Osman Çakmakçı: Şiir ve hakikât ilişkisi: Hakiki söz

Osman Çakmakçı: Şiir ve hakikât ilişkisi: Hakiki söz
16 Eylül 2021 - 17:59

Benim ve kızımın teyzoşu Tebessüm Ayşe Sarp için

Hakikat x Gerçeklik

Hakiki x Sahte

Örtüşme x Örtüşmezlik

Yaşantı x Kurgu

Yaşantıların kurgulanması

Kurgulanmış yaşantı

Hakikat ne ola ki? Onu nasıl tanımlayabiliriz. Ben bunun içinden şöyle çıktım: Hakikat, biçim ile öz’ün tam olarak, hiçbir fire vermeksizin, en ufak bir boşluk bırakmaksızın tam olarak örtüşmesidir. Hani şöyle derler ya: Özü sözü bir adam! Ya da içi dışı bir! Yani iç ile dış’ın bir ve tek olmasıdır. Hakikat işte budur. Hakikat sırf görünüşe bakmaz, görünüş ile oluş’un bir olmasına da bakar. Hakikat’in belki zıttı diyebileceğimiz Gerçeklik ise tüm var olanların sahnesidir. Somuttur. Hakikat’te ise metafizik bir yön var. Hakikat Gerçekliği kapsar, ama gerçekliğin Hakikat’i içerdiğini, kapsadığını söyleyemeyiz. Gerçeklik yeni keşiflerle, icatlarla genişler, değişir, Hakikat ise öz’dür, değişmez. Peki herkes için değişmez, mutlak bir Hakikat’ten söz edebilir miyiz? Elbette ki hayır. Hakikat bir niteliktir. Ve her bir şeyin ve her başka varlığın kendi Hakikati vardır. Bir tek Hakikat yoktur, herkesin ve her şeyin kendi Hakikati vardır. Burada Hakiki ile Sahte karşıtlığına/ilişkisine geliyoruz. Tıpkı ‘hakiki altın x sahte altın’ örneğinde olduğu gibi. Sahte altın, hakiki altına benzeyen, ama işte hakiki altın olmayan şeydir. Çeşitli bir takım yöntemlerle sahte altın hakiki altından ayırt edilir. Hakiki altının özü ile biçiminin tam olarak örtüştüğünü, ama sahte altında öz ile biçimin, görünüşün örtüşmediğini söyleyebiliriz. Burada görünüş ile öz birdir. Özü sözü bir olmakta olduğu gibi.

Elbette bütün sanatlar gibi şiir de Hakiki-olanın peşindedir, onu arar. Ama her arayanın onu bulacağı kesin değildir. Bunun bir garantisi yoktur. Buna bağlı olarak diyeceğim ki, Hakiki-olanın ifade edilmesine en yakın sanat ya da mefhum şiirdir. Zira şiirin basılı olduğu sayfa ile göz arasında hiçbir aracı yoktur. Şiir direkt gözler ve kalp aracılığıyla varlığa nüfuz eder. Mutlak bir yalnızlık, mutlak bir ruh ve mutlak bir karşılaşma vardır okumada. Okuduğunuzda okuduğunuz sözcükler dosdoğru varlığınıza nüfuz eder. Peki müzikte, resimde böyle mi? Hayır, değil. Müzik kulak aracılığıyla seslerin bileşimi olarak bize çarpar, bize etkide bulunur ve biz bu sesleri daha sonra imgelere ve duyarlıklara dönüştürürüz. Önce duyar, sonra dönüştürürüz. Resimde de öyle: Figürler ve renkler bizde kendi aracılıklarıyla etkide bulunup duygu oluştururlar. Şiir ise direkt varlığa nüfuz eder. Arada bir aracı yoktur. Ne zaman şiirin ritmi nabzımızla örtüşür o zaman hakiki bir şiirle karşı karşıya kaldığımızı anlarız. Ne zaman bir şiir nabız atışına uygun bir ritme ve tempoya kavuşur o zaman hakiki bir şiir haline gelir. Bu nabız ve ritim kelimelerden çok sessizliklerden oluşur, yansır.

Gerçeklik ve daha sonra da Hakikat nasıl oluşur? (Bazen, çok nadir de olsa, Gerçekliği ve Hakikati biz oluştururuz. Bu şiirsel bir yaratımdır, bu Hakikati oluşturmak..) Gerçekliği ve Hakikati nasıl duyumsarız? Gerçekliği duyumsamanın ilk aşamasında temas vardır. Yani temas etmek; dokunmak, duyularımızla algılamak. Örneğin, elimizi ateşe tuttuğumuzda yanar ve acı çekeriz. Burada, ilk aşamada, acı, yani duygu/his oluşur. Bundan sonra da düşünce yani kavram oluşur. Bu şekilde ateşin yaktığını öğreniriz. Bu gerçek bilgidir. Eğer bize bir başkası “Sakın elini ateşe tutma, elin yanar ve çok acı çekersin,” dese bu malumattır. Öğrendiğimiz ama tecrübe etmediğimiz bir şeydir. Malumat başka, bilgi başkadır. Bilgi ancak deneyim ve yaşantıyla elde edilir. Bilgi dediğim, gerçek ve hakiki bilgi. Başlangıcında temas olmayan hiçbir hakiki bilgi ve Hakikat mefhumu oluşmaz. Demek ki Hakikat’in oluşması, ona erebilmek için temas gerekir: Duyularla algılama. Diyelim ki elleri hissetmeyen bir adam ateşe dokunsun ve elleri yandığı halde acı/yanma duygusunu hissetmesin. İşte onun için bilgi ateşin yakmadığı bilgisidir. Çünkü eli yandığı halde yanma hissini hissetmez. Çünkü eli hissizdir. Duyularla algılanmayan hiçbir şeyin gerçekliği olamaz. O kişi için bilgi budur, ateşin yaktığı ise malumattır. Tabii bunu şiire bağlı olarak söylüyorum. Şiir yaşantıdan ve duyudan fışkırır. Düşüncenin taşıyıcısı olan kavramlar soluktur, ferleri yoktur. Şiir, kendi bilgisini ancak yaşantılarla elde eder. Bu bilgiler kanlı canlıdır.

Peki, şimdi doğrudan temas mümkün mü? Bu her zamankinden daha az. Zira, daha önce de çeşitli defalar söylediğimiz gibi, hayatın dijitalleşmesiyle birlikte, bedensel temas neredeyse yok olmakla yüz yüzedir. (Kovid salgınıyla birlikte, ne ironiktir ki, sosyal mesafe çağrıları gereği, insanlar birbirlerinden iyice uzaklaşmış, temas neredeyse ölümcül bir tehlike halini almıştır. Bu bağlamda Kovid salgını kapitalistlerin ekmeğine yağ sürmüş, onların toplum ve yaşam anlayışı, insanları tekleştirme ve yalnızlaştırma arzusu karşılığını bulmuştur. Halbuki temasın yani ilişkinin olmadığı yerde yaşam yok olur, yeni yaşam imkânları ortadan kalkar, temas olmadan eylem ve akışkanlık olmaz. Temasın olmadığı yerde düşüncelerin ve vehimlerin kontrolü altına girer, durağanlaşır. Manastıra kapanmış keşiş mutlu olmaz, amacı mutsuzluktan kaçmaktır, ne var ki mutsuzluk göze alınmadan mutluluğa yani yaşama ulaşılamaz. Manastıra kapanan münzevi yaşamıyordur, o dışarıdan gelebilecek etkilere karşı kendini kapatarak, yaşamasızlığa kendini mahkûm eder. Yaşamın olmadığı yerde acı da yoktur. Ama mutluluk da yoktur. Acı hayatın kaçılacak yanlarından değil, tam aksine mutluluk gibi hayatın gerçeklerinden biridir ve yaşadığımız her duygu gibi bizi zenginleştirip olgunlaştırır.) Hayatın doğallığında temas, dokunma, karşılaşma, tesadüf ve hareket vardır, eylem vardır. Hayat ve elbette şiir bu ortamda hayat bulur, var olabilir. Bu durumda şiir için en önemli şey, içinde devindiği ortam olan dil ile ilişkisidir. Hakiki söz dili süslemez, ona makyaj yapmaz, aksine onu yalınlaştırır, plastiktense ilksel ve doğal ahşabı tercih eder. Bu nedenle, dili yalınlaştırmak, şiirin kendini görünür kılmasının vasıtası olan dili fetişleştirmek yerine onu sadeleştirip seyreltmekle olur. Çünkü dil en çok yalın olduğu hal içinde varlığa yakınlaşır. Dil ile varlık, dil ile imge arasına gereksiz fazlalıklar koymaktan kaçınmak gerekir. Dili metalaştırmak, imgeyle, hakikatle ilişkisini engelleyecek bir engel haline getirmemek için şeffaflaştırmak gerekir. Dil ne kadar şeffaflaşırsa imge/varlık/Hakikat o kadar görünür hale gelir. Hakikat aracısız konuşur: Kendi diliyle.

Peki günümüzde içinde bulunduğumuz durum nasıl? Dünya şiiri giderek uzmanlaşmaya doğru gidiyor. Teknolojik gelişmelerden yararlanarak yeni bir dil bulmaya çalışıyor. Teknolojiden yararlanarak ulaşılan dil, doğası itibarıyla, mecrası teknoloji olduğu için teknolojik dildir. Teknoloji, tamamıyla icada dayandığı için ve tamamıyla insanın kaderinden koptuğu için, onun dilini ona karşı kullanmak gibi bir seçeneğin olduğunu düşünmek hayale kapılmaktan başka bir şey değildir. Teknoloji doğası gereği şiire karşıttır; şiiri kusar. Ayrıca şiirde günümüzde duyarlıktan ziyade zihinsellik öne çıkmıştır. Deneyle dil katında, malzeme katında yapılmaktadır. Ne var ki Rimbaud’nun da nerdeyse 150 yıl önce söylediği gibi deney varlıkta yapılır, algıların değiştirilmesiyle, bozulmasıyla mümkün olur, hedefine ulaşabilir. Dil’e değil, Dil’in gönderdiği Varlık’a bakmak gerekir. Ve Dil’in gönderdiği Varlık’ı nasıl en hakiki haliyle gösterebileceğine odaklanmak, kafa yormak gerekir. Şimdi Hakiki Söz’ü bulmak eskisinden çok daha zordur. Sadece coşku, ilham yetmez, bir virtüözün şaşmaz tekniğine, duyguyla tam olarak örtüşen hatta onu doğuran tekniğine tam olarak hâkim olmak gerekir.

Ülkemizdeki son dönem şiire ilişkin bir yazıyı önümüzdeki günlerde yazacağım. ‘İleri şiir’ olmaz, ‘Hakiki söz’ olur.

https://www.karar.com/yazarlar/osman-cakmakci

 

 
Bu haber 172 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum