A. Yağmur TUNALI

A. Yağmur TUNALI


DIŞ POLİTİKA'DA AKLA DÖNECEK MİYİZ?

05 Haziran 2020 - 16:35

DIŞ POLİTİKA'DA AKLA DÖNECEK MİYİZ?

Türkiye'nin başına geçen kim olursa olsun, dış politikaya ağırlık vermek zorundadır.
Bazı temkinli devlet adamları bu mayınlı sâhaya geç girerler.
Demirel onlardandı.
Haklı olarak Sovyetler'den çekinirdi.
Batı ile daha rahattı ama o alanda da çok oynamazdı.
Dış İşleri'nin başına Çağlayangil'i koymayı tercih etmişti.
Sola yakın bir isim diye Sovyet politikasını onun üzerinden yürütürdü.

Uzun zaman iktidarda kalanlar, bu temkine rağmen dış politikaya birinci dereceden dalmak ihtiyacını duyarlar.
Buna mecburdurlar.
Atatürk'ün diplomasi dehâsını da dünya bu konumumuzu idarede oynadığı yüksek satrançla öğrendi.

Türkiye'nin konumu dış politika ilgisine değil içine girmeye zorlar.
Nitekim Demirel de son yıllarında dünyada önemle kabul edilen bir dış politika yapıcılarından biriydi.
Fikrine başvurulan, en kritik konularda ara buluculuk etmesi istenen
bir dünya lideriydi.
İsrail ve Filistin arasında arabulucu seçilmesi bunun en tipik örneğidir.

Özal, hep cesurdu.
Çok zeki, çok akıllı ve bilgiliydi.
Devleti de bilirdi.
Yalnız, temkin isteyen işlere bile bodoslama dalardı.
Bundan dolayı epeyce hata etti.
Buna rağmen dünyada itibarlı bir devlet başkanıydı.
Fikri sorulur, dediğine uyulurdu.
Dolayısıyle Türkiye de itibar edilen bir ülke konumunu belli bir seviyede devam ettirirdi.
Batı'nın Türkiye'ye mesafesine rağmen bu böyleydi.
Belli konularda, mesela PKK ile ilgili durumlarda apaçık desteklerine rağmen böyleydi.

Ecevit de ikisinden farklı bir portre ama aynı çizgideydi.
Hem cesur ve de temkinliydi.
200 yılında Türkiye'nin Avrupa Birliği aday ülke konumuna yükselmesini düşünün.
Gece uçağa atlayıp Finlandiya'da bu sonucu alıp dönmüştü.
Daha geriye gidelim; Kıbrıs Harekâtı zaten büyük bir işti.
Savaştı.
O kararı almak ve başarmak kolay iş değildi.
Türkiye kurumlarıyla ve onun liderliğiyle bu başarıyı elde etti.
Oturmuş dış politikamız vardı.
Atatürk'ten sonra gelenler bu ilkelere uydular.

Bu dönemde o eksenden çıktık.
İyi mi kötü mü ettiğimiz herkesin gözü önündedir.
Karne düzeltilemeyecek kadar zayıftı.
Fakat...

Fakat, yine yaz-boz gündemde.
Veya olumlu düşünürsek, düzeltme mecburiyeti şöyle böyle anlaşılarak doğruya doğru bir hamle var.
İşaretler şöyle: Tayyip Bey, son zamanlarda Dış Politikaya merak sarmış görünüyor.
Diyeceksiniz ki hep ilgiliydi.
Komşularla sıfır problemden tutun da Batı ile iyi ilişkiler kurmaya kadar bir dizi ilişki hatırlanabilir.
Hepsinde gemiyi karaya oturttuğumuz açık.
Çünkü orada politika ve diplomasi yoktu, ideolojik bakışın gerçek dışı hamleleri vardı.
Dolayısıyle tutmazdı, tutmadı.
Bu coğrafyada ince ince işlenmiş diplomasi ile yol alınır.
Türkiye böyle bir temkinli diplomasiyle bugüne gelmişti.

Uzun yıllar ve büyük kayıplardan sonra yeni durum var gibi görünüyor.
Tayyip Bey daha akıllıca hareket etmek isteyen bir dış politikaya doğru bir değişime girmeye hazır gibi görünüyor.
"Gibi görünüyor" da öyle olacak mı bilmiyoruz.

Demirel ve Özal çapında bir devlet adamı olmadığını bir çok örnekten biliyoruz.
Ancak, günlük siyasetin pratiğine yakın.
Nasıl başarılı olunacağını biliyor.
Dışarda kavga dilinin kaybettirdiğini ve artık kaybettireceğini de mutlaka görmesi gerekir, görmüştür.
İçerde kaybettirdiğini gördüğü halde böyle devam etmeyecektir.
Akıl bunu söylüyor fakat politikacıların koskoca "ben"i başka türlü düşünebiliyor.
Bunun için çok ümitli konuşamıyoruz.

Üzerinde konuştuğumuz olanlar, yapılanlar ve sonuçları.
Gördük ki, bilenlere fırsat verdiğinde bazı başlangıç başarıları geliyor.
Libya ile "Münhasır ekonomik Bölge" ve "Mavi Vatan" böyle gelen bir başarıydı.
Gerçi, o başarının mimarı Amiralimiz Cihat Yaycı maalesef çok geçmeden ordudan ayrılmak zorunda kaldı.
Henüz bu başarıyı cezalandırma gibi bir hareketin sebebini bilmiyoruz.
Belirsizlikler çok fazla.

Bunlara rağmen bir akıllı dış politika arayışı varsa da belli ki oraya dönüşün zorlukları var.
Tabii şunu biliyoruz: Ehliyet ve liyakat esastır.
Sadece "bizim adam"larla olmaz.
Bunu anladıksa yol alabiliriz.
Yoksa yine bir yerlere toslamaktan kurtulamayız.

Bu yazı 191 defa okunmuştur.