Celil ALTINBİLEK

Celil ALTINBİLEK

[email protected]

Eski Türk İnançlarında Konfüçyüs ve Tao İzleri

28 Mayıs 2021 - 11:46 - Güncelleme: 28 Mayıs 2021 - 18:57

Eski Türk İnançlarında Konfüçyüs ve Tao İzleri
 
     Türklerin Burkan dediği Buda dini miladi ikinci asırdan itibaren Kuşanların bu dine geçmesinden sonra Orta Asya’da yayıldı Doğu Türkistan’dan Çin’e doğru hızla ilerledi. Doğu Türkistan’ın yerleşik çevrelerinde, asırlar boyunca, Burkan dîni başlıca kültür muhitini meydana getirecekti. Batı Türkistan’da ise Budizm tutunamayacak, İran’ın ateş dini Mecusilik ve diğer dinleri karşısında gerileyecekti.

          Evrensel dünya görüşü Çin’de Konfiçyus felsefesi ve Taoizm olarak iki koldan gelişecek ve Türklere de etki edecekti. Konfiyus, Çin devletini güçlendirmeye çalışan ve ahlaki bir terbiyeyi esas alan görüş olarak, zor kullanarak insanları idare etmeye çalışıyor, Çin kültüründen olmayan yabancıları insan yerine saymıyordu.

Türk tarihinde Hunlar ve Oğuzlar Lao-tse’nin kurucusu olduğu, Tao dinine hürmet ettikleri ve tapınaklarını inşa ettikleri kayıtlarda tespit edilmektedir.

      Taoizm ise aksine ferdiyetçiydi. Rivayete göre- Lao, MÖ 600 Çin sarayından kaçmış ve Tao denilen hikmetli esasları-öğretisini yazmıştı. Buna öğretiye göre, hâkim insan, kâinâtın kemâli ve âhengi önünde, tabiatın her görünüşünü, çeşitli açılara göre değeri değişebilen bir hikmet sayarak, tabiat kanunlarına uygun yaşamak yolunu, Tao denen yolu aramalıydı. İlahi bir kadere inanan, dini bir biçim alan bu davranış: gök, yer ve su ibadetleri çerçevesinde tabiatın sahibi ve yaratıcısı durumunda olan ruhu ilah mertebesine çıkarıyordu. Bütün yaratılmışların hakkın bir sureti olduğunu kabul eden İslami Vahdeti Vücud görüşü ile bütün varlıkları yaratan ruhu, ilah seviyesinde-hikmetinde olduğunu savunan Taocu görüş arasında bazı yazarlar benzerlik kurmuşlardı.

     Doğu Türkistan’da, Böriden gelmiş Göktürklerin kurucusu Aşina Soyu,  Taocu ziyaretgâh olan dağın eteğinde yaşıyorlardı. Köktürklerin Tao dinine hürmeten Tapınaklar yaptırdıkları bilinmekteydi. Kaşgari’de Sıgun diye geçen ölümsüzlük otunun, çeşitli yemişlerin, kutsal dağlarda bulunduğuna inanılırdı. Periler, hâkimler ve geyiklerin, bu bitkilerden yiyerek, ölümsüz oldukları rivâyet edilirdi. Âdil krallara da kutlu dağın nimetlerinden nasîb veriliyordu. Taoist' hâkimler, geyiğe binmiş olarak tasvir edilir, gökde uçtukları, isteyince gözden kaybolduklarına inanılırdı. ([1]) Dördüncü yüzyıldan sonra Taoizm gerilemiş, fala bakmak öne çıkmış, ölümsüzlük iksiri arayışı ve beden hareketleri, nefes kontrol hareketleri önem kazanmıştı.

 
Celil Altınbilek
25.05.2021
 
[1] -Emel  Esin İslamiyet’ten Önce Kültür Tarihi.İstanbul 1978  s.48  

 

Bu yazı 341 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum