Yaren AYKALKAN YAZDI: DELİBAL

Her şeyi kendine özgüydü onun. Hiçbir şey için acelesi olmayan bir adamdı. Her zaman dimdikti, soğukkanlı ve mesafeliydi insanlara karşı. Kaşlarını çatınca beliren derin çizgi de sert kişiliğinin bir göstergesiydi. Ufacıktı o çizgi ama onda ilahi bir güzellikti. Çok nadir gülümserdi, genelde derin derin düşünürdü elleri kirli sakalında.

Yaren AYKALKAN YAZDI: DELİBAL
05 Ocak 2021 - 21:45 - Güncelleme: 05 Ocak 2021 - 22:51

DELİBAL

       Yeni iş, yeni çevre ve yeni arkadaşlıklar demekti. Yeni bir hayata ilk adım demekti benim için. O gün başladığım işim benim için her şeydi ama asla bir aşk değildi. Bir çift yeşil göze yenilmek değildi mesela. Gözlerine bakınca içime akan sevgi o an çok güzeldi lakin sonrasında kalbimi söküp alacağını bilemezdim. Bilsem kapılarımı aralamazdım asla. Belli bir süre boyunca hiç konuşmadan, kim olduğumuzu bilmeden bakmıştık öyle uzaktan uzağa. O benim ona âşık olduğumu bilmiyordu, ben de onun benim hayatıma tuzak kurduğunu bilmiyordum. O kadar güzel ve bana özeldi ki ihtimal verememiştim. İnsanlar biraz biraz bahsetmişti onun kirli dünyasından. Siyaha boyamıştı duvarlarını ve ben ona göre fazla beyazdım. Hayatında yerimin olmadığını bile bile beni hayatına alması fazla kalpsizceydi. Gerçi böyle bir adamdan kalp atışı beklemek de aptallıktı.

        Zaten bu dünyadaki en büyük aptal varlıklar âşıklar değil miydi? Sonunun olmayacağını bildiğin halde çıkmaz sokağa yürümek değil miydi? Yanacağımı bile bile ateşine gittim işte, onun ateşi beni yakmaz ısıtır sandım. Ne büyük âşıktım öyle…
 
        Ve dünyamı karartmak için ilk adımını atmıştı. 13 Kasımın ilk saatleriydi. Hayatımı ortadan ikiye ayıran, benim dönüm noktam olan o gündü. O zaman kalbimin bu denli titreyeceği aklımın ucundan geçmezdi, gerçi bu defa geçseydi ben onu gene kabul ederdim, çünkü güvenmiştim. O benim on yedi yaşımdı ve ilk aşkımdı. Olgunluğumdu, çocukluğumdu, neşemdi, gözyaşımdı... O her şeydi, hiçlerimde kaldı.

       Herkese rağmen güzel giden bir ilişkimiz vardı, herkes diyorum, ailem ve çevremdeki herkes karşı çıkmıştı onu hayatıma almama ve ısrarla vurguluyorlardı onun yanlış olduğunu. Hani derler ya aşığın gözü kör olur diye, ben her şeyin farkındaydım lakin kendim onun yanlışını görmemiştim ki nasıl geri durabilirdim. O benim için herkesten farklıydı, bende onun için öyle olduğumu düşündüm; yani öyle olmak istemiştim. Ben aşkın sınırlarını fazla zorlamıştım.  Her beyazın iyi olmadığı gibi her siyah da kötü değildi çünkü. Ben onu kendi dünyamda kusursuz bir şekilde yaratmıştım, çünkü.
 
       Her şeyi kendine özgüydü onun. Hiçbir şey için acelesi olmayan bir adamdı. Her zaman dimdikti, soğukkanlı ve mesafeliydi insanlara karşı. Kaşlarını çatınca beliren derin çizgi de sert kişiliğinin bir göstergesiydi. Ufacıktı o çizgi ama onda ilahi bir güzellikti. Çok nadir gülümserdi, genelde derin derin düşünürdü elleri kirli sakalında. Yeşil gözleri çok uzunca bir süre boşluğa dalıyordu, sanki her durduğunda etrafındaki duvarları sayıyor ve bir tane daha ekliyordu. Çok güçlü ve heybetli bi görüntüsü vardı. Dış görünüşü ondan uzak durmam için yeterli bir sebepti aslında. Fakat içi tanıdıkça benim için daha da güzelleşiyordu. Bedeni gibi kalbi de büyük bir adamdı. Bir anne gibi sakınırdı sevdiği kadını, baba gibi şefkatliydi, abi gibiydi korumacıydı, bir arkadaş gibi anlayışlıydı. Her şeyi bir yana da beni benden alan bir kokusu vardı, dünyadaki tüm her şeyi unutturur mu bir koku, ben unutmuştum işte. Adını bilmediğim yeryüzünde duymadığım bir kokuydu, tarifi çok güç. Sanki biraz baharat, biraz sigara kokuyordu, bir de üzerine ayaz sinmişti ve onun teninde mükemmeldi. Sarıldığım an kokusuyla soluklanmak o an için etrafımdaki her şeyi unutturuyordu. Böyle bir adamdı işte, içiyle dışı çok farklıydı. Gülümsemek en çok ona yakışıyordu. Belki de içiyle dışı birdi de ben onu öyle kabul etmiştim. 

       Aslında herkesten önce o bana anlatmıştı aramızdaki eşitsizliği. Her sarıldığında kulağıma eğilir, seni seviyorum meleğim derdi. Meleğim diye severdi her zaman. Düşünüyorum da gerçekten onun hayatında bir melek gibi miydim? Siyah dünyasında beyaz bir ışık mıydım, o yüzden mi olmamıştı sonumuz.

      Evet, sonumuz olmadı çünkü biz birbirimize yenildik. Çünkü sevmek vakit geçirmek değildi. Sevmek vakit ayırmak demekti, onca işin uğraşın içinde elini kalbine koyunca orda hissetmekti, uzaktan bakıp iyi olduğunu görünce Allaha şükretmekti, en kötü günün sonunda bile sarılınca huzura kavuşmaktı. Gerçekten sevmeyen yüreğinde taşıyamazmış. Aşkı kalbe değil de bedene bağlayan insanlar gezdikleri kapılarda gerçek huzuru ve mutluluğu asla bulamayacaklar.

      Ne kadar kolay demişti öyle bitelim diye. Gerçi o kader değilmiş bitsin demişti, ama bana göre bitelim demekti işte biten bir ilişki yoktu ortada, karşılıklı sevip ortada kalan yürekler vardı. Kalbime tuzağını böyle kurmuştu işte. Yanımda olması için her şeyimi feda edebilirdim o an. Sevgisi bize yetmemişti ve ben kendimden harcardım onun için. Lakin kıymet, kıymeti bilene verilmeli imiş…

     Şimdiki aklımla iyi ki bazı şeyler erken bitmiş diyorum. Onunla geçirdiğim günler için pişman değilim, iyi ki yaşamışım diyorum şimdilerde...
O benim ilk aşkım olduğu gibi ilk hayat öğretmenimdi de…
O benim ilk hayalim ve ilk hayal kırıklarımdı…
Hayatıma anlam olan ve hayatımı anlamsız bırakandı…
Benliğimin sahibiydi ve beni asla hak etmeyendi…
Kısacası; ben onu her şeyim yaptıkça o hiçbir şeyim olmak için çabalamıştı…
Ve kadın erkeğin kaburgasından yaratıldı, ayaklarından yaratılmadı öyle olsaydı ezilirdi...
Üstün olmaması için başından da yaratılmadı ama göğüs kafesinden yaratıldı, eşit olsun diye...
Kolun biraz altında korunsun, kalp hizasında sevilsin diye...

Ve adam hassas kaburga kemiğini doğrultmaya çalıştı. Kendi meleğinin kanatlarını kırdı...

S. Yaren AYKALKAN
01/01/2021


Bu haber 2298 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 2 Yorum