Soğuk Harpten Sıcak Harbe Kayış ve Nato - Mustafa E. ERKAL

Soğuk Harpten Sıcak Harbe Kayış ve Nato - Mustafa E. ERKAL
11 Haziran 2022 - 17:39

Günümüzde Dünyadaki değişmelerden en önemlisi soğuk harp ortamının sıcak harp dönemine doğru dönüşmesidir. Sadece Ukrayna – Rusya çatışmasının veya Dünyanın birçok yerinde sıcak harbe kayış aslında bu değişmeyi net olarak ortaya koymaktadır. Bu değişme NATO’nun en doğu köşesinde bulunan Türkiye’yi tekrar gündeme taşımış ve stratejik önemini artırmıştır. Çatışmaların sıçrama ihtimali de bunda etkili olmuştur. Gerek ABD, gerek Rusya değişik genişleme tertipleri içindedir. ABD NATO’yu kullanarak Rusya’dan kopmuş bulunan Orta Avrupa devletlerini NATO çatısı altına alarak Rusya’ya karşı genişleme peşindedir. Ancak faturayı Ukrayna halkı ödemektedir. Diğer taraftan, Rusya ise Rusça konuşan ülkelerin tekrar liderliğine göz dikmiştir. Polonya, Macaristan gibi ülkeler, bunu fark ettikleri ölçüde tarafsız kalmaya kendilerini zorlamaktadırlar. Macaristan’ın dış politikadaki son davranışı bunu doğrulamaktadır. Kuzeyde İsveç ve Ruslarla çok geniş sınırı bulunan Finlandiya’yı korku ve endişe sarmıştır. Çünkü güçlü olan patron ülkeler ne milletler arası hukuku tanımakta, ne de BM’yi ciddiye almaktadırlar. İstedikleri coğrafyaya girebilmekte, insan öldürme haklarına! Sahip olabilmekte coğrafyayı kendilerine göre çizebilmektedirler. Bunu fırsat bilen ABD tarafsızlık konumunu değiştirerek NATO’ya girmeye eğilim göstermiştir.
            Ancak yeni üye girişinde Yunanistan örneğinde çok büyük bir yanlış yapan Türkiye bu defa bu iki ülkenin NATO’ya girişlerini veto edeceğini belirtmiştir. Durum açıktır. Böyle bir NATO gibi ittifakta, ittifak ortaklarının birinin toprak bütünlüğüne ve siyasi varlığına göz dikmiş PKK ve PYD gibi terör örgütlerinin silahtan füzeye kadar desteği olmuş; ülkesinde beslemiş İsveç ve Finlandiya gibi ülkeleri veto gerçeğini bilmelerine rağmen, üyeliğe başvurmaları bizzat ABD’nin teşvikiyle olmuştur. Bu her iki ülke maddi manevi ve askeri bakımdan Türkiye’nin varlığına düşmandırlar. Bu vesileyle tarafsızlık konumu da tarihe karışmıştır. Anlaşılan Finlandiya ve özellikle İsveç ülkesinde ve ülkesi dışında terör örgütlerine imkanlar sağlayarak bir NATO müttefiki ülke olamayacağını ispat etmiştir. Türkiye’deki harekatlarda teröristlerin yaşadığı mağaralarda İsveç malı silahlar bulunmuş, birçok belge ele geçirilmiş ve bunlar başta İsveç olmak üzere yetkililerinin yüzüne çarpılmıştır. Türkiye’ye düşen görev haklı tavır ve politikasını sürdürmek ve kararında ısrarlı olmaktır. Tabii asıl teröre destek konusunda ABD esastır. Bu ülke benim kara kuvvetim dediği terör örgütünün peşine takılmış, itibar kaybetmiş ve bu örgüte içgüveysi gitmiştir. Bundan dolayı dost ve müttefik Türkiye gibi bir ülkeyi değil; terör örgütünü kullanmayı uygun bulmuştur. ABD’nin terör örgütüne içgüveysi gittiği yeni değildir. Yıllardır bu ülke güney komşumuz haline gelmiştir ama; Türkiye’nin samimiyetini anlayamayan günlük politikaların peşine düşmüştür.
            Şimdi konuyu buradan çok önemli bir konuya doğru yönlendirelim. ABD’nin dostlukla bağdaşmayan düşmanlık politikası Türkiye’de bazı aydınları ve daha ziyade sol taraftan beslenen çevreleri ABD düşmanlığından kaynaklanan bir NATO düşmanlığına itmiştir. NATO’dan çıkılmalı şeklindeki görüşler bugün temelden yıkılmıştır. Yıllardır ifade ettiğimiz gibi Türkiye’nin konumu, dost ve düşman ülkeler göz önüne alındığında Türkiye NATO’dan çıkmadan NATO içinde mevcut anlaşmalara uygun olarak faaliyet gösterebilmeli; ABD’ye ve NATO’ya karşı da kendini koruyabilmelidir. Türkiye’nin isteğine bağlı olarak NATO’dan çıkılabilir; ancak NATO üyeliğine bunu fırsat bilen ne kadar Türkiye düşmanı ülke veya ülkecik varsa; bunu fırsat bilerek üyelik müracatı yapabilir. Bu ülke veya ülkeciklerle en ufak bir çatışmada bu defa Türkiye’ye karşı NATO’nun beşinci maddesi kullanılabilir. Bu durumda 15 Temmuz 2016 ABD güdümlü darbe ve işgal teşebbüsünün arkasındaki güç dolaylı değil; doğrudan ve açıktan ortaya çıkabilir. Artık Türkiye’nin veto hakkı da söz konusu olamayacağından Türkiye’ye karşı rahat at oynatılabilir ve güvenliğimiz büyük tehditlerle karşılaşabilir. Bu bakımdan, 12 Eylül 1980 sonrası Yunanistan gibi şımarık ve onun bunun taşeronu olmuş bu ülkenin NATO’nun askeri kanadına girişinde Kenan Evren Paşa’nın ne kadar büyük affedilemez yanlışlar yaptığı rahatlıkla ortaya çıkar. Demek ki, bir telefon emri ile NATO’ya evet dedik ve kendi elimizle dağ gibi sorunlar yarattık.
            Türkiye’de aydınlara ve siyasetçilere düşen görev ülkenin değişik yönlerden kuşatıldığı günümüzde geçmişi düşünerek Balkan Savaşı’ndaki yenilgi ve dağınıklığımızın üzerinde durmak ve acı yenilgimizi tekrar düşünüp, yaptıkları işin öyle pek de faydalı olmadığını görebilmek ve tarihi tekerrür ettirmemektir.

            Not: Vatan toprağı olan Hatay’ın milli sınırlarımıza dahil edilmesinde ve bunun devam ettirilmesinde büyük payı olan rahmetli Tayfur Sökmen’in bir anıtını geliniz Hatay’da uygun bir yerde açalım.
http://www.kocaeliaydinlarocagi.org.tr/Yazarlar/YazarDetay/3


FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum