Ergül ALTAŞ

Ergül ALTAŞ


AH DEPREM, YİNE DEPREM

05 Kasım 2020 - 10:51

AH DEPREM, YİNE DEPREM
Elif.
Ayda.
Yer sarsılıp kâğıttan binalarımız çökünce 65 saat, 91 saat sonra gerçekleşen mucizelerin adı.
Allahtan ümit kesilmez.
İnandık ve iman ettik.
Evet, bu bir Mucize.
O canları yerin dibinden çekip çıkaranlar kahraman.
Onlara şükran borçluyuz.
Milletçe alkışlıyoruz kahramanlarımızı.
***
Bütün bu gözyaşı ve acı hiç yaşanmayabilirdi.
“Mümin bir  delikten iki kez sokulmaz.” Öyle mi? Öyle.
Öyleyse bu başımıza gelen, bu gidişle gelmeye devam edeceği de anlaşılan felaketler neyin nesi?
Biz Müslüman değil miyiz?
Dilimizin söylediğini kulağımız duymuyor mu, kalbimiz tasdik etmiyor mu? Sözle işimizin örtüşmemesi neyin göstergesi?
Akıl var, izan var
Siz hiç düşünmez misiniz?” buyruluyor.
Var mı bir cevabımız.
Vicdan sızlamıyor, göz yaşarmıyor, yüz kızarmıyorsa korkmalıyız.
Biz kendimizi ne Acem’le ne Arap’la kıyaslama lüksüne sahibiz.
Elimizi vicdanımıza koyalım. Bu şiddette bir deprem Japonya’da olsa ne olurdu?
El cevap: Günlük hayat kaldığı yerden devam ederdi.
***
Saatler içinde ülkenin dört bir yanından arama kurtarma ekipleri İzmir’e ulaştı.
Battaniye, çadır, mutfak… Kızılay acil ihtiyaçları kısa sürede bölgeye sevk etti.
Bakanlar, milletvekilleri, belediye başkanları arama kurtarma işlerini organize etmek, yaraları sarmak için oradaydı.
Biz sadece zor günlerde mi milletiz?
Araba devrilmeden aklımız başımıza gelmiyor mu?
Deprem sonrasında gösterdiğimiz başarıyı, birlik beraberliği depremden önce gösteremeyişimize şaşırmayalım mı şimdi.
Kolon kesmek, ovaya sekiz dokuz katlı binalar dikmek, üstelik demirsiz, çimentosuz.
Hiç şüphesiz çökmüş binaların çevresinde mucize beklemektense bunları hiç yaşamamış olmayı tercih ederdik.
Bilim ve teknolojiyi kullanarak depreme dayanıklı binalar yapabilseydik bugün yitirdiklerimizi unutur gibi yapıp kurtardıklarımızla mutlu olmaya çalışmayacaktık. Kendimizi teselli etmeye kalkmayacaktık. Gayesini yitirmiş, esen rüzgara göre yön arayan medyaya bir haftak - on günlük malzeme vermeyecektik. Koparılan şamataya bakıp koraya dahil olarak sosyal medya hesaplarımızı havanda su dövmek için seferber etmeyecektik.  Bütün dikkatimizi sonuca verip sebepleri ıskalamayacaktık.
Zaman, enerji, mal, emek israfı olmayacaktı. Bunca canımız yanmayacaktı.
Sarsılıp kendimize gelecektik.
Dünya hayatının faniliğini hatırlayacak, hırs ve kini bir kenara bırakacak, doymak bilmeyen nefsimizi dizginleyip Allah’ın ipine sarılacaktık.
Sevecektik birbirimizi. Ağaçları, kuşları, börtü böceği.
Yaratılanı severiz Yaradan’dan ötürü deyip 72 millete aynı gözle bakacaktık.
İbret alacaktık. “Hiç ibret almaz mısınız?” diyen ilahi buyruğa kulak verip.
***
Hâlâ çok geç değil.
Bu vatan bizim canımız, cananımız, her şeyimiz. Gönlümüz razı değildir onda yaşayan bir canın, canının yanmasına.
 Zor bir coğrafyada yaşıyoruz. Dostumuz yok, düşmanımız çok. Ayağımızın altındaki yerkabuğu oynak. Depremler dün yaşandı, bugün yaşıyoruz, gelecekte de yaşanacak.
Bu son olsun.
Milat olsun.
Silkinip kendimize gelmemize vesile olsun.
Haydi bismillah!

 

Bu yazı 4954 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum