Celil ALTINBİLEK

Celil ALTINBİLEK

[email protected]

Türk Düşüncesinde Değişim 1

19 Temmuz 2015 - 01:50 - Güncelleme: 25 Temmuz 2015 - 17:43

Türk Düşüncesinde Değişim 1

Hayat ve tabiat boşluk kabul etmez. İnsanın ihtiyacı olan şeyleri biri olmazsa benzeri doldurur, tamamlar. Bu durum insanlar için olduğu kadar cemiyetler için de geçerlidir.

Toplumu meydana getiren fertlerin yaşayışlarının, geleneklerin uzun yıllara dayanan bir devamlılığı vardır. İnsanların hayatı da, bir mücadele,  inanış ve belirli hedefleri gerçekleştirmek üzere devam eder. Hayat ve zaman dünya gibi döndükçe bir yenilik ve dönüşüm meydana getirir.  Hayat zıt gibi görünen devamlılığı ve değişimi aynı kabın içinde buluşturur.

Değişim ve dönüşümde en önemli esas merkezin neresi olduğudur. Belirli temel üzerinde devam eden ve bulunduğu merkezi kaybetmeyen kişi ve toplumların hayatında, hareket ve şekilleniş ne kadar değişikliğe uğrarsa uğrasın özünü kaybetmez. Mevlana’nın dediği gibi “merkez noktası Hz Muhammed olan bir pergelim o ayağım sabit iken diğer ayağımla dünyayı dolaşırım” der.

İdeal bir inanış ve hedefi olmayan topluluklar, kavimler ise merkezden uzaklaştıkça, zamanın çarkı içinde,  değer ve hedefleri olan toplumlara dönüşür ve yok olup giderler.  Yahut da değişime karşı çıkar, zamana ve yenilenmeye ayak uyduramaz, kendi dar kalıpları ve taassubu içinde hazin sona doğru yol alırlar…

Biz millet olarak hep belirli bir yaşayış ve hedefler üzerinden var olduk. Çeşitli değişimlere uğrasak da ideal değerlerimizi hep üzerimizde muhafaza ettik.

Orta Asya’dan beri Türk Milletinin hayatına iki türlü ve birbirinden ayrılmayan güçlü insanlar tesir etti. Birincisi, adaleti seven, açları doyuran, hür düşünceli kahraman beyleri oldu. İkincisi Toplumda birlik ve beraberliği sağlayan, beyleri destekleyen, aklı ön planda tutan, toplumun ifadecisi olan ozan, kam veya manevi kahramanları oldu.  Türk Milletini Çin esaretinden kurtaran, Göktürk Devletinin kurucusu olan İlteriş Kutluk Kağan’a sonra da Bilge Kağan’a danışmanlık yapan, onlarla beraber hareket eden,  bilge adam diye anılan Tonyukuk bu birlikteliğe örnektir. O kitabesinde şöyle der:

“Tanrı yarlığadığı (nasip ettiği) için Türk Budun içinde silahlı düşmanı gezdirmedim. Damgalı atı koşturmadım. İlteriş Kağan çalışmasaydı; ona uyarak ben kendim çalışmasaydım, il de millet de yok olacaktı. Çalıştığım için il, il oldu; millet de millet oldu. Milletin boğazı tok oldu. Kendim artık kocadım. Şimdi Bilge Kağan, Türk Budununu iyi idare ederek tahtında oturuyor.”

Türk milleti İslam’la tanıştıktan sonra da töresini korudu. İslamiyet sonrası Türkçe yazılı ilk metin olan Kutadgu Bilig’ te “İnsan için akıl ne iyi şeydir, akıllı insanlara danışman adı verilmelidir.”  Sözü bu milletin özünü ifade etmektedir. İslamiyet’i seçtikten sonra yüzünü batı Türkistan’a ve Anadolu’ya çeviren Selçuklular, Türk Devlet anlayışını uyguladılar .  Büyük Devlet olmanın anahtarı ve sırrı olan dil yani Türkçe, Karahanlı Devletiyle vücut buldu, Türkçe devletin resmi dili oldu. Hürriyet, çalışkanlık, milletinin refahı dünyaya nizam verme Ahmed Yesevi ve erenleriyle yeni bir şekil ve hız kazandı. Onlar, insan sevgisi, hoşgörü, akıl, aşk ve çalışkanlık ile dağıldıkları bütün toprakları ve gönülleri şenlendirdiler ve koca bir imparatorluğun temellerine tohumlarını attılar. Osman Gazinin yanında Edebali oldular, Emir Sultan oldular, Fatihin yanında Türk imanını biçimlendiren Ak Şemsettin’le gönül ve cihan imparatorluğuna kapı açtılar.

Hicri üçüncü yüzyılın başlarından itibaren İslam inancında,  Hanbeli ile birlikte aklı ve mantığı reddeden görüşler ifade edilir oldu. Sonraki zamanlarda Arap coğrafyasında Teymiyye diye biri ortaya çıktı, aklı bir kenara iten fikirler yürüttü, sufilere düşman oldu. Bunlar kendi inançları dışındakilere müsamahasız oldular, kendilerine uymayanlara korku saldılar, şiddet uyguladılar, onun takipçileri çevredeki eşkıyaları başına topladılar, ordular kurdular, isyan edip, Osmanlı’ ya savaş açtılar. Hoş sedası dünyaları kaplayan musikiye haram dediler, danışmanlara, eren evliyalara düşmanlık ettiler, türbelerini yakıp yıktılar, ardınca bıraktığı yerden Selefiye devam etti…

İşin daha da hazin olanı ise Osmanlı’da, bir zamanlar hörmet edilen aşk ve gönül erenleri alaşağı edilip, yerlerine kör taassubun nişaneleri Vani Mehmet Efendi,  Kadızadeler, Birgivi, Fetvacı Ahmetler baş tacı edilip, at koşturur oldu.

celil altınbilek                                                                 19.07.2015

 

 

                                                            

Bu yazı 1537 defa okunmuştur.