Erkan AKBALIK

Erkan AKBALIK

[email protected]

MANİSA, FATİH SULTAN MEHMED VE MOLLA GÜRANİ

23 Eylül 2021 - 16:17 - Güncelleme: 23 Eylül 2021 - 18:40

  • II. Murad, Molla Gürânî’yi Manisa’ya, Şehzâde Mehmed (Fatih)’e gönderirken ne tavsiye etti?
  • Molla Gürânî, Şehzâde Mehmed ile görüşmesinde elinde ne vardı?
  • Birçok hocasını bezdiren Şehzâde Mehmed’e Molla Gürânî nasıl eğitim verdi?

MANİSA, FATİH SULTAN MEHMED VE MOLLA GÜRANİ
 

Bir süre önce, yerel tarih araştırmalarında bilgi ve kaynak alışverişinde bulunduğum bir arkadaşımdan mesaj aldım. Mesajda bir eserden bahsediyordu. Daha önce haberdar olmadığım bir eserdi. Adı Silkü’l-Le’âl-i Âl-i Osmân müellifi Müminzâde Ahmed Hasîb Efendi olan bu muhteşem eser “Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı” tarafından okurların istifadesine sunulmuş. Büyük emek harcandığı ilk bakışta belli olan eserin çevirisi de çok başarılı olmuş. Yapanların emeğine sağlık.

Silkü’l-Le’âl-i Âl-i Osmân alanındaki nadir eserlerdendir. İki ciltten oluşan eserde, işlenen tarihi olaylar manzum şekilde anlatılmaktadır. Birinci cildi 1299-1451, ikinci cildi ise 1451-1481 tarih aralığını kapsamaktadır. Ahmed Hasîb Efendi, Osmanlı pâdişahlarının hepsini ipliğe dizilmiş birer inci tanesi olarak görmüş ve kitabın ismini buna dayanarak vermiştir. Manzum yazma kabiliyetinin Allah tarafından bahşedildiğini düşünen müellif, bilgi sahibi olduğu tarihi konuları bu şekilde yazarak hayırlı bir iş yapacağına inanmış ve eseri meydana getirmiştir.

Eserin müellifi Ahmed Hasîb Efendi’nin, kesin bilgi olmamakla birlikte, 1690 yıllarında doğduğu kuvvetle muhtemeldir. Bursalıdır. İlmiye sınıfına mensup bir aileden gelmektedir. Tahsil hayatına Bursa’da başlayıp Bursa’da tamamlayan Hasîb Efendi, aynı şehirde bulunan Esediyye Medresesinde müderris olmuştur. Ahmed Hasîb Efendi, 1735 Yılında kadılığa geçiş yaparak Bosna’ya tayin edilir. 1753 yılında vefat ettiği İstanbul’a dönmeden önce sırasıyla Kayseri, Tokat, Bağdat ve Manisa kadılıkları yapar.

Ahmed Hasîb Efendi, tarih ve edebiyat ağırlıklı eserler vermiştir. Bunlar; Miyâhiyye (Bursa’daki suları anlatır), Dergeh-nâme (İstanbul’un 97 dergâhı kısaca tanıtılır), Silkü’l-Le’âl-i Âl-i Osmân, Mecmûa-i Tevârîh (Ebced hesabına dayanan şiirlerin ve tarih beyitlerinin olduğu mecmua), Ravzatü’l-Küberâ (Edirne Vakası olarak bilinen olayı içerir).

Konumuza dönecek olursak, eserin bir nüshasını edindikten sonra öncelikle Manisa ile ilgili konulara bakmaya başladım. Şehrimizi konu edinen tahminimden daha fazla ayrıntı görünce mutlu oldum. Eserde Manisa’yı içeren  konuları bölüm bölüm sizlerle paylaşmayı ümit ediyorum. Bu paylaşım dizisine ilk olarak bana en ilginç gelen kısmı konuk etmek istedim.

Mâlûm olduğu üzere Fatih Sultan Mehmed şehzâdelik döneminde Manisa’da bulunmuş ve İstanbul’un fethinde istifade ettiği eğitiminin ciddi bir kısmını Manisa’da bulunduğu dönemde almıştır. Burada kendisine birçok âlim tarafından dersler verilmiştir. Üzerinde en fazla etkisi olan hocası hiç şüphesiz Molla Gürânî’dir. Buraya kadar olan kısım çoğu kişi tarafından bilinmektedir. Fakat Molla Gürânî’nin Manisa’ya gönderiliş süreci, Şehzâde Mehmed’in çocukluğu ile ilgili bazı ayrıntılar oldukça az bilinen konulardandır.  Seksen satır uzunluğundaki bölümün dili ağırdır. Kelime kelime olmasa da özet şekilde sadeleştirdiğim kısmı manzum olarak değil nesir şeklinde yazmaya çalıştım. Karşılaşılan anlatım ve cümle bozukluklarının başlıca sebebi manzum satırların genel yapısına yakın durmak isteyişimdir. Hata varsa affola. Yazımızın son bölümünde ise ilgili kısımları eserdeki şekli ile görebilirsiniz.

MOLLA GÜRÂNÎ
Fıkhî ve dini bilgisi, olgunluğu ve iffeti ile çağının emsallerine göre rehberdir (liderdir). Şemsüddin Aḫmed ibn-i İsmail-i Gürânî, Ebu’l-Fetḥ’in yani Fatih’in dahi Üstâdı olmuştur.
Molla Yegân, Molla Gürânî’yi yanında hacdan getirmiş ve Murad Han’ın yanında meşhur Molla’nın vasıflarını anlatmıştır. (Molla Yegân, Molla Fenârî’ye talebelik yapmış ve onun vefatından sonra Bursa Kadılığına getirilmiş, bu görevinde iken II. Murad’ın iltifatlarına mazhar olmuş, 1441 yılında hacca gitmiş devrin meşhur ulemalarındandır.) Molla Yegân, Sultan Murad’a Molla Gürânî’nin tefsir ve hadîs alanında eşsiz bir mücevher olduğundan bahisle, Gürânî’yi kendisine hac hediyesi olarak getirdiğini bildirmiştir. Huzura vardıklarında Sultan’a maiyetlerinde gelen iki âlim Gürânî’yi Murad Han’a edep ile teslim etmişlerdir.
Pâdişahın huzurunda bir saat oturarak yapılan konuşmadan sonra Gürânî’nin kıymeti ve yeri oradakilerin nazarında daha bir sağlamlaşmıştır. Bu mecliste Sultan Murat Han tarafından kendisine Bursa’da Murad-ı Evvel-i Gazi (I. Murat) tarafından yaptırılan bir medrese verilmiştir. Sonradan yine Bursa’da Bâyezid Han tarafından yaptırılan başka bir yere müderris olmuştur. (O dönem) Muhammed Han (Fatih Sultan Mehmed) Manisa’da Şehzâde olarak (eğitim almak ve yönetim tecrübesi kazanmak amacıyla) bulunuyordu. Devrin âlimi (olarak kabul edilen Gürânî) (Şehzâde Mehmed’e) muallim olarak tayin edildi.
Murat Han, Molla Gürânî gitmeden evvel kendisine şöyle bir konuşma yapmıştır;
“Sizden evvel birkaç tanınmış Üstâdı, Muhammed Han’a Hoca olarak göndermiştim. Fakat şehzâdeye Kur’ân eğitimi veremediler. Anlaması için ferman gönderdim, Sultan’ın (bir) hükmü (olarak) giden fermanıma itaat etmedi. Gönderdiğim üstatlar (kendisine) nazik ve yumuşak davrandıklarından yüz bulmuş ve Kur’ân’ı hatmenin imkânı olmamıştır. Anladım ki ilm-i Furḳan’ın eğitimini emri kat’i (sert) bir şekilde yaparsanız ancak siz yaparsınız. (Gerektiğinde) Bazen Şehzâde Sultan’ı azarlayan (hatta) darp edebilecek, sizin gibi terbiye edebilecek, edep kazandıracak alim bir hocayı arıyordum.
(Sultan Murat) Molla Gürânî’nin eline bir sopa vererek “Bir tesbih gibi Gürânî’nin copu elinden düşmesin, görüşme ve konuşmalarınızda dahi copu elinde görsün. Seni bir kere öfkeli, kızgın görürse gözü senden korkar.” (diyerek) Sözün özü Molla Gürânî’yi Manisa’ya gönderdi. (Gürânî) Elinde hazeranı ile Sultan’ın evladını gördü. “Sana Kur’ân eğitimi vermeye memur edilerek geldim. (Ve) Murad Han’ın (bu konuda) ferman ettiği üzere (Fermanını hatırlatarak).  “Eğer, şehzâdem emre muhalif olarak, senden ilm-i Kur’ân eğitimi almazsa, onu bu hazeran ile darp ederek azarla” diyerek bana emir buyurdular dedi.

Muḥammed Ḫan, (kendisine söylenenleri) hafife alarak güldü. (Bunun üzerine Molla Gürânî) Bütün (sarayda ve şehzadenin çevresinde vazifeli) ağaları yanına çağırarak topladığı mecliste, elinde hazeran ile şan sahibi (Sultan’ın) oğlunu darp ederek “bunu korkutmak lazımdır” diye tutturdu. Hoca’nın şiddetli darp etmesinden etkilenen Muhammed Han’a (Molla Gürânî’yi) haşyet-i Üstâd (saygı ile karışık korku duyulacak biri olarak kabul etti) geldi.
Molla Gürânî’nin gayretleri ve Hakk’ın yardımı ile kısa bir zaman içinde hatm-i Kur’ân derslerini başarı ile belledi. Oğlunun hatm-i Kur’ân ettiğini duyan Cihanın koruyucusu Murad Han bu müjde ile çok sevinerek ferahladı. Bu meşhur âlime parça parça ve değişik hediyeler ile birlikte bir tane tevḳî-i sulṭânî (tuğralı ferman) hazırlattı. Muhammed Han, tahta çıktığında, meşhur Üstâdını da yanına almıştır. Üstâdına olan aşırı muhabbetinden dolayı kendisine vezirlik vermek istemiş, fakat bir arayış, beklenti içinde olmayan hocası teklifini geri çevirmiştir.
Yine kendisine yapılan aşırı ısrarlar sonunda, vezir olması halinde Pâdişah’a zararı olacağını söyleyerek “Ey Pâdişah, senin kapında nice hizmetkârların vardır, bu iç ağalar sana en münasip ve güzel şekilde hizmet ederler. Vezirlik rütbesini onlara ver ki devletinde (hizmetleri) koşarak, severek yapsınlar. Eğer vezirliği taşradan (birilerine verilecek) olursa, onlar mutlu olmazlar huzursuz olurlar. Sana (düzen) bozuldu derler, Osmanlı kanunlarından yardım isterler (Osmanlı kanunlarını ve temayüllerini hatırlatarak uymanı isterler). Devlette karışıklığa, düzen bozukluğuna niye sebep olalım, (niçin) bu sebepten etbâına bir korku ve perişanlık gelsin. (Sonra) Bize küserler, gücenirler, devletin o güzel düzeniyle onlar yine eskisi gibi mutlu, mesut olurlar mı?
Zaman zaman huzursuz olmak (huzursuz dönemler yaşamak) kaçınılmazdır. (İhtiyaç halinde, çağırdığınızda) ben yine hizmetinize koşar gelirim.”
(Molla Gürânî’nin) bu sözlerinden (pâdişah) rahatladı ve bu fikri yerinde buldu, beğendi. Sultan’ın hükmü ile Hoca kazasker oldu.

MONLĀ GÜRĀNĪ
Fiḳāhetle diyānetle kemāl-i fażl u iffetle
O aṣrıñ muḳtedāsı ḫˇāce-i bī-idl ü aḳrānı

Ebu’l-Fetḥ’iñ daḫi üstād-ı ālī-şānı olmışdır
Ki Şemsüddīn Aḫmed ibn-i İsmāīl-i Gürānī

Refāḳatle anı Mollā Yegān ḥacdan getürmişdi
Murād Ḫān’ıñ yanında vaṣf idüp monlā-yı ẕī-şānı

Müfessir hem muḥaddis gevher-i nā-yāb bir ẕātı
Getürdüm armaġan-ı ḥacc idüp ol tuḥfe-i ḫānī

Baña ḥacdan hediyyeñ var mıdır neyle ḳudūm itdiñ
Dimişdi gūyiyā Sulṭān Murād Ḫān didi ol ānī

Birūn-ı derde tevḳīf eylemişdi meclis-i ḫāṣṣa
Riāyet eyleyüp aldıḳda ol dem iẕn-i sulṭānī

Maiyyetle ḥużūra vardıġında iki allāme
Murād Ḫān’a idüp ādāb ile teslīm-i Gürānī

Ḥużūr-ı şehriyārīde cülūs itdirdi bir sāat
Tekellümden ẓuhūr itdikde anıñ fażl u itḳānı

O meclisde aña bir medrese virdi Burusa’dan
Murād-ı Evvel-i Ġāzi idi bünyād iden anı

Olup ṣoñra müderris buḳa-i uḫrāya Bursa ’da
Cenāb-ı Bāyezīd Ḫān ’dır iden tesīs-i bünyānī

Emāretle Muḥammed Ḫān çünkim Maġnisa ’daydı
Muallim naṣb idüp gönderdi ol niḥrīr-i devranı

Murad Ḫān ḥażret-i monlāya gitmezden muḳaddemce
Didi sizden muḳaddem bir-iki üstād-ı ẕī-şānı

Muḥammed Ḫān’a ḫˇāce naṣb idüp irsāl itmişdim
Muḳadder olmadı şehzādeye talīm-i Ḳurānī

Taallüm itmesiyçün şöyle kim fermān gönderdim
İṭāat itmedi fermānıma bā-ḥükm-i sulṭānī

Varan üstāẕlar rıfḳ itdigiyçün yüz bulup andan
İle’l-ān ḫatm-i Ḳurān itmeniñ olmadı imkânı

Teferrüs eyledim sizden ṣalābet emr-i talīme
Didim talīm iderse bunlar eyler ilm-i Furḳān’ı

Arardım siz gibi tedībe ḳādir ḫˇāce-i dānā
Gehī ḍarb eyleye tazīr ide şehzāde sulṭānı

Eline virdi çūp-ı ḥayzerān monlā-yı mezbūruñ
Eliñden düşmesün mānend-i sübḥa çūp-ı Gürānī

Mülāḳāt oldıġıñda daḫi görsün çūpı destiñde
Gözi ḳorḳardı senden görse bi kez rūy-i ġażbānī

Muḥaṣṣal Maġnisa ’ya Monla Gürānī’yi gönderdi
Elinde ḥayzerānı vardı gördi necl-i sulṭānı

Saña talīm-i Ḳurān itmege memūr olup geldim
Şu vech üzre ṣudūr itmişdi fermān-ı Murād Ḫānī

Eger emre muḫālif vaż iderse saña şehzādem
Taallüm eylemezse yine senden ilm-i Ḳurān’ı

Anı bu ḥayzerānla ḍarb idüp tazīr ḳıl didi
Bu vech üzre baña emr eyledi didikde Gürānī

Muḥammed Ḫān istiḫfāf yollı ḍıḥk itmişdi
Çaġırdı yanına mevcūd olan cümle aġayānı

Bunı taḫvīf lāzımdır diyü ṭutdurdı meclisde
Elinde ḥayzerānla ḍarb idüp maḫdūm-ı ẕī-şānı

Teessür itdiginden ḫˇāceniñ ḍarb-ı şedīdinden
Muḥammed Ḫān’a geldi ḫaşyet-i üstād ol ānī

Taallüm eyledi az müddet içre ḫatm-i Ḳurān’a
Muvaffaḳ oldı bā-tevfīḳ-ı Ḥaḳḳ bā-say-i Gürānī

Murād Ḫān ḫatm-i Ḳurān itdigin ṭuyduḳda maḫdūmuñ
Feraḥ-nāk eyledi bu müjde sulṭān-ı cihān-bānı

Tefārīḳ u tuḥaf ihdā idüp üsṭāẕ-ı ẕī-şāna
Aña ḥadden ziyāde eyledi tevḳī-i sulṭānī

Cülūs itdikde fevt-i vālidiyle taḫt-ı Oẟmān’a
Muḥammed Ḫān istiṣḥāb idüp üstād-ı ẕī-şānı

Vezāret arż idüp üstādına farṭ-ı maḥabbetden
Nükūl itdi ḳabūle olmadı bir dürlü cūyānī

Yine ibrām u ilḥāḥ eyledikde didi āḫir kār
Vezīr olmamda vardır saña ıżrār-ı ḫıdīvānī

Şehā bāb-ı hümāyūnuñda vardır niçe etbāıñ
Saña şol vech ile ḫıdmet ider bu iç aġayānı

Vezāretle olalar her biri yolla çerāġānıñ
Ḳılalar her birisi devletiñde pūye-gerdānī

Vezīriñ ṭaşradan olsa olar maḥẓūẓ olmazlar
Saña dirler bozuldı hey meded ḳānūn-ı Oẟmānī

Ne mūcib olalım biz iḫtilāl-i devlete bā’is
Gele etbāıña ol vech ile ḫavf u perīşānī

Bize muġber olurlar devletiñ ḥüsn-i niẓāmıyla
Gelür mi anlara evvelki gibi öyle şādānī

Arada pādişāhım bī-ḥużūr olmaḳ muḳarrerdir
Yine ben ḫıdmetiñde eylerim didikde pūyānī

Ṣafālandı kelāmından bu reyin itdi istiḥsān
Ḳażā-yı asker oldı ḫˇāceye marūż-ı sulṭānī

Olunca ġayrı ḳāḍī-askeri sulṭān-ı ẕī-şānıñ
Ṣalābet ṭut ḥamāḳat ṭut temāşā eyle gör anı

Erkan AKBALIK

Kaynak:

Bu yazı 772 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum