Ergül ALTAŞ

Ergül ALTAŞ

[email protected]

 BÜYÜDÜM BOZULDU BÜYÜ

08 Ekim 2020 - 06:58

                                               BÜYÜDÜM BOZULDU BÜYÜ

            Çocuktum.
            Elimde çember, Çin’den Maçin’e, dolanırdım dünyanın çevresini.
            Günler bir avuç, oyunlar kulaç kulaç. Oyuna dalınca unuturdum zamanı. Gün akşam olmuş, umursamazdım. Ta o zaman öğrenmiştim her gecenin bir sabahı olduğunu.
            Gecelerin ömrü bir göz kırpımı. Yummamla açmam bir olurdu. Bakardım sabah. Ocakta ateş, üstünde tarhana. Kaynardı Allah Allah! Annemin semaya açılan elleri dağıtırdı gecenin artığı alacakaranlığı.
            Güneş her zamanki gibi uzak dağların ardından yüzünü gösterince göz göze gelirdik. Uzanıp saçlarımı okşardı. Bir ışık şelalesinde yıkardım elimi yüzümü. Günaydın kuşlarıyla uyku mahmurluğunu atan gökyüzü kollarını açar, beni çağırırdı.
            Koşardım, dere tepe aşardım. Yerden kesilirdi ayaklarım. Kâh rüzgâr olurdum, kâh bulut. Bir yağmur başlardı bardaktan boşalırcasına. Camdan bakan Arap kızıyla masal ülkesinde buluşurdum.
            Aklım başımdan bir karış havada yaşardım masal ülkesinde. Annem bir melek, babam dev. Babam getirir, annem pişirirdi. Bilmesek de zeytin ekmekten gayrı taam, var yok kaygısından azade yaşardık. Karnı aç olsa da gözü tok çocuklardık. Gözümüz yoktu komşunun ne kazında ne kızında. Şiir bilmezdik. Türkü söylerdik. Katar katar turna dizileri göğümüzde. “Allı turnam ne gezersin havada.” Kış kapıda derdi büyükler. Yine göç yoluna dizildi turnalar. “Bizim ele varırsan şeker söyle, kaymak söyle, bal söyle.”
            Merak ederdim dağların ardını. Sorardım anneme “Dağların ardında yine dağlar var kuzum,” derdi. Denizler, ülkeler daha neler neler babama sorarsan. Ucu bucağı olmayan bir masal ülkesi işte.
            Aklım almaz, şaşardım. Şaşırınca ayaklarım birbirine dolanır düşerdim.
            Düşe kalka büyürmüş çocuklar çok sonra öğrendim.
            Kanayan diz kapaklarımı öperdi annem. Okus pokus. Ne ağrı ne sızı, geçti işte. Şifaydı anne öpüçüğü cümle yaralara.
            Her uçurumun başında beklerdi babam. Ne zaman takılsa ayağım bir taşa tutardı beni. Dev dedim ya devdi gerçek. Ne gökgürültüsü ne gece. Saçı sakalı birbirine karışmış haramiler, yedi başlı ejderhalar korkutamazdı beni. Babam hepsinin hakkından gelirdi evelallah.
            Bakkalda bisküvi ve lokum. Bayılırdım kıstırmaya. Elma saklardı annem almalıkta. Az olanın tadı güzel olur, derdi.  Birer birer verirdi. Tadı damağımızda kalırdı.
            Salonun orta yerinde kışı kışkışlayan sobanın üstünde kestaneler kebap olurken acele cevap isterdi babam bilmecelerine. Bilgisayar ve cep telefonları yoktu ya çocuklarıyla oynardı babalar. Siyah beyaz televizyonlar basınca düğmesini bilirdi susmasını.
            Annem masala başlayınca bir sihirli perde, perde perde inerdi gözlerime. Dünyaya kapanan gözler rüyalara açılırdı. Rüyadan rüyaya koşarken tez olurdu sabah. Kuş gibi cıvıl cıvıl otururduk kahvaltı sofrasına. Zeytin, peynir, ekmek … Daha ne olsun. Bal, kaymak... Belki birgün, neden olmasın! Umut hep vardı.
            Canım sıkılmazdı hiç. İşim başımdan aşkın. İneklerin altını çekerdim gelberle. Eşeğe su verirdim, tavuklara yem. Oyuna çağırırdı Ahmet’le Mehmet.
            Ne özel dersler vardı ne özel günler. Doğum günü kutlamaları bilinmezdi. Varsa yoksa bayram. Bayramlar büyülü bir zaman dilimiydi. Benzemezdi başka zamana. Çikolatayı kim kaybetmiş ki ben bulayım. Bir şeker yetip artardı sevincimi tamamlamaya.
            İşte böyle. Güllük gülistanlık bir devirdi. Bir sabah oldu, bir akşam. İlkbahar yaz, sonbahar kış. Derken yağmur, kar, boran. Büyü bozuluverdi. Çember çevirmeye doyamadan başım dönmeye başladı. İçimde deli rüzgârlar…
            Büyümek istedim hiç sebep yokken. Çocukların kalbi temizdir. Duaları kabul olur, derdi annem. Kabul olan bu dua kaşla göz arasında büyüttü beni.
            Kuzular, oğlaklar ve buzağılarla; incir, erik ve kiraz fidanlarıyla; buğday başakları, karpuz bostanları ve günebakan çiçekleriyle büyüdüm. Büyüdüm bozuldu büyü.
            Büyüdüm ve gördüm. Başka rengi de varmış dünyanın. “Ateş yakar, su boğarmış insanı.”
            Gülün dikeni, elin kiri, yüreğin kini varmış.
            Güzelin, iyinin taliplisi çok olsa da talih hep çirkin ve kötülerden yanaymış.
            Büyüdüm ve anladım:
            Büyümek için çok acele etmişim.

Bu yazı 1182 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum