Nedim Kuteyş: İran nükleer anlaşmasını neler bekliyor?

Nedim Kuteyş: İran nükleer anlaşmasını neler bekliyor?
26 Ocak 2021 - 17:48

Washington’un İran nükleer dosyasıyla ilişkilerinde meydana gelecek acil değişiklikleri tahmin etmek zor. Aday Joe Biden, eski Başkan Barack Obama yönetimi tarafından 2015 yılında imzalanan ve yine eski Başkan Donald Trump’ın 2018’de çekildiği anlaşmaya geri dönmeyi planladığını kararlı bir biçimde ifade etmişti

Bununla birlikte, Başkan Biden, aday Biden’den farklı olarak, bir pozisyon sahibi değil, pragmatik bir karar alıcıdır. Kararlarını, siyasi tutumlar değil, siyasi ve teknik gerçekler yönetir. Siyaset başka, politikalar başka bir şeydir.

Nükleer anlaşmanın ilgili taraflarının yol haritası ve pozisyonları nedir?

1- ABD:

a- Biden yönetimi, daha geniş bir anlaşmaya ulaştıracak bir platform olarak nükleer anlaşmaya geri dönmeyi planladığını yineledi. Ancak bunun için İran’ın anlaşmanın getirdiği ve son haftalarda ihlal etme konusunda oldukça ileri gittiği yükümlülüklerine geri dönmesini şart koştu. İran ise yükümlülüklerine geri dönmek için Biden yönetiminin Trump’ın uyguladığı tüm yaptırımları kaldırılmasını şart koşuyor ki, bunun önünde sayısız engel var. Trump’ın yaptırımları İran’ın nükleer programının yanı sıra, insan hakları ve terör dosyalarıyla bağlantılı yaptırımları da içeriyor. Dolayısıyla Biden yönetiminin bu konularda geri adım atması pek olası değil. Bu başlangıç noktası, yumurta ve tavuk bilmecesi gibi, yani öncelikler belirlenip 2015 anlaşmasına dönmek için bir yol haritası çizilene kadar uzun bir zaman geçecek. Bu da bizi Biden yönetimi yetkililerinin son açıklamalarına götürüyor.

b- ABD Senatosu’nda yeni yönetimin İran’a yönelik politikasının üyeler tarafından görüşülmesi ve onaylanması için düzenlenen oturumda, Dışişleri Bakanı Anthony Blinken bu politikanın özelliklerini açıkladı ve kendisine yöneltilen sorulara verdiği cevaplarla bazı önemli tespitlerde bulundu. Dışişleri Bakanı Blinken, Tahran ile daha güçlü ve uzun süreli bir anlaşmaya varmak için yeni yönetimin önünde uzun bir yol olduğunu söyledi. Yönetimin olası herhangi bir anlaşmayı “iniş değil kalkış aşamasından” itibaren bölgedeki müttefikleri ile paylaşıp inceleyeceğinin altını çizdi. Bu, Obama yönetiminin yaptığı gibi, İran’ın nükleer programı dosyasının taraflarından olan Körfez devletleri, Mısır ve İsrail’e dayatılacak sürprizler olmayacağı anlamına geliyor. Ulusal İstihbarat Direktörü Avril Haines gibi Blinken de Biden yönetiminin, müzakerelerde balistik füze programı ile Tahran’ın yürüttüğü istikrar sarsıcı faaliyetler meselelerinin de ele alınmasında kararlı olduğunu vurguladı.

c- Aday Biden’ın aksine, Başkan Biden ayrıca Trump’tan miras aldığı Ortadoğu’daki siyasi gerçekliğin avantajlarını mutlaka objektif bir şekilde değerlendirecektir. Bu avantajların başında, yaptırımların, İran’ı “daha uzun ve daha güçlü” bir anlaşma imzalamaya teşvik etmek için ABD’nin eline onun üzerinde ciddi bir baskı kurma kozu vermesi geliyor. Bunu destekleyen sesler arasında Biden’ın çevresindeki en önemli isimlerden, 2015 yılındaki anlaşmaya karşı çıkan ve Obama’ya karşı sert bir siyasi savaş yürüten az sayıdaki Demokratlardan biri olan Senato’daki Demokrat çoğunluğun Lideri Chuck Schumer da var.

d- ABD içinde de Biden yönetimi, acil çözüm bekleyen bir dizi sorunla meşgul olacak. Bu sorunların en önemlisi, 400 binden fazla Amerikalının ölümüne yol açan ve 24 milyondan fazla insanı enfekte eden (yani ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’ndaki kayıplarını aşan) korona salgını ve virüsün mutasyona uğramış son hali ile mücadele. Buna, pandeminin ekonomik yansımaları için acilen bir teşvik planın hayata geçirilmesi ihtiyacı da ekleniyor. Bu bağlamda Biden’ın heybesinde, şu ana kadar Demokrat ve Cumhuriyetçi partilerin desteğini almış olsa da, basit olmayan bir yasama süreci gerektirecek 1.9 trilyon dolarlık bir teşvik planı bulunuyor. Biden’ın göreve başladıktan sadece 24 saat sonra salgınla mücadele etmek için 10 kararname imzalamasının nedeni de bu. Öte yandan Çin, ABD’nin karşı karşıya olduğu jeopolitik ve ekonomik zorluklar açısından İran gibi diğer sorun ve zorlukları gölgede bırakarak, ilk sırada yer alıyor.

2- İran:

a- İran, nükleer anlaşmadaki yükümlülüklerine dönmeden önce tüm yaptırımların kaldırılmasını şart koşarak çıtayı yüksek tutmakta ısrar ediyor. Dini Lider Ali Hamaney’den Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’e kadar birçok İranlı politikacıdan bu yönde açıklamalar geliyor.

b- İran için nükleer anlaşmanın geleceği tartışmasının, yıl ortasında yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimleriyle aynı zamana denk gelmesi büyük şansızlık. Zira bu, herhangi bir İranlı tarafın anlaşmanın yenilenmesini kolaylaştıracak gerekli tavizleri vermesini, ülkenin karşı karşıya olduğu boğucu ekonomik baskıları hafifletmenin kapısını aralamasını epey zorlaştırıyor.

c- İran’ın uluslararası topluma şantaj yapmasının ve anlaşmayı canlandırmaya yönlendirmesinin tek yolu, 2015 nükleer anlaşmasının taahhütlerini yerine getirmemek gibi görünse de, aslında bu kendi topuğuna sıkmakla aynı. İran, 2015 nükleer anlaşması kapsamında kendisine izin verilen uranyum stokunu 12 kattan fazla aştı. Uranyum zenginleştirme oranını da yüzde 20’ye yükseltti. Bu adımları, Avrupa içinde birden fazla sesi nükleer anlaşmanın ölümünü deklare etmeye sevk etti.

d- Bir anlaşmaya varılması durumunda bile, İran’ın artık fiilen sahip olduğu uranyum fazlasının imha edilmesi için bir takvim belirlenmesi konusunda da bir uzlaşıya varmak için zorlu ve belki de uzun müzakereler gerekecek. İran’ın santrifüj cihazları düzeyinde ulaştığı teknik düzey ve bazı nükleer tesislerde gerçekleştirdiği genişletme ve modernleştirme çalışmalarından bahsetmeye gerek bile yok.

3- İsrail:

a- İsrail, Biden yönetimi ile pozitif açılım ile hiç kimsenin ulusal güvenliği adına karar vermesine izin vermeyeceği mesajlarının karıştığı bir tutum benimsiyor. 2015’te imzalanan nükleer anlaşmanın kusurlarının altını çizmek için ABD içinde şiddetli bir kamuoyu savaşı yürütüyor. Bu bağlamda; eski İsrail büyükelçisi Michael Oren ve araştırmacı Yossi Halevi, “The Atlantic” dergisinde yayınladıkları ortak makalede, Biden yönetimini epey zor bir durumda bırakacak şu soruya da yer verdiler; eğer Trump’ın 2015 nükleer anlaşmasından ayrılması, İran’ın nükleer silah edinmesinin önünü açtıysa, peki bu adım neden İsrail’i ve bölgedeki müttefiklerini endişelendirmedi? İsrail ve müttefikleri, sanki babaları gibi davranan, onların yararına ve çıkarına olanı onlardan daha iyi bildikleri gerekçesiyle hareket edenlerin varmış oldukları anlaşmaları neden kabul etsinler?

b- İster halihazırda görevde olan isterse eski olsun birden fazla İsrailli yetkili, İsrail’in, 1981 ve 2007’de Irak ve Suriye’nin nükleer programları gibi, İran’ın nükleer programıyla da askeri olarak başa çıkmaya hazır olduğunu açıkladı.

c- İsrail, başta BAE olmak üzere 4 Arap ülkesiyle barış ve normalleşme anlaşmaları imzalamasından sonra İran’a karşı tutumunda artık daha güçlü bir pozisyondan hareket ediyor.

4- Suudi Arabistan ve BAE:

a- Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn, Mısır ve diğer Arap ülkeleri, İran’la imzalanacak herhangi bir nükleer anlaşmanın kendileriyle istişare edilmesi haklarını savunmalarının yanı sıra, bu anlaşmanın, İran’ın füze programı ile Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen’de yönettiği mezhepçi milis gruplarla ilgili açık kurallar içermesinde de ısrar ediyorlar. Nitekim, yeni ABD yönetiminden bu iki konuda açık ve net bir taahhüt koparmayı başardılar. Öte yandan, İran bu ülkelerin söz konusu konularla ilgili müzakerelere katılmalarına karşı çıkıyor ve bu başlıkların tamamen bölgesel forumlar çerçevesinde ele alınmasında ısrar ediyor.

b- Bu ülkeler, güvenlik çıkarlarını paylaşan tüm taraflarla iş birliği içinde İran’ın yıkıcı bölgesel politikalarına karşı koyma haklarını savunmakta diretiyorlar.

c- Barış ve normalleşme anlaşmalarının ardından bölgenin önemli ülkeleri ve İsrail açıkça tek sesle konuşmaya başladılar. Bu, pozisyonlarına 2015’te var olmayan bir kuvvet verirken, çıkarlarının görmezden gelinmesini zorlaştırıyor.

d- Arap ülkelerinin İsrail ile açıkça uzlaşmaları, Washington’un Ortadoğu’da kolektif stratejik güvenlik adına İran’ın nükleer programı dosyasında tavizler koparmak amacıyla ilgili ülkelerden her birini köşeye sıkıştırıp onlara şantaj yapmasını engelliyor.

Özetle;

a- ABD ve İran arasındaki diplomasi ve müzakereler başlasa bile ilerlemesi zor ve uzun olacak.

b- İsrail’in İran içindeki güvenlik operasyonları ile İran dışındaki askeri operasyonları devam edecek.

c- Arap ülkeleri, İran nüfuzuyla yüzleşmek ve bölgenin stratejik yeniden yapılandırılmasını tamamlamakta kararlı. Bunun için İsrail ile uzlaşısını Türkiye ve Rusya’yı da kapsayacak biçimde genişletmeye hazır.

d- İran, Irak ve Suriye’de “DEAŞ” tehdidini canlandırmak ve Yemen üzerinden Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını tırmandırmak gibi bölgede gerilimi tırmandıran tepkilerini sürdürüyor.

e- İran, kendisi için nüfuz üreten ve müzakerelerde bir koz olarak kullanabileceği Maşrık (Levant) ülkelerinin çoğundaki kontrolünü ve baskısını artırıyor. Bu ise söz konusu ülkeleri daha da yıpratıyor. Bu nedenle en büyük faturayı Lübnan, Suriye ve Irak ödeyecek.
Nedim Kuteyş
Lübnanlı gazeteci şarkulavsat


KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi
kafkassam.com


FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum