Celil ALTINBİLEK

Celil ALTINBİLEK

[email protected]

Osmanlı İktisadının Dayanıklılığı II

11 Kasım 2015 - 14:35 - Güncelleme: 11 Kasım 2015 - 16:19

Osmanlı İktisadının Dayanıklılığı II

Osmanlı sisteminde 1695 yılına kadar varlığını sürdüren ve olumlu görevler ifa eden timar – dirlik sistemi devlette can damarı vazifesi görmüştü. Bu zamanlarda yeni bir uygulama başladı. Malikânecilik adıyla anılan bu uygulamada dirliklerin, merkez maliyesine ait gelirlerin ömür boyu tasarruf etme yetkisiyle özel kişilere devredilmesinin yolu açılıyordu.

Klasik sistemde Timar, Zeamet, Has adı altında çeşitli büyüklükteki dirliklere ayrılmış bölgelerin vergi hâsılatı merkezdeki hazineye intikal etmezdi. Bu gelirler çeşitli asker ve memurlarına mahallinde tahsis olunurdu. Bu sayede devlet birçok resmi görevliye nakdi maaş ödemez ve tahsil, nakde dönüş, taşıma gibi bürokratik işlerden kurtulurdu. Devlet ancak sayısı az olan Kapıkulu askerlerine maaş öder, tımarlı sipahilere ödeme yapmaz, onlar sefere çağırıldıklarında gider, diğer zamanlarda ise tarımla uğraşırlardı.(1)

Elbette bu yeni uygulamanın bazı gerekçeleri vardı, Artık savaşlar bir meydan muharebesiyle kazanılmıyordu. 1645 yılında başlayan Girit Savaşı yirmi beş sene sürmüştü. Bu uzun süren harplerde,  son zamanlarda zaferlerin yanında mağlubiyetler de görülmeye başlamıştı. Fetih gelirlerinden de mahrum kalan devlet maliyesi uzun ve masraflı savaşlarla yorgun ve bitap düşer olmuştu.

Dirlik sahiplerinin kullandığı toprakların fiili sınırları tahsis edilmiş bölümün üzerinde idi. Kanuni Süleyman devrinde başlayan ifraz uygulamasıyla topraklar yeniden ölçüldü, kullanım alanı yeniden tespit edildi ve ifraz yoluyla yeni kullanım alanları oluşturuldu. Bu ölçülen topraklar dirlik sahiplerinden alınarak başkalarına tahsis edildi, böylece dirlik sahiplerinin kullanım alanları ve gelirleri azalmıştı. Ülkede para darlığı meydana çıkmış, dünya üzerindeki ticaret değişime uğramış, fiyatlar ve giderler artmış fakat gelirler aynı kalmıştı. Bu devirlerde dirlik sahiplerinin gelirlerini yetiremediklerine dair şikâyetler çok sayıda belgeleriyle mevcuttur. 18 yüzyılda da gücünü kaybetmesine karşılık dirlikler varlığını devam ettirmektedir. Özellikle Beyler’e ait haslara çare olmak üzere bazı olağandışı vergiler konmuş ve bunların gelirleri dirlik sahiplerine tahsis edilmişti.

Malikâne sisteminden önce iktisadi sistemde ağırlığı olan ve gelir dağılımını geniş bir kesime ulaştıran, çok kimsenin yararlandığı timarlar nispi olarak azalmış, 1700 lere gelindiğinde vezir vüzeranın işlediği toprak miktarları artmıştı. Has’lar, Padişaha ve ailesine ait olmasına rağmen Bey’lere de tahsis edilebilmekteydi.  Önceleri Miri gelir kaynağı olan hasların da iltizam-işletim hakkı-  şeklinde özel kişilerin kullanımına açılmıştı. Birçok yer Has ve Tımarlıktan çıkarılıyor ardından bu yerler Malikâneye dönüştürülüyor ve imtiyazlı bir sınıf ortaya çıkıyordu.

 Şimdi artık Osmanlı mali ve askeri tarihinde büyük bir değişim başlamıştı. Devlet önceleri has olarak tahsis ettiği gelirleri merkezi bütçenin dışında bırakır bunlara müdahale etmezdi. Şimdi ise Has gelirlerini merkeze alıyordu. Böylece artık has gelirleri de nakdi bir yapıya dönüşmüştü. (2)

On sekizinci yüzyıl sonunda ise Bey’lere gelir sağlayan yerler ya ellerinden alınmış ya da çok küçülmüştü. Daha sonra uygulamaya konulan ve aksaklıklara yol açan Malikâne uygulaması da yaklaşık yüz yıl sonra tıkanmaya başlamıştır. Çare olarak,1775 yılında Esham denilen, Merkezi Hazinenin gelirlerinin paylara ayrılıp satılarak borçlandığı, sahibinin ömür boyu eshamın faizini alacağı yeni bir uygulama başladı. Daha sonra ise Darphane devreye sokularak ondan ikinci bir bütçe gibi yararlanıldı ve onun gelirleri merkezi hazineye aktarıldı. Nakdi darlığı çözmek için Memleketteki zenginlerden borç talep edilmesi, Dış borç için danışma yapılması çalışmalar yapıldı. Bu devirde görülen değişim ise, artık maliyede nakit maaş sisteminin yaygınlaştığı ve hâkim olduğudur.

 

Dertlere çare olması için İmdadiye denilen ilave vergiler salınması ve eski zaman uygulamalarından olan madeni paraların ayarının düşürülüp eksiltilmesi yapılan uygulamalardandı. Birçok kereler de Meşveret Meclisleri toplandı dertlere çare arandı.

III Selim devrinde radikal tedbirler alınarak hazineye yeni bir şekil verilmiştir. Burada en önemli işi üstlenen yeni kurulan İrad-ı Cedid Hazinesidir. Bu devirde çoklu hazine yapısına geçilmiş, Malikâneciliği feshedip, Timarların tekrar ıslahına çalışılmıştır.

Bu değişik ve çeşitli uygulamaların yanında tasarruf ilkesine uymaya her devirde azami çaba sarf edilmiştir. Bu çaba birçok yerde ve alanda olduğu gibi devletin kendisinde de olmuştur.  1670 senesinde toplam giderler içinde Sarayın payı % 30 civarında iken 1784 de bu oran % 10 düşmüştür.    I Abdülhamid’in şahsi hazinesinden savaş için para istendiğinde” Mevcut olsa eğer kendi harçlığımdan dahi gönderirdim. Bu akçe fikri ile gece gündüz rahat bulmam.” Demiştir.

II Mahmud zamanında 1826’da yeni ordunun kurulmasıyla askeri alanda başlayıp mali, idari ve mülki yapıyı da içine alan merkezileşme başlamıştır. Bu devir bir arayış devri olmuş, birçok yeni kurum kurulmuş ve yeni uygulamalar ve ıslahatlar yapılmıştır.

Osmanlı klasik düzenin kesin tasfiyesi yapılan yeni düzenlemelerle birlikte Tanzimat’la olmuştur.

Tanzimatla birlikte Timar, Malikâne, Mukataa gibi terimler ve uygulamalar terk edildi, tek hazine sistemine dönüldü. Mali örgüt yeniden düzenlendi.

Sanayileşme faaliyeti 1820 lerde birçok fabrika kurularak başladı 1850 lerde son buldu. Daha da hazini ise bu tarihten hemen sonra ilk dış borç alınarak uçuruma doğru hızlı bir yuvarlanma başladı.

Osmanlı Maliyecileri her devirde günün şartlarına göre değişik ve farklı manevralar yapmışlar zaman zaman başarılı olmuşlardır. Fiyatlardaki artışlar, masrafların devamlı artması,  durmadan artan asker ve memur maaşları,  ardı arkası kesilmeyen savaşlar onların galip gelmesini engelledi. Devlette hedef gelirlerin tahsili ve devlet çarkının zararsız dönmesi üzerineydi. Gelirleri arttıracak tedbirlerin yanında üretimi ve sermaye birikimini arttıracak uygulamalara geçilmedi.  Uygulamalarda bir bütünlük ve devamlılık sağlanamadı. Devlet gelirlerinin özel şahıslara devredilmesi-malikâne sistemi- yüz sene kadar uygulanmış ve sınırlı bir imtiyazlı sınıf yaratmış, son dönem ülkede önemli etkileri olan Ayan’ların da mevcudiyetini teşkil etmiştir. O devrin aydınlarından Süleyman Penah Efendi(Ö.1785),  çarenin sınaî, mali, toprak idaresinde olduğu kadar,  ilim, kültür, eğitim ve insanda olduğu görmüş ve yazmıştır.

Avrupa, İnsanlık tarihini ikiye bölen iktisadi büyümeyi başlatarak bir dönüşümü gerçekleştirmiştir. Bu Sanayi Devrimi’dir. Bu dönüşüm ile kontrol ettiği kaynaklar olan nüfusu, üretim hacmini, sermaye stokunu, teknolojiyi, enerji kapasitesini kullanarak mesafeyi hızla arttırmıştır. (3)

Zaten bu kadar olumsuzluklara rağmen Osmanlı Devleti’ni bir ölçüde ayakta tutan kendine ait bir dünyası ve görüşü olan, fedakar ve inançlı insanıydı.

Celil Altınbilek                                                                                 10.11.2015

 

 

 

Celil Altınbilek                                                                    10.11.2015

 

1-Yavuz Cezar. Osmanlı Maliyesinde Bunalım ve Değişim s.28-29 Alan Yayın. 1986

2-Yavuz Cezar. age s.45

3-Mehmet Genç Devlet ve Ekonomi s.41. Ötüken 2000

 

 

Bu yazı 1418 defa okunmuştur.