Türk-Amerikan İlişkilerinin Başlangıcı: 1830 Türk-Amerikan Antlaşması - Yazar: Onur Karabağ

Türk-Amerikan İlişkilerinin Başlangıcı: 1830 Türk-Amerikan Antlaşması - Yazar: Onur Karabağ
10 Ağustos 2020 - 19:24

Devletler, bölgesel ve/ya uluslararası arenada siyasî güç kazanmak ve ekonomik güç ile siyasi güçlerini pekiştirmek istemeleri nedeniyle tarihsel akış içinde sürekli olarak ekonomik faaliyetler için alanlar yaratmaya çalışmışlardır. Bu durumdan dolayı devletlerin gerçekleştirdikleri savaşlara ve/veya antlaşmalara yalnızca saf bir düşmanlık, dinî bir ideal veya güç gösterisi olacak şekilde toprak kazanımları olarak bakmak hatalı bir görüş olacaktır. Ekonomik çıkarlar her zaman önde gelir zira hayatta kalabilmek için ekonomik faaliyetlerin kapasitesine gereksinim duyulur.

Toprakları büyük kısmı Asya ve Avrupa’da bulunan Osmanlı Devleti ile toprakları Kuzey Amerika’da bulunan ABD’nin bir uluslararası antlaşma imzalayacak aşamaya gelmelerinin sebebi de temel olarak bu ekonomik süreçtir. Akdeniz’de ticaret yapan ABD’nin bu bölgede geniş bir coğrafyaya hükmeden Osmanlı ile anlaşması gerekiyordu. Aynı şekilde Osmanlı’nın da çeşitli ekonomik ihtiyaçlarını giderebilmesi ve Navarin’de yakılan donanmasını tekrar oluşturup faaliyete sokması gerekiyordu. Bu yazıda, bahsedilen doğrultuda hareket eden Osmanlı ve ABD arasında gelişen ilişkiler, iki devletin ihtiyaç ve istekleri ve aralarında imzalanan ilk resmî antlaşma incelenecektir.

1774’ten 1914’e Osmanlı haritası

1830 Antlaşmasına Giden Süreç

İnebahtı mağlubiyetinden sonra yeniden inşa edilen Osmanlı donanması, 1827 yılında belirli bir savaş durumu hâkim değilken İngiltere, Fransa ve Rusya filoları tarafından uyarı yapılmaksızın ani bir baskınla Navarin’de yakıldı. Bu durum, Osmanlı Devleti’nin elli iki gemi ve altı bin denizci kaybetmesi manasına geliyordu.[1] Müttefik kuvvetlerinin tek bir gemi dahi kaybetmediği bu baskının ana sebebi, Osmanlı Devleti’nin Atina’yı tekrar fethetmesi sonucu müttefik kuvvetlerin Osmanlı’nın bölgeden çekilmesini ve Yunan Prensliği kurulması istedikleri Londra Protokolü’nün Osmanlı tarafından reddedilmesidir.[2]

Baskından sonra Osmanlı Devleti’nin yeni bir donanmaya ihtiyacı olmuştur. Bu dönem, Akdeniz ticaretinin sağlıklı işleyebilmesi, Osmanlı’nın jeopolitik, jeokültür ve jeopetrol önemi ve ABD’nin temel ihraç ürünlerinden olan mısır, tuzlanmış balık vb. malların satışında Akdeniz ülkelerinin büyük yer tutması sebebiyle ABD’nin Osmanlı’yla iletişime geçtiği bir dönemdir.[3] ABD’nin İngiliz idaresinden çıkıp Akdeniz’de ticarete başladığı dönemde Osmanlı’ya tabi ve “Garp Ocakları” olarak anılan beyliklerin Amerikan gemilerini taciz etmeleri veya ele geçirmeleri, ABD tarafından temasları resmî zeminde kurma ve geliştirme gerekliliğini de ortaya çıkarmıştı. ABD, bu doğrultuda 1811 yılında Osmanlı ve diğer ülkelerin tüccarları arasında ortaya çıkabilecek meseleleri çözmek adına gayri resmî bir teşkilatı İzmir’de oluşturmuştu. ABD adına başkanlığını David Offley’in yaptığı bu teşkilat, bir nevi konsolosluk vazifesi görmekteydi.[4]

21 Temmuz 1828’de ABD hükûmeti, Akdeniz filo kaptanı William M. Crane ve David Offley’i ticaret antlaşması oluşturmak ve imzalamakla yetkili olarak görevlendirse de Osmanlı Devleti’nin İngiltere, Rusya ve Fransa ile görüşmeleri olduğundan antlaşma bu tarihte gerçekleşmemiştir. [5] Ancak daha sonra ABD heyetindeki Charles Rhind, Osmanlı temsilcisiyle olan görüşmesinde isteklerinden biri olan Karadeniz geçişinin reddi halinde, Osmanlı Devleti ile Rusya arasında imzalanan 1829 tarihli Edirne Antlaşması’na atıfta bulunmuş ve bu hak Osmanlı tarafından tanınmazsa Rus Çarı’ndan bu hakkı isteyebileceklerini belirtmiştir.[6] Bu mülakattan sonra 7 Mayıs 1830 tarihinde Ticaret ve Seyrisefain Antlaşması imzalanarak süreç sonlandırılmıştır.

Tarafların Antlaşmadan Beklentileri ve Antlaşma Maddeleri

Tarafların Antlaşmadan Beklentileri

Navarin’de beklemediği bir saldırı sonucunda ciddi bir mukavemet dahi gösteremeden mağlup olan ve donanmasını kaybeden Osmanlı Devleti, aynı zamanda bu saldırı sonrasında uluslararası politikada yalnızlaşmıştı. 1830 yılında ABD ile Ticaret ve Seyrüsefer Antlaşması’yla Osmanlı ve ABD’nin ilk diplomatik temasının bu tarihe denk gelmiş olması tesadüf olmamalıdır. Modern bir donanma inşası ve uluslararası alanda bir “dost” arayışında olan Osmanlı’nın bu eksiklerini, daha önceleri de Osmanlı’yla diplomatik ilişkiler kurmaya gayret eden ABD, Akdeniz ticaretine dair amaçladığı güvenliği sağlamak ve diğer bazı devletler gibi çeşitli imtiyazlar elde etmek bedeliyle karşılamıştır.

Navarin

Antlaşma Maddeleri

1. Madde: Osmanlı Tüccarlarının Amerika Devleti’nde, Amerikan tüccarlarının Osmanlı topraklarında haklarının korunması sağlanacaktır. Vergi oranlarının her iki ülkede de diğer tüccarlara uygulandığı oranda olması kararlaştırılmıştır.

2. Madde: Osmanlı, gereken (Amerikan ticaret noktalarına) konsolosluk kurabilecek ve elçi atayabilecektir.

3. Madde: Osmanlı Limanlarında ticaret yapan Amerikan tüccarlar, Osmanlı’nın “düvel-i mütehabbe” (dost devletler) olarak tanıdığı devletlerin tüccarlarının gördüğü muameleyi görecektir.

4. Madde: “Beş yüz kuruştan ziyadeye reside olan” (fazla olan) davalar hariç, Osmanlı vatandaşı- Amerikan vatandaşı davası olursa bir Amerikan elçi olmadan dava karara bağlanmayacaktır.

5. Madde: Osmanlı topraklarında- sularında ticaret yapan Amerikan gemileri, kendi bayraklarıyla güvenli bir şekilde ticaret yapabilir. Ancak Amerika Devleti bu imtiyazı başka bir devlete sağlamamalıdır.

6. Madde: Tarafların ceng sefineleri (savaş gemileri) birbirlerine denk geldiklerinde dostça bir tavır takınılmalıdır.

7. Madde: Amerika Devleti ticari gemileri, boğazlar ve imparatorluk alanından geçebilir, Karadeniz’e yüklü veya yüksüz yolculuk yapabilir.

8. Madde: İki tarafın ticari gemileri asker veya mühimmat taşımak için eğer kaptanları razı olmazsa alıkonulamaz ve nakliyata zorlanamaz.

9. Madde: İki taraftan herhangi birinin ticari gemilerinin yok olması durumunda, diğer taraf hem tayfanın kurtarılması için hem de varsa kurtarılabilecek mallar için yardım etmek durumundadır.[7]

Antlaşmaya eklenen gizli maddede ise Osmanlı Devleti talep ettiği halde Amerikan tersanelerinde gemi yaptırabilmesi, buralarda yapılan gemileri satın alabilmesi hakkı vardır. Ayrıca Osmanlı, ABD’den gemi yapımı için kereste ithal edebilecekti. Ancak ABD Senatosu, bu gizli maddeye onay vermedi.[8] Senato’nun bu izni vermemesine karşın ABD hükûmetinin dolaylı izniyle önce Henry Eckford, onun ölümüyle de Foster Rhodes, Osmanlı Devleti için gemiler inşa etmiştir. Bu faaliyetler esnasında, Türk gemi mühendisleri de yeni tekniklerden haberdar olmuşlar ve Amerikan mühendisler ülkelerine döndükleri zaman savaş güçleri yüksek ve sağlam gemiler yapmaya devam edebilmişlerdir. Böylece modern Osmanlı donanmasının nüvesi oluşturulmuştur.[9]

Sonuç

Osmanlı Devleti, 1830 Antlaşması ile istediklerini almış ve donanmasını daha modern bir şekilde yenilemiştir. Bunun karşılığında ABD’ye Karadeniz’de gemi bulundurma ve tüccarlarına topraklarında daha iyi şartlarda ticaret hakkı vermiştir. Uluslararası arenadaki yalnızlığını ve donanmasındaki eksikliği bu şekilde aşabilen Osmanlı, öte yandan ABD’nin Akdeniz, Karadeniz ve Anadolu coğrafyasına daha etkin şekilde girebilmesinin de önünü açmıştır. Taraflar, ilk diplomatik temaslarını gerçekleştirdikleri bu antlaşmadan beklediklerini almışlardır.

Onur Karabağ

Stratejik Ortak Misafir Yazar

Kaynak: 
Stratejik Ortak | Uluslararası İlişkiler Portalı
https://www.stratejikortak.com/2020/07/turk-amerikan-iliskileri-1830.html


Bu haber 442 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum