Pergamon kütüphânesi - TANER AY

Kültür tarihi araştırmacısı Taner Ay “Pergamon Kütüphânesi’nin kimin eseri olduğuna dâir bir kayıt yoktur. Ancak sırf Strabon’un “kitaplıklar yaptırdı” ifâdesinden dahi, kütüphâne binâsının II’nci Eumenes döneminde inşâ edildiğini biliyoruz” diyor.

Pergamon kütüphânesi - TANER AY
27 Ekim 2020 - 16:56

Pergamon şehir ismi, “Telephos” ve “Pergamos” efsânelerinde görülür. “Telephos” efsânesindeki Telephos, Herakles’in ve Auge’nin oğullarıdır. Mysia’daki Teuthras, onu kızı Argiope ile evlendirip, tahtına vâris yapar (Pierre Grimal, Mitoloji Sözlüğü, s. 772, 1997). Efsânenin bir şeklinde, Telephos, Teuthrania’dan sonra Pergamon’u kurup, şehrin ilk kralı olurken, annesi Auge de Pergamon’a Athena kültünü getirerek tanrıçanın oradaki ilk rahibesi olacaktır (Wolfgang Radt, Pergamon, s. 22, 2002). “Pergamos” efsânesindeyse, Pergamos, Neoptolemos’un ve Andromakhe’nin en küçük oğulları olup, Pergamon şehrine ismini veren kahramandır. Bu efsânenin bir şekline nazaran, annesiyle birlikte Batı Asya’ya gelen Pergamos, Teuthrania şehrinin kralı Areios’u öldürüp, onun yerine geçerek, kurulan şehre kendi ismini vermiştir. Efsânenin bir başka şeklindeyse, komşu halkların saldırısına uğrayan Gyrnos’un yardımına gelir. Bu nedenle, Telephos’un torunu Gyrnos, Pergamos’u ödüllendirmek için, şehirlerinden birine onun ismini verir ve bu şehir o günden itibâren Pergamon olarak anılmaya başlar ( Pierre Grimal, Mitoloji Sözlüğü, s. 629, 1997). Bu efsâneler hiçbir târihî kaynağa dayanmamakla birlikte, Pergamon Sunağı’ndaki Telephos frizi, bu bölgeye göç eden ilk Yunanlılar’ın önce Teuthrania’ya, ardından da Pergamon’a yerleştiklerine dâir fikir vermektedir. Bu frizlerdeki resimlerin hikâyâtı Wolfgang Radt’ın Pergamon isimli eserinden okunabilir (s. 175-177, 2002).

***

Pergamon şehrinin ilk târihî kaynaklarından biri Ksenophon’un Anabasis isimli eseridir. Anabasis’te, on binleri Pergamon’da Gongylos’un karısı Prenses Hellas’ın karşıladığını okuruz (7. VIII. 8). Gongylos ailesi bir asır kadar önce Euboia’daki Eretria şehrinden gelip, Pergamon’a yerleşen soylulardı. Büyük İskender’in devrinde, Pergamon asıl Barsine nedeniyle kayıtlara geçer. Plutarkos’un, güzelliğinin yanı sıra Yunan kültürü almış zekî ve sohbeti tatlı bir kadın olarak tanıttığı Barsine, M.Ö. 333 yılında Damaskos’ta esîr iken, Parmenion sayesinde Büyük İskender’in odalığına yükselmişti (Paralel Hayatlar, “İskender”, 21. 4). Büyük İskender onu ve ondan olma oğlu Herakles’i, Pergamon’a yerleştirmiştir. Barsine ile Herakles, yaklaşık olarak M.Ö. 327 veya 324 yılından, M.Ö. 309 yılına kadar Pergamon’da âdetâ gözlerden uzak bir şekilde yaşarlar. Iustinus, Büyük İskender öldüğünde, Barsine’nin ve Herakles’in Pergamon’da bulunduklarını kaydedilmiştir (XIII. 2. 7).

 Arkeolojik araştırmalarda, Pergamon’da, M.Ö. 3’üncü ve 2’nci bin yıllarındaki bir yerleşimin varlığını kanıtlayacak buluntuya rastlanmamıştır. Muhtemelen, mükerrer inşâât, Yunan öncesi dönemden bir emâre bırakmamış olabilir. Bununla birlikte, bölgenin, M.Ö. 1’inci binin başlarındaki göçlerden önce dahi hayli karışık bir nüfusu barındırdığı tahmîn edilmektedir. Homeros, Teuthrania topraklarından Keteiler denen bir halkın Truva Savaşı’na katılmış olduklarını belirtir (Odysseia, XI. 521). Wolfgang Radt’a göre, bunlar, muhtemelen Hititler’in en batıdaki kollarından biriydi. Keteiler, M.Ö. 2’nci binin başlarında Pergamon’un az batısındaki Teuthrania topraklarına yerleşmiş olsalar bile, en geç M.Ö. 1’inci bin yıllarındaki göçlerle gelen Thrako-Phryg halklarıyla karışarak etnik kimliklerini ve müşterek târih hâfızalarını kaybetmiş olmalıdırlar (Pergamon, s. 21, 2002). Teuthrania--Pergamon civârında, Herodot Târihi’nde Lydialılar ( I. 93-95), Strabon’un Coğrafya’sında Meionialılar, Lydialılar, Maionialılar, Arimler, Phrygler, Karialılar ve Mysialılar (XIII. IV. 5-12), W. M. Ramsay’ın Anadolu’nun Târihî Coğrafyası’nda ise Mosteniler (B. 16), Hyrcaniler (B. 15) ve Masdyenoiler ( B. 22) gibi halklar sayılır.

Aioller soyundan olan ilk Yunanlılar’ın M.Ö. 1’inci binin başlarında Teuthrania-Pergamon bölgesine gelip yerleştikleri kesindir. Kaynaklar yetersiz olmasına rağmen, Erken Pergamon nüfusunda kesintisiz bir biçimde büyük etnik değişikliklerin vuku bulduğuna ve şehrin Philetairos dönemine kadar da (M.Ö. 281-263) pek önem taşımadığı yönünde bir kanâat hâsıl olmuştur. Ama, Pergamon’un inkişafının Philetairos’un krallığında başlamış olmasına rağmen, asıl bilinirliğinin II’nci Eumenos’un krallığında ( M.Ö. 197-159) gerçekleştiği de muhakkaktır. Bunun nedeni Pergamon Kütüphânesi ile orada çalışan ulemâydı.

***

 Antik kaynaklarda Pergamon Kütüphânesi’nin kimin eseri olduğuna dâir bir kayıt yoktur. Bununla birlikte, sırf Strabon’un “kitaplıklar yaptırdı” ifâdesinden dahi, kütüphâne binâsının II’nci Eumenes döneminde inşâ edildiğini biliyoruz ( Coğrafya, XIII. IV. 2 ).  Ancak, binânın inşâ târihi, Pergamon Kütüphânesi’nin tek bir kralın eseri olduğu manâsına gelmiyor. Vitruvius’un yazdığı gibi, Pergamon Kütüphânesi kitapların câzibesine kapılan şehrin krallarının müşterek eseriydi. Çünkü, Pergamon’da kitap toplama işi kütüphânenin inşâından epey önce II’nci Eumenes’in babası ve selefi I’inci Attalos’un krallığında ( M.Ö. 241-197) başlamıştır. Kaynaklarda, Pergamon, İskenderiye’den sonraki en önemli kütüphâne şehri olarak geçer. Plinius’un Varro’dan aktardığı şekliyle, iki kütüphâne arasındaki rekabet asırlar boyunca devâm etmiş ve kitap toplama hırsı aralarında büyük bir husûmete neden olmuştur (Doğa Tarihi, XIII. xxi - xxvii). Bu husûmete rağmen, İskenderiye Kütüphânesi ile Pergamon Kütüphânesi arasında çok önemli bir farkın bulunduğunu da Vitruvius’un “ad communem delectationem” ifâdesinden anlıyoruz. Vitruvius’un “müşterek zevk için” manâsına gelen bu ifâdesine nazaran, Pergamon Kütüphânesi, rakîbi İskenderiye Kütüphânesi’nin aksine, herkesin kullanımına açık bir kütüphâneydi. Karystoslu Antigonos, İlionlu Polemon, Kyzikoslu Neanthes, Biton, Pergeli Apollonios, Sudines, Musaios, Leskhides, Malloslu Krates, Rhodoslu Panaitios, Apollodoros, Kolophonlu Nikandros, Karystios, Dionysius Attikus, Zonas Diodorus ve Genç Diodorus gibi ulemânın ve şuarânın hepsi Pergamon Kütüphânesi’nde çalışmışlardır. 

Plinius, İskenderiye Kütüphânesi le Pergamon Kütüphânesi arasındaki rekabet yüzünden papirüs ihrâcâtının yasaklandığını, bunun da parşömenin (“pergamena”) keşfine neden olduğunu yazmıştır ( Doğa Tarihi, XIII. xxi - xxvii ). Ancak, “pergamena” kelimesinin kökeni Pergamon olmasına rağmen, papirüs ihrâcâtının durmasının asıl gerekçesinin iki kütüphâne arasındaki rekabet olmaması gerekir. Papirüs ihrâcâtının, M.Ö. 170 ile 168 yıllarında Antiokhus Epiphanes’in Mısır’a savaş açmasıyla durduğu anlaşılmaktadır. Papirüs sıkıntısı üzerine parşömenden yaygın bir biçimde faydalanılmaya başlanmıştır. Kaldı ki, parşömen, çok eskiden beri yazı malzemesi olarak zâten kullanılıyordu. Parşömenin aslı hayvan derisidir. Herodot Târihi’nde, İonialılar’ın, papirüs az bulunduğundan, eski bir geleneğe uyarak, yazılarını koyun ve keçi derisi üzerine yazdıkları belirtilmiştir ( 5. 58 ). Pergamon Kütüphânesi’ndeki kitapların, bilhâssa M.Ö. 170 ile 168 yılından sonra toplananlarının çok büyük bir kısmı, parşömene yazılmış kitaplar olmalıdır. Bu da, Pergamon Kütüphânesi’ndeki kitapların İskenderiye Kütüphânesi’ndeki kitaplardan daha az olduğunu düşündürtmektedir. Çünkü, deriye dayalı üretimin papirüse dayalı üretime nazaran mâliyeti çok yüksekti. Akademik çalışmalarda sıklıkla kullanılan bir hesâplamaya göre, İncil’in tamamı için 500 kadar buzağının derisi gerekiyordu. Plutarkos, M.Ö. 41 ile 40 yılları için 200 bin rakkamını verdiğinden, mümkün değil ama, bir ân için hepsinin parşömenden olduklarını farz edelim, aynı hesâplama yöntemiyle, 200 bin kitap için 5 milyon ile 19 milyon arasındaki buzağının derisinin kullanıldığı sonucu ortaya çıkıyor. Bu sayının koyunda ve keçide çok daha fazla olduğu muhakkaktır. Pergamon bölgesinin iktisâdî coğrafyası dikkate alındığında, bu kadar hayvan derisinin temîni imkânsız gibidir. Papirüs ihrâcâtının durması, Pergamon Kütüphânesi’nin ancak kitap toplama işinde eski hızını kaybetmiş olabileceğine işâret edebilir.

***

Plutarkos’un, Paralel Hayatlar isimli eserinde, Pergamon Kütüphânesi’nin muhtemelen sonunu Marcus Antonius’un Kleopatra’ya kütüphâneden 200 bin kitabı hediye etmesine târihlendirmesi, elbette dikkate değerdir ( “Antonius”, 58. 5 ). Ancak, böyle bir vak’a kesinlik kazanmamıştır. Horst Blanck’ın da yazdığı gibi, Plutarkos bile kaynak Calvisius’un kötü niyetli bir dedikoducu olduğunu söylüyorsa, bu hikâyeyi asılsız bir rivâyet olarak görmemiz ve 200 bin rakkamına pek itibâr etmememiz gerekiyor ( Antikçağda Kitap, s. 165, 2000 ). Kütüphâne, muhtemelen III’üncü Attalos’un M.Ö. 133 yılındaki ölümünden sonra başlayan Roma döneminde, eski önemini kaybetmişti. III’üncü Attalos’un, Pergamon’u Roma’ya vâsiyet etmesine rağmen, senatonun bu mirâsa el koymasının birkaç yıl geciktiğini biliyoruz. Ancak Aristonikos İsyânı’nın M.Ö. 129 yılında tamamiyle bastırlmasından sonra, Pergamon, Roma’nın Asia Eyaleti’nin bir şehri olacaktır. Şâyet Plutarkos’un M.Ö. 41 ile 40 târihlendirmesi doğruysa, ulemânın eski rağbeti olmasa dahi, kütüphânenin Roma döneminde bir süre daha faâl olduğunu düşünebiliriz. Ulemânın Pergamon Kütüphânesi’ninden uzaklaşmalarına kütüphâne yöneticilerinin neden olup olup olmadıkları husûsu da ayrı bir muammâdır. Onların hepsi Athenodoros Cordylion gibi şâibeli  yöneticiler ise, bilimin ve sanatın Pergamon Kütüphânesi’nden kaçması olağandır.

Carl Humann’ın ve Alexander Conze’nin kazılarıyla ortaya çıkan kütüphâne, gerçekten Pergamon Kütüphânesi midir, emîn değilim. Bir ân için kaynaklardaki 200 bin rakkamının doğru olduğunu varsayarsak, 4.5 metre raf yüksekliğinde, buranın 200 bin kitabın ancak onda birini alabileceğini hesâplanmıştır (Wolfgang Radt, Pergamon, s. 166, 2002). Ayrıca, kitap rafları, duvarlardan 50 santim uzaklaştırılmış bir podyum üstünde olsalar dahi, binânın büyük pencereleri yüzünden  kitapların Pergamon’un kışında korunmaları pek mümkün görünmemektedir. Belki de efsâne kütüphâne bir Gymnasion’daydı. Çünkü, Pergamon, Hellenistik dünyanın muhtemelen en büyük Gymnasion’una sâhip şehriydi. Sayısı bilinmesine rağmen, ne yazıktır ki şehrin çok sayıdaki Gymnasion’unun yerlerinin tek tek saptanması, bugüne kadar hâlâ çözülememiş bir sorun olarak durmaktadır.

Kaynak: https://www.karar.com/gorusler
 


Bu haber 442 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum