Sınav kaygısı ve ebeveyn tutumları - İlayda TAŞKESER

Sınav kaygısı ve ebeveyn tutumları - İlayda TAŞKESER
24 Şubat 2021 - 17:02

İlkokul ile hayatımıza giren önemli bir kavram 'sınav', beraberinde sınanmak duygusunu da bizlerle tanıştırıyor. Zaman içinde, eğitim hayatımız sürdükçe anlamını güçlendirerek farklı şekillerde karşımıza çıkıyor. İlkokuldaki yazılılarımız, adımlarımız ilerledikçe sınavlar kümesi olarak bizleri bekliyor.

İlk eğitim hayatımızda küçük adımlarla tanıştığımız bu kavram kariyerimizde de bizlerle oluyor. İyi bir not almak amacıyla başladığımız sınava girmek eylemi çok daha ileriki yıllarda kıdem almak amacına ve çok daha fazlasına evrilebiliyor. Yıllar içinde yaşanan tecrübe sınav heyecanını minimum düzeylere indirgese de kaygıyı sıfırlayamıyor.

Sınav kaygısı dendiğinde ise akla ilk gelen üniversite sınavları oluyor. Sınava hazırlanan yaş grubunun gelişim dönemi ve sınavın aday için içerdiği anlam sınav kaygısını gözle görülür bir şekilde arttırıyor. Ergenlik döneminde olan adaylar sınava hazırlanırken birçok kaygılı düşünceyi zihinlerinde taşıyorlar. Yaşanan bu maraton, ergenlik emareleriyle baş etmeye çalışan, kimlik arayışında olan, fiziksel ve zihinsel değişimler yaşayan birey için ekstra bir baş etme ve başarmaya çalışma noktası oluyor. ''Ya istediğim yeri kazanamazsam', 'Ya odaklanamazsam', 'Ya yetiştiremezsem' gibi sözler bizlere yaşanan kaygının mesajlarını veriyor. Birey için bu sözlerin zihindeki yankısı ailenin hedeflerini tutturamamak, onları hayal kırıklığına uğratmak ve diğerlerinden başarısız olmak olarak duyuluyor. Bu kaygılı hal ise sınava yapılacak olan hazırlığın kalitesini düşürüyor. Kaygı duygusu sınava hazırlanan yaş grubunda kendini çeşitli somatizasyonlarla da gösteriyor. Somatizasyon; tıbbi bir sebebi bulunmayan fiziksel semptomlar olarak tanımlanıyor. Yani yaşanan mide bulantıları, terleme atakları, baş dönmesi ve nefesin düzensizliği gibi belirtiler bu kaygının fiziksel göstergesi olarak görülebiliyor. Bu semptomları yaşayan aday bedensel olarak da bir yorgunluk yaşadığından sınava istediği yatırımı yapamıyor.

Kısır döngü gibi düşünebileceğimiz bu sisteme şöyle bakabiliriz; deneme sınavına çalışamadım -deneme sınavım istediğim gibi geçmedi- (gerçek sınavda da böyle olacak kaygısı) - mide bulantısı-midem bulandığı için deneme sınavına yine hazırlanamadım- deneme sınavım istediğim gibi geçmedi.

 Sebep ve semptom değişse de yaşanan bu döngü kendini tekrarlamaya meyilli hale geliyor. Adaya içinden çıkılamaz bir döngüye girmiş gibi hissettiriyor ve sınavdaki başarı beklentisini düşüyor.

 Yaşanan tüm bu durumlarda önemli bir etmen de ebeveyn tutumları oluyor. Ebeveynlerin sınava çalışan bireyi koşulsuz desteklemesi ya da duyarsız kalması, istediği her imkanı sunması ve sunmaya çalışması, gereğinden fazla verici olması ya da bir yatırım yapmaması kaygıya nasıl etki ediyor bir düşünelim.

Sınav kaygısı yaşayan birey sunulan sonsuz destek karşısında sınavdaki başarıyı kendisi için atacağı bir adımdan ziyade aileyi tatmin etmek ve onların bu çabasına karşı vereceği bir teşekkür olarak görmeye başlıyor. Aslında sınav aday için anlamını değiştirmeye başlıyor. Sonrasında gelen kaygı hayatım için istediğim o adımı atabilecek miyim sorusundan ziyade ailemin beklentisini karşılayabilecek miyim sorusuna dönüşüyor. Her birey için bambaşka gelişebilecek bu süreçte kaygıları değerlendirme noktasına gelindiğinde bu ikilemler sıkça karşımıza çıkıyor.

Ebeveynler tarafından sıkça duyulan 'Her istediğini yapıyorum sen yeter ki kazan.' gibi söylemleri düşünelim. Bu sözlerle karşılaşan birey sınavı kendi hayatının bir adımından çok aileye karşı verilmesi gereken iyi bir sonuç olarak düşünüyor.

Destek vermeyen ve duyarsız ebeveyn tutumunda ise birey kendini yalnız hissediyor ve paylaşamadığı tüm olumsuz duygular baskılandıkça daha da büyüyor.

Peki ne yapmak lazım? Aileler sınava hazırlanan çocuklarına nasıl destek olmalı? Onların iyiliği için yapılan şeyler bir kaygıya nasıl sebebiyet verir?

''Sınav'' konusunu yanından imtina ile geçilecek bir konu değil her aşamanın ve hissedilen tüm duyguların konuşulabileceği bir konu haline getirmemiz gerekiyor. Bunu normalleştirmek olarak düşünebiliriz. Öncelikle aile olarak sınavın ne demek olduğu, nasıl bir anlam içerdiği konusunda birey ile hemfikir olmak gerekiyor. Sınava girenin ebeveyn değil birey olduğu ve doğal olarak kaygıyı en çok hissedenin birey olduğu önemli bir nokta oluyor. Ebeveynlerin bu süreçte büyük rolü olduğu fakat bu rolün gerektiği kadar destek ve doğru yönlendirme adımlarıyla gerçekleştirilebileceği unutmamakta fayda olduğu görünüyor. Ebeveynlerin kendini çocuk üzerinden gerçekleştirmekten ziyade, çocuğun bu süreci kendi benliği için en iyi şekilde yönetebilmesine destek vermesi önemli bir nokta. En iyi öğrenmenin; örneği görerek gerçekleştiği hesaba katılırsa, çocuklara iyi bir örnek olmanın en avantajlı ve sağlıklı yol olduğu akılda tutulmalı. Sınav kaygısının sebep olduğu tüm zihinsel ve fiziksel yakınmalar aile ile şeffaf bir şekilde paylaşılmalı.

'Sınav için kaygı duyuyorum.' diyen ya da bunu hissettiren bir bireye, neden soruları cevabı yargılanmadan sorulmalı. Cevaplar tartışılmalı.

 Bu durumu yönetmek ebeveyn ya da birey için çözülemez olarak hissedildiği noktada psikoterapi süreçleri devreye girebiliyor. İhtiyaca yönelik planlanan psikoterapi süreçleri bu süreçleri en sağlıklı şekilde yönetmeye yardımcı oluyor.

Kendinize iyi bakın...

Kaynak: Sınav kaygısı ve ebeveyn tutumları - İlayda TAŞKESER

Bu haber 7513 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum