunan mezarlardan ölülerin fırlayan kemikleri yanına kadar gelmişti. Yıkılan toprak tünellerde can haykırışlarıyla menfezleri tırnaklarıyla açmaya çalışan neferlere yardım etmişti. Mantartepe’yi terk eden İngilizler, Türk birliğinin tepeden ayrılmasından sonra rüzgar sesine, çalı kıpırtısına bile ateş ederek akıl almaz cephane harcamışlardı.

Nisan ayının on dokuzuncu günü İkinci Gazze Muharebelerinin üçüncü günü On birinci bölüğün siperlerinin arkasında bulunan bir mevziiye giren bomba bataryası düşman hücumlarını kırdı. Bomba atışlarının topun ağzından çıkarak artan bir hızla göğe yükselip ağırlaştıktan sonra tekrar çoğalan bir hızla düşmanın üzerine inişini ve Gazze topraklarını sarsmasını hayranlıkla ve gururla izliyordu.

İkinci Gazze Muharebelerinin üstünde üç ay geçmiş Ekim 1917 tarihinde başlayan Üçüncü Gazze Muharebeleri Türk tarafı için yıkıcı olmuştu. On birinci bölük siperlerine doğru gelen bombayı havada gören gözleri irileşmiş, ön siperlerin yok olacağını düşünerek nefesi tıkanmıştı. Zavallı askerler bu durumun farkına varamamışlar kayıtsız bekliyorlardı. Bomba siperin önünde yumuşak toprak üstüne düştü ve yalnızca toz kalktı. Bombanın tapası sağlam kalmış, ateş almamıştı. Yerinden fırladı koşarak yerden aldığı bombayı omuzlayarak bataryaya götürdü.

Gazze’de ve özellikle Mantartepe’de savaş tüm şiddeti ve acımasızlığıyla bir ay daha sürmüştü. On birinci bölüğün kahramanları kendinden çok üstün düşman güçlerine kahramanca direnmişti. On birinci bölüğün şanlı bir neferi olmaktan kıvanç duyuyordu.

Sonuç;

Muharebenin son günlerinde Mantartepe; “İngiliz saldırılarında On birinci bölüğün kan ve kemiği üzerine birleşen cephenin kahramanlığının timsali haline gelmiştir.”

Filistin ve Sina Cephesi’nde İngilizlerin asker, silah ve cephanesinin, Türk tarafının iki katına çıkması ve Türk Ordularının verdiği kayıplarla gittikçe yıpranması üzerine kahramanca yapılan savunmaya rağmen Gazze Cephesi’ndeki birlikler olduğu gibi Filistin’e çekilmiştir. Gazze Muharebesini gören ve bilenler, cepheden ricatın son günlerine kadar yaklaşık 7 ay boyunca Mantartepe’nin altında kalan On birinci bölüğün ismini unutamazlar. Tarih böyle kahramanların isimlerini ne kadar yazar bilinmez. Ancak, Gazze’yi görüp bilenler şöyle haykırırlar; “İşte gördüğünüz bu Gazze siperlerinin adı On birinci bölük siperi, işte bu tepenin adı “On birinci bölük bomba tepesi.” Onlar, gözlerinden akan kanlı yaşın ıslattığı toprağa bakarak On birinci bölüğün kahramanlarını gönül borcu ve şükranla anarlar.  

Son olarak: “Tarihe böyle kahramanları yazmak” sorumluluğu ile anlattığımız yazının kazandıracağı şuur Gazze şehitlerimizin ruhlarını bir nebze teselli edecektir temennisiyle…
Sağlıcakla kalın…
____________________:
Hüseyin ALPASLAN; Tarihçi- Yazar. [email protected]
[1] Enver Ziya KARAL; “Osmanlı Tarihi IX. Cilt”, s. 411, Türk Tarih Kurumu,2011, Ankara
[2] Yusuf Hikmet BAYUR; “Türk İnkılabı Tarihi Cilt III Kısım III”, s.311-312, Türk Tarih Kurumu,1991, Ankara,
[3] Falih Rıfkı ATAY; “Zeytindağı”, ss.158-162, Pozitif yayınları, 2012, İstanbul.

Bu yazı 961 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Feramuz Küçük
    1 ay önce
    Tarihimizden kısa ve etkili bir yazı,emeğinize,yüreğinize,kaleminize sağlık.Çalışmalarınızda başarılar diliyorum.Yazılarınızı yazmaya devam edin lütfen bizler seve seve okumaya devam edeceğiz çünkü