Doç. Dr. Emete GÖZÜGÜZELLİ

Doç. Dr. Emete GÖZÜGÜZELLİ

[email protected]

Hidrokarbon Faaliyetlerinin Uluslararası Hukuktaki Yeri ve Güney Kıbrıs

31 Aralık 2021 - 11:53 - Güncelleme: 02 Ocak 2022 - 22:08

Hidrokarbon Faaliyetlerinin Uluslararası Hukuktaki Yeri ve Güney Kıbrıs

Giriş

Türkiye 1958 Cenevre Sözleşmeleri ve 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin (BMDHS) tarafı değildir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ise anılan deniz hukuku sözleşmelerine taraftır. GKRY ve Türkiye resmi olarak birbirini tanımamaktadır. Her ikisinin de kıyıları karşıt olup hibrit karakterdedir. Türkiye örf adet hukukuna dayanan ve genel kabul görmüş kurallar üzerinde Sözleşmeye taraf olmasa bile, deniz hukukunda belirtilen egemen ve kimi egemen haklardan yararlanmaktadır. GKRY, eşit uzaklık/ortay hat metodunun bir örf adet hukuku olduğunu ileri sürerek Türkiye ile sınırlandırmanın bu esasa göre sadece dikkate alınması gerektiğini, adaların tam etki sahibi olduğunu ve bunun da 1982 Sözleşmesinin 121(2) fıkrası doğrultusunda, karasuları, bitişik bölge, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge üzerine tanınan haklara sahip olduklarını, mevcut otoritenin uluslararası toplum tarafından kabul gördüğünü ve ilgili işlemlerinin uluslararası hukuka uygun olduğunu iddia etmektedir(Law of the Sea Bulletin,No.57).

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de var olan egemen haklara dair önceliği kıta sahanlığı üzerine haklarının kullanılmasına dairdir. 1982 BMDHS’nin 77’inci maddesi doğrultusunda, Türkiye Cumhuriyeti Akdeniz’de kendi kıta sahanlığı üzerinde doğal kaynaklardan yararlanma, başka bir ifadeyle, bunları araştırma ve işletme üzerine egemen haklarını(madde77(1)) kullanmaktadır. Bu alanlar üzerinde, Türkiye’nin açık rızası olmadan hiç kimse Türk kıta sahanlığında faaliyetlerde bulunamaz(madde 77(2)). Türkiye’nin uluslararası hukukta ab initio ve ipso facto ilkesi esasında kendi kıta sahanlığında her türlü hakkı bağımsız ve açık beyandan muaf olmakla birlikte nazari ve fiili işgalden de bağımsızdır(madde 77(3)). Dolayısıyla, izah edilen haklarla, Türkiye kendi kıyı bölgelerinde kıta sahanlığı egemen bölgeleri üzerinde faaliyetler yürütmesi meşru haktır.

BMDHS’nin 246. Maddesine göre, kıta sahanlığı bölgesinde bilimsel araştırma yapma yetkisi kıyı devletine aittir. Bu doğrultuda, Türkiye kıyı devleti olarak kendi kıta sahanlığı üzerinde egemen hakları vardır. Bu haklar doğrultusunda hiçbir şirket veya yabancı Devlet Türk kıta sahanlığı üzerinde izin almadan bilimsel araştırmalarda bulunamaz. Başka bir ifadeyle, ilke doğrultusunda, diğer kıyı devletleri veya uluslararası örgütlerin Türk kıta sahanlığında herhangi bir bilimsel araştırma faaliyeti için Türkiye’den izin almaları şarttır. Türkiye kendi kıta sahanlığında deniz kirliliğinin önlenmesi sorumluluğu da bulunmaktadır(http://imo.udhb.gov.tr/TR/19Marpol.aspx). Nihayetinde, Türkiye’nin bir ana kara ve üç alanında denizle çevrili olması hasebiyle canlı organizmalar, sedenter türlerinin ait olduğu canlı organizmaların işletmesi üzerinde de egemen hakları(madde 77, parag 4, madde 68) vardır. İlaveten, sondaj hakkına(madde 81, madde 56 parag 3), hatta boru-kablo hattı döşeme haklarına( madde 85, madde 56 parag 3) bu hakkın başka devletlerce kullanılmasında Türkiye’den rıza alınması zorunluluğuna (madde 79(3)) veya yapay adaların inşası, kurulumu veya kullanımı haklarına kadar (madde 60, madde 80) pek çok alanda egemen hakları mevcuttur. Bu haklar doğrultusunda, Türkiye 2009 ve 2012 yıllarında Resmi Gazetesin ’de kendi kıta sahanlığı üzerinde, Doğu Akdeniz’de araştırma ve işletme hakkını kullanmasına dair yetkilendirdiği Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına (TPAO) ruhsat vermiş ve bu geçen zamandan bu yana satın alınan 3 sondaj gemisi (Fatih, Yavuz ve Kanuni) ile 2 sismik araştırma gemisi (Barbaros Hayreddin, Oruç Reis) ve destekçi gemileri (Orhan Bey, Ertuğrul Bey gibi) ile proaktif faaliyetlerde bulunmaktadır. Pekala ki bu yapı Türkiye’nin petrol ve gaz sektöründe bir oyuncu haline geldiğinin de göstergesi olmuştur. GKRY ise tek yanlı olarak Kıbrıs Türklerinin rızasını almadan 2007, 2012 ve 2016 yıllarında uluslararası ihale ile yabancı şirketlere 13 sözde ruhsat sahasında kimi parselleri ruhsatlandırma gayretinde bulunmuştur. Söz konusu sözde parsellerden 1, 4, 5, 6, 7 Türk kıta sahanlığı ile çakışmaktadır. Geride kalan ve Kıbrıs Türklerinin de haklarının söz konusu olduğu alanlarda KKTC Ekonomi ve Enerji Bakanlığı TPAO ile Kar Payı Esasında bir ruhsatlandırma anlaşması gerçekleştirmiş ve A, B, C, D, E, F, G deniz sahaları ile H kara sahası üzerinde yetki sahibi kılmıştır. Türkiye kendi yetki alanları ile çakışan sahalarda hiçbir yabancı şirkete faaliyet gerçekleştirmesine müsaade etmemektedir. Öte yanda, GKRY’nin bizzat 2003 ve 2010’de tartışmalı “münhasır ekonomik bölge” anlaşmaları ile süreci ilerletmek istemesi tamamen siyasi ve gerginliği tırmandırıcı politikalardan kaynaklıdır. 2020 yılında GKRY’nin hidrokarbon faaliyetlerine bakıldığında, korona virüs gerekçesi ile sözde ruhsat sahalarında hiçbir yabancı enerji şirketi bulunmamaktadır. Türkiye, kendi sismik ve sondaj gemileri ile araştırmalarda bulunmaya devam etmektedir. Çalışmada deniz hukuku ve hidrokarbon konularında görülen davalarda oluşan içtihat hukuku kapsamında GKRY’nin hidrokarbon faaliyetlerinin değerlendirilmesi yapılmakta ve hidrokarbon üzerine atılan adımlardaki gayri hukuki çabaları incelenmektedir.

İçtihat Hukukunda Uygulamalar Işığında Hidrokarbon Faaliyetlerinin Değerlendirilmesi
Öncelikle deniz yetki alanlarında kıta sahanlığında hidrokarbon faaliyetlerini iki şekilde değerlendirmek mümkündür. Bunlar: Sismik araştırmalara yönelik faaliyetler ve sondaj faaliyetleridir.

Makalenin tamamını okumak için:
https://turkishstudies.net/social?mod=tammetin&makaleadi=&key=45746
https://atif.sobiad.com/index.jsp?modul=makale-detay&Alan=sosyal&Id=_48Pt3UBu-adCBSEb-cP




 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum