Dr. Selim ÖZTÜRK

Dr. Selim ÖZTÜRK

[email protected]

OSMANLI SON DÖNEMİNDE BİR ZAMANLAR MANİSA'DA AZINLIKLAR

27 Şubat 2021 - 17:59 - Güncelleme: 27 Şubat 2021 - 18:06

OSMANLI SON DÖNEMİNDE BİR ZAMANLAR MANİSA’DA AZINLIKLAR

İmparatorluk dönemi Ege’si ve Manisa’sında yaşayan Osmanlı vatandaşı azınlıklar Ege’nin ve Manisa’nın hem ekonomik hem de kültürel hayatında önemli rol oynamaktaydılar. Cumhuriyet dönemi ve akabinde gerek mübadele ve gerekse göçler sonucunda artık pek aşina olmadığımız Hristiyan ve Musevi kültürden gelen eski vatandaşlarımızla ilgili birkaç ilginç ve dikkat çekici kişi ve vaka bu yazı dizisinde anlatılmaya çalışılmıştır. Manisalı Moris Şinasi, Akhisarlı Onassis ve yine Ege’deki (Akhisar) Yahudi ziraat okulları…

II. Abdülhamit ve Yahudiler
 Her ne kadar Sultan Hamid'in Siyonistlerle arası iyi olmasa da imparatorluk bakiyesi Yahudilerle bir sorunu yoktu. Kendisi pek çok Yahudi girişimciyi Sefarad olsun Eşkenazi olsun desteklemişti de. Örneğin 1900'lerin başlarında Alliance İsraelite cemiyetinin girişimiyle kurulan Manisa Akhisar'daki Or Yahuda, Eskişehir Beylikkova'daki Mamure, İstanbul Sultanbeyli'de Mesila Hadaşa ve Silivri'deki Fethiköy, Balıkesir'deki Tekfur ziraat okulları ve kolonilerinin kurulmasına izin veren kararnameleri bizzat kendi imzalamıştır.
Yine Egeli Yahudilerin denizaşırı ticari faaliyetlerini desteklemiş kendilerine her türlü kolaylığı ve yardımı sağlamış, gerektiğinde de devlet nişanlarıyla ödüllendirmiştir.
Ayrıca modern İsrail'in kurucusu olan ve İsrail'in cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık dahil pek çok önemli mevkilerine gelen ( David Ben Gurion ve Yitzhak Ben Zvi gibi) Yahudiler II. Abdülhamid'in İstanbul'da kurduğu modern okullarda eğitim görmüş ve mezun olmuştur.
Abdülhamid ayrıca 19.yy sonu ve 20.yy'da Rusya ve Doğu Avrupa'da pogromlardan(Yahudilere yönelik devlet destekli linç)kaçan Yahudi göçmenlere İmparatorluğun kucak açmasını ve kanat germesini de sağlayan kişidir. Bu göçmenlerin çocukları modern İsrail'in kurucuları olmuşlardır.



Manisalı Moris Şinasi
Manisa'da bir zamanlar yaşayan Yahudi cemaatiyle ilgili diğer ilginç bir hikâye de Moris Şinasi meselesi. Moris Şinasi, asıl adıyla Musa Eşkenazi 1855 yılında Manisa’da Yahudi cemaatinin bir ferdi olarak yoksul bir ailede dünyaya gelir. Çocuk yaşta difteriye yakalanır ve Manisa Hafsa Sultan Darüşifasında Türk Doktor Şinasi beyin gayretleriyle sağlığına kavuşur. Ancak Moris’in ailesi o kadar fakirdir ki hastaneye masrafların parasını ödeyemezler. Darüşşifa yetkilileri de vakıf hastanesi oldukları için maddi durumu olmayanlardan ücret talep edilmediğini söylerler. Moris bu olayı hiçbir zaman unutmaz. Yıllar sonra Eşkenazi olan soyadını Dr. Şinasi Beyin ismiyle değiştirir ve Moris Şinasi olur. Mezar bekçiliği yapmaya başlayan Moris okuma yazma bilmediği için bu işten kovulur. Hatta Moris ömrünün sonuna kadar okuma yazma bilmeyecektir. Yıllar sonra, zengin ve meşhur olduktan sonra bir basın toplantısında kendisine gazetecinin ‘’Okuma, yazma bilmeden bu kadar zengin oldunuz, bir de tahsilli olsanız kim bilir ne olurdunuz?” sorusuna, “ İyi bir mezar bekçisi olurdum!” cevabını verecektir.
Ardından bir tütün tacirinin yanında iş bulur. 15 yaşındayken ağabeyi Solomon ile sığır taşıyan bir gemiye atlayıp İskenderiye’ye giderler. Burada Garofolo isimli tütün tüccarı hayatlarını değiştirecektir. Garofolo’nun yanında çalışmaya başlayan iki kardeş, 1893’te ABD’nin yolunu tutar. Musa, 1893 Chicago Fuarı’nda kendi icadı olan ve patentini aldığı sigara sarma makinesini tanıtır ve başarıya giden yolun temelleri burada atılır.
Moris, 1893 yılında patentini aldığı sigara sarma makinesi ve makinede sarılmış bir paket sigarayla Uluslararası Şikago Fuarı’na katılır. O günlerde herkes tütünü elde sarıp kendi sigarasını yaptığından Moris’in sigara sarma makinesi, devrim yaratan bir yeniliktir. Şinasi kardeşler 1893 yılında, Broadway’de küçük bir sigara fabrikası kurar ve işçilerini de Manisa’dan getirtirler. Şirketin adı “Schinasi Brothers Company” olur.
ABD, 1903 yılında Osmanlı limanlarında ve Akdeniz’de ticaret yapabilmek için II. Abdülhamid’e başvuruda bulunur. Abdülhamit de belirli bir vergi karşılığında Amerikaların ticaretine olumlu yanıt verir ve bir de şart koşar: Osmanlı tütününün Amerika tarafından satın alınması… Bu olay Moris Şinasi’nin de kaderini değiştirmeye yeter. İki kardeş Virginia tütünü yerine Osmanlı Devleti’nden Ege tütününü ithal edip hazır sigara üretmeye başlarlar. Milyonlarca dolar kazanarak zengin olurlar.
Moris ve Solomon Şinasi, Osmanlı endüstrisine katkılarından dolayı 1906’da Sultan Abdülhamid tarafından Mecidiye Nişanıyla onurlandırılırlar. Sultanın nişanların yanında gönderdiği pek çok hediye ve iki Arap atı da bulunmaktadır. İki kardeşin de Osmanlı İmparatorluğu ve daha sonrasında Türkiye ile de sıkı bağları devam eder. Yıllar sonrası Moris’in ailesinin şirketi dünya tütün devi PHİLİP MORRİS olacaktır (Bu konuda bilginin efsane olduğu da iddia edilmektedir. Philip Morris'in Londra merkezli bir firma olup Şinasi'den yıllar önce kurulduğu iddiası da mevcuttur.)
Moris Şinasi ise 1928’de vefat ettiğinde 5 milyon dolarlık servetinin 1 milyon dolarını, memleketi Manisa’da bir hastane kurulması için bağışlamıştır. Kurulacak hastane için Türkiye devletiyle 1929’da görüşmeler yapılır, karısı Laurette Şinasi de 11 Mayıs 1930’da Manisa’ya gelir. Eşinin Manisa’da doğup büyüdüğü evi de ziyaret eden Laurette Şinasi ve beraberindeki heyet Ankara’da da Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Sıhhiye Vekili (Sağlık Bakanı) Dr. Refik Saydam ve Başvekil İsmet İnönü tarafından ağırlanırlar.
15 Ağustos 1933’de açılan Moris Şinasi Milletler Arası Çocuk Hastanesi için düzenlenen tören sırasında ABD’den getirilen Moris Şinasi’nin külleri, hastanenin duvarındaki ‘‘Moris Şinasi’nin doğduğu şehre hediyesidir (1855–1928)’’ ibaresini taşıyan anı plakasının arkasına gömülmüştür. Ayrıca aile tarafından hastane için bir milyon dolarlık bir fon da ayrılır. Uzun yıllar Amerika’daki Morris Şinasi Fonunun Türkiye temsilciliğini de 1950-55 yıllarında New-York başkonsolosluğu görevlerinde bulunan emekli büyükelçi Necdet Kent yapar. Coca-Cola’nın CEO’su olan Muhtar Kent’in babasıdır. 

Bir zamanlar Manisa Akhisar’da Yahudi Kolonisi ve Ziraat Okulu

Akhisar'daki Musevi Ziraat Okulu - Tarihistan.org
Osmanlı’nın son dönemlerinde Fransa’da yaşayan Yahudilerin kurduğu Alliance İsraelite Universelle ve Jewish Colonization Association dernekleri Doğu Yahudiliğine yardım amaçlı Osmanlı vatandaşı Yahudilere ( İspanya’dan 15. yy’da gelen Safaradlar ve 19.yy’da Rusya’dan gelen Eşkenaziler) yardımcı olmak amacıyla Ege’de bir tarım okulu kurma kararı alırlar.
Yahudiler Anadolu’ya ‘’El Dorado’’ yani ‘altın ülke’ ismini vermişlerdi. İzmir Alliance İsraelite Müdürü Gabriel Arba Manisa’nın Akhisar ilçesindeki Kayalıoğlu kasabasını bir tarım okulu ve tarım kolonisi kurulması için uygun görür. Bunun gibi birkaç ilde daha okullar kurulur. Sultan II. Abdülhamid’in de 27 Mayıs 1904 tarihli talimatıyla okulun kuruluşuna başlanır ve 1905 yılında tamamlanır. İlk başta Bornova’dan 50 talebe ve Rusya’dan göç eden 15 aile çiftliğe yerleştirilir. Okulun amacı bölgede daha verimli tarım yapılabilmesi için gerekli çalışmalar yapmak ve uzman ziraatçılar yetiştirmektir.
28 bin dönümlük arazi üzerine kurulan tarım kolonisi demir atölyesi, saban atölyesi, marangozhane, tahıl ambarı, peynir imalathanesi ve deposu, şarap mahzeni, okul ve yurt binası içermekteydi. İpek böcekçiliği, bağcılık, şarapçılık, zeytincilik, meyvecilik, tahıl üretimi ve hayvancılık gibi tarımsal faaliyetler yapılmaya başlanmıştır. Okulda ziraat, botanik, mekanik, jeoloji, veterinerlik, meyve yetiştiriciliği, şarapçılık, arazi ölçümü, kır ekonomisi, bina yapıcılığı ve bahçıvanlık alanında dersler müfredatı oluşturmuş ve eğitim de Fransızca olarak yapılmıştır. Ayrıca İbranice ve Türkçe de öğretilmiştir. 1908’de Türklerden de öğrenci alımına başlanacaktır.
Ancak 1. Dünya Savaşının başlamasıyla ordunun ve sivil halkın iaşesini sağlamak amacıyla Or Yahuda Tarım Okulu yönetimi elde ettiği ürünün büyük bir bölümünü sivil ve askeri otoritelere vermiştir. 1918’den sonra bölgedeki Türk-Rum çatışmalarından dolayı ve tarım ve ticaretin de yapılamaz hale gelmesi nedeniyle okul kapanmıştır. 1924’te okul Kayalıoğlu kasabasına Cumhuriyet döneminde adını da veren Balkan göçmeni Kayalı Ahmet Bey tarafından satın alınacaktır. Bölgedeki Yahudi cemaati de kasabadan süreç içinde göç edecek ve Yahudi nüfusu hiç kalmayacaktır. Akhisar’da hala bu dönemde yaşayan Yahudilerden kalma Yahudi Mezarlığı dahi bulunmaktadır. Okul bugün izbe bir halde terk edilmiş şekilde hala ayaktadır. Girişindeki kitabede ise ''Yahudi Kolonizasyon Derneği Tarım Okulu Or Yahuda 1903'' yazıları hala durmaktadır. Okul daha sonra milli eğitime devredilir ve 1997 yılına kadar faaliyet gösterdikten sonra metruk hale gelir.
Okulun terk edilmiş lojmanlarının bahçesinde haneler yapılmış ve mübadelede gelen Rumelili göçmenler ikamet etmektedir. Bu evlerde oturan yaşlı sakinler, her yıl İsrail’den bir grup turistin buraya turlarla gelerek dedelerinin yaşadığı ve eğitim gördüğü okulu ve civarı ziyaret ettiklerini söylediler. Yani İsrail’de Akhisar’lı bir Yahudi cemaati torunları halen mevcut.
 


Akhisarlı Bir Tütün Tüccarlığından Dünyanın En Zenginler Listesine: Onassis’in Hayatı
60’lı ve 70’li yılların ünlü armatörü Aristotle Onassis, 1906’da İzmir’de doğmasına rağmen çocukluk ve gençlik yılları tütüncülük yaptıkları Akhisar’da geçiyor. Konya’dan İzmir’e oradan da Akhisar’a geliyor aile. Konyalidisler olarak biliniyorlar. Onassis soyadını sonradan alıyor büyük ihtimalle. 1922’ye kadar Akhisar’da tütün ticaretiyle uğraşıyorlar. Tahir Ün Caddesindeki Şehir Pastanesinin bulunduğu yer büyük ihtimalle onlarındı ve dükkânları vardı. Yunan birlikleri Akhisar’a girdiğinde Konyalidis ailesinin de Yunan birlikleriyle hareket ettiği bu sebeple 6 Eylül 1922’de Akhisar’ın kurtuluşundan sonra amcasının asıldığı ve babasının da tutuklandığı iddialar arasında. Kendisi de önce İzmir’e oradan da Yunanistan’a kaçıyor. Yunanistan’da tutunamayınca haymatlos belgesiyle Arjantin’e gidiyor. Orada önce santral memuru olarak çalışırken bir yandan da Akhisar yıllarında öğrendiği tütüncülük işine başlıyor. Kısa sürede sigara üretimine de başlayarak bu işten zengin oluyor. Yunanistan kendisini Buenos Aires konsolosluğu görevini veriyor. Ardından gemiler satın alarak armatörlük işine başlıyor. Yıllar aldığı gemiler filolara ulaşıyor ve dünyanın en ünlü armatörü oluyor. Monte Carlo kumarhanesi ve Olympic Havayolları Onassis tarafından kuruluyor. Onassis, öldürülen ABD Başkanı J. F. Kennedy’in eşi Jacqueline Kennedy’le evleniyor. 1975 yılında öldüğünde dünyanın en zengin iş adamlarından biridir. Onassis Vakfı ailenin 1922 ‘de terk ettiği Akhisar’daki evine 3 milyon avro teklif etmiş. Onassis akıllara kazınan ilginç sözleriyle de meşhurdur: ''Eğer ki kadınlar olmasaydı, dünyadaki paranın hiçbir değeri kalmazdı.'' gibi , ''iş dünyasında başarının sırrı başkalarının bilmediği bir şeyi bilmektir'' gibi.

Bu yazı 9713 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum