
Türk yaşamı ve kültürel mirasının incelenmesi açısından tarihi romanlar, özellikle de yoğun ve etkileyici üslubuyla bu türe damgasını vuran Sevinç Çokum'un eserleri büyük önem taşır. S. Çokum'un tarihi romanları, Türk halkının zengin gelenek ve göreneklerinin ışığında verdiği hayatta kalma mücadelesini canlandırır. Yazarın "Hilal Göründüğünde" ve "Ağustos Başı" adlı romanları, Türk tarihinin en önemli anlarına değinir ve Türk halkının ve Türk düşüncesinin çalkantılı gelişim yolculuğunu gözler önüne serer.
S. Çokum'un konu itibarıyla tarihimizle örtüşen ve bu nedenle özel bir ilgi ve hassasiyetle karşılanan eseri, yazarın Balkan Savaşları'ndan sonra anavatanlarından sürgün edilen Rumeli Türklerine ithaf ettiği "Bizim Diyar" adlı romanıdır. Adını Yahya Kemal'in "1918" şiirinden alan roman, fikirsel açıdan bu şiirin ruhunu tekrarlar.
Ölenler öldü, biz de kalanlarla birlikte acı çektik.
Biz zaten kendi vatanımızda horlanan bir milletiz.
Ölüler nihayet bu kederden kurtuldular.
Ve hafızalara kazınmış geçmiş vatan,
Kıyamete kadar bizim toprağımız olarak kaldı.
S. Çokum, romanını gerçek olaylardan, Rumeli göçmenlerinin anılarından ve tarihi belgelerden yola çıkarak yazmıştır.
"Topraklarımız", bir Türk ailesinin trajik kaderinden yola çıkarak, Rumeli Türklerinin yürek burkan acısını, vatanlarını ve sevdiklerini kaybetmenin acısını yansıtıyor. Yunan, Sırp ve Bulgar baskınları, işkence, soygun ve cinayetler ve yakılan camiler, yalnızca eserin kahramanlarının değil, tüm Türk halkının acısını dile getiriyor.
Romanı dilimize çeviren Aziza Caferzade, eserde anlatılan olayları, tarihi topraklarından koparılan Batı Azerbaycanlıların kaderine benzetiyor ve şöyle yazıyor: "Romandaki olayların bir kısmı, günümüzde Kafkasya'da yaşanan olaylara benziyor. Sanki bu sahneler, büyük atalarının topraklarından, Ermenistan'dan sürgün edilen Azerbaycanlı mültecilerin hayatlarını yansıtıyor" (1).
Romanın ilk sayfalarından itibaren Türk ruhu ve karakteri belirginleşir. S. Çokum, yüzyıllardır Türklerin anavatanı olan Rumeli'deki Türk geçmişine ve zamanla unutulup kaybolan değerlere yeniden hayat verir. Türk dünyasını temsil eden ilahiler, hüzünlü türküler, Namık Kemal'in şiirleri, gül yapraklarıyla süslenmiş Kur'an kaseleri, seccadeler, Necefi tespihleri, gül, lavanta ve misk kokulu çeyiz sandıkları, romana özel bir renk katmakla kalmaz, aynı zamanda Türklerin ulusal kimliğinin bir göstergesi olarak da işlev görür. Romanın bu özelliğine dikkat çeken B. Vahabzadeh, "Hayatında en az bir kez Türkiye'yi görmemiş ve Türk karakterine aşina olmayan başka bir milletin temsilcisi bu romanı okursa, Türk halkını ve kendine özgü özelliklerini görüp tanıyabilir" (1, s. 3) diye yazar.
S. Çokum, "Bizim Diyar"ı "bir Rumeli romanı, göç, toprak kaybı ve kültürel değişim romanı" olarak nitelendiriyor (3).
Romanın çarpıcı özelliği ve düşüncesi, ilk sayfalardan itibaren hissedilen ve eserin sonuna kadar zaman ve mesafelere rağmen korunan vatan sevgisi ve toprağa bağlılık duygusudur.
Roman, Balkanlar'da savaşın ilk kıvılcımlarından mevcut hükümetin devrilmesine ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanına kadar olan dönemi ele alıyor. Balkan Türklerinin yaklaşık 20 yıllık yaşamını kapsayan bu dönem, yalnızca tarihi olayları yorumlamakla kalmıyor, aynı zamanda sebeplerini, kışkırtıcılarını ve yol açtıkları sonuçları da gözler önüne seriyor.






Kaynak: 20 Ekim 2025, https://www.turkustan.az/news/culture/127359










FACEBOOK YORUMLAR